14 Temmuz 2015 Salı

Eğretileme

Edebî Sanatlar 


Mecaza Dayalı Söz Sanatı
İstiare ( Eğretileme) nedir?

“Eğretileme veya diğer adıyla istiare; bir sözün benzetme amacıyla başka bir sözün yerine kullanılması olarak tanımlanmaktadır. (Kudret) Tanımdan da anlaşılacağı üzere benzetme ile eğretileme arasındaki temel fark; eğreti yapılarda belirtilmeyen bir ögenin olmasıdır. Bunun yanında eğretilemelerin deyim aktarmaları olarak nitelendirildiği kaynaklarda vardır. (Korkmaz)  Ancak bizler; eğretilemenin ilköğretim düzeyine uygun en somut tanımını Akalın’ın tanımında görüyoruz:
Bir varlığa ya da kavrama, asıl adını değil de benzediği başka bir varlığın adını vermek sanatı. (Akalın)
Görüldüğü gibi eğretilemelerde; bahsedilen varlık, kendisine özgü bir adla nitelendirilmez. Ya varlığın adından hiç bahsedilmeden, varlığın bilinen adının yerine benzerlik ilgisi kurularak farklı bir sözcük kullanılır ya da varlığın adı söylense dahi mevcut varlık başka bir varlığa benzetilir.”(Ensar Kılıç)

İstiare, "ödünç alma" anlamına gelir. Edebiyatta ise istiare bir diğer adıyla eğretileme, benzetme amacıyla bir kelimenin başka bir kelime yerine kullanma sanatıdır. 
İstiare, "alakası teşbih olan mecaz" şeklinde de  tarif edilir.
Teşbih ve istiare bazen birbiriyle karıştırılır:

Benzetme edatı zikredildiğinde teşbih olduğu aşikardır. "Ali arslandır" ifadesi beliğ bir teşbihtir. "Arslan geldi" ifadesi ise istiaredir.

"Arslan asker" deyimi Teşbih-i beliğ'dir. Çünkü iki öğe ile yapılmıştır. Asker aslana benzetilmiştir. Yani asker benzeyen, arslan ise kendisine benzetilendir. İşte askeri gördüğümüz zaman sadece "Arslanım” dersek istiare yapmış oluruz. Çünkü yalnızca bir öğe ile benzetme yapılmıştır. Asker söylenmemiş, sadece benzetilen öğe olan arslan söylenmiştir.

"Büşra melek gibi iyi bir kızdır." cümlesinde teşbih (benzetme) sanatının tüm ögeleri kullanılmıştır. "Büşra" benzeyen, "melek" benzetilen, "gibi" benzetme edatı, "iyi" ise benzetme yönüdür. Biz bu cümleden "benzeyen" ögeyi çıkartıp başka bir cümle kuralım: "Nasıl iyi anlatamam. Melek gibi bir kız." cümlesinde "benzeyen" öge yoktur. Sadece "benzetilen" öge yani "melek" olduğu için bu benzetme değil istiaredir.
 İstiarede şu üç özellik görülür:

1. İstiare bir mecazdır.
2. İstiarede gerçek anlamda kullanılmadığına delalet eden bir "karine-i mania" vardır.
3. İstiarede teşbih amacı söz konusudur.

İstiare teşbihteki iki öğe olan benzeyen veya benzetilenden sadece biri ile yapılıyor ve yukarıdaki üç özellik mutlaka her istiare çeşidinde bulunuyor.

İstiare, sanatkarın kendisini heyecana kaptırması sonucu yaptığı bir sanat olduğundan heyecana bağlı  mecaz sanatları bölüğündedir. 

***

En fazla kullanılan istiare çeşitleri

1. Açık İstiare (istiare-i musarraha)

Yukarıda da belirtildiği üzere, İstiare zayıf bir varlığı daha kuvvetli göstermek için yapılan benzetmedir. Teşbihten farkı sadece tek öğe ile yapılmasıdır. Benzeyen zayıf öğe, benzetilene kuvvetli öğedir. İşte açık istiare kuvvetli öğe, yani benzetilen  ile yapılır.
http://www.erguven.net/test/Acik-Istiare-Egretileme094


Macera başlamak üzereymiş o gün
Sürecekmiş bu ateş yıllarca
(Yahya Kemal)

Yukarıdaki beyitte aşk "ateşe" benzetilmektedir. Aşkın yakıcılığını daha şiddetli belirtmek için ateş kelimesi kullanılmış. Yani kuvvetli öğe (kendisine benzetilen) ateştir. O zaman burada açık istiare vardır.

Bu  örnekte, istiarede gerekli üç şartı da arayalım:
1. Ateş kelimesi şiddetli sevgi manasında yani mecazi manada kullanılmıştır.
2. Benzetme maksadıyla kullanılmıştır.
3. Ateş kelimesinin gerçek manasında kullanılması mümkün değildir. (Zira aşk odun, kömür, gaz, vs. gibi maddelerin tutuşturulması sonucu meydana gelmez.)

Bir kanlı gül ağzında ve mey kâsesi elde
(Yahya Kemal)
Sevgilinin dudakları kanlı bir güle benzetilmiş, Dudak söylenmemiş.
http://www.erguven.net/test/Kapali-Istiare-Egretileme-Ile-Ilgili-Ornekler409

  “Aslanlarımız düşmanı denize döktüler”

  “Vurulup tertemiz alnından uzanmış yatıyor.
     Bir hilâl uğruna ya Rab ne güneşler batıyor”.

 Yukarıdaki örneklerde altı çizili sözcüklerde, askerlerimizle, “aslan” ve “güneş” arasında birer benzetme yapılmıştır. Burada benzeyen (benzetme bakımından zayıf olan öge, yani askerler) söylenmemiş, kendisinebenzetilen (benzetme bakımından güçlü olan öge, yani aslan ve güneş) söylendiğine göre bu benzetmeler “açık istiare”dir.

2. Kapalı İstiare (İstiareyi Mekniyye)

 Benzetme ögelerinden sadece benzeyenin bulunduğu (kendisine benzetilenin bulunmadığı) benzetme sanatına “kapalı istiare” denir.
      “Askerlerimiz, kükreyerek düşmana saldırdı”.
Yukarıdaki örnekte askerler, aslana benzetilmiştir. Güçlü olan öge yani aslan (benzetilen) söylenmemiş, sadece benzeyen söylenmiş olduğundan bu benzetme bir “kapalı istiare”dir.

 (Kişileştirme sanatının bulunduğu her dizede kapalı istiare de vardır).
      Kıyı takmış yaprağını gülünü
      Mahzun hudutların ötesinde akan sular
      Boynu bükük adalar, tanıyorsanki bizi.





http://www.erguven.net/ders/Kapali-Istiare-Egretileme-Ornek-Cumleler516



Eşcar-ı bağ hırka-i tecride girdiler
Bad-ı hazan çemende el aldı çenardan
(Baki)

Bağdaki ağaçlar tecrid hırkasına giren dervişlere benzetiliyor. Ağaçlar (Benzeyen) söylenmiş, derviş (benzetilen) söylenmemiş. Ağaçların dervişe benzetildiklerini "tecrid hırkasına girmek" deyiminde anlıyoruz.

Hafız Osman gibi bir hattatla gömülmüş bir ışık
Bu mezarlıkta siyah toprağı aydınlatıyor
Belli, kabrinde o, bir nura sarılmış yatıyor.
(Y. Kemal)

Nur, örtüye benzetiliyor. Örtünün özelliği sarılmak söylenmiş.


3. Yaygın İstiare (Temsili istiare):

Teşbih öğelerinden yalnız birisiyle ve birden çok benzerlik (benzetme yönü) gösterilerek yapılan istiareye temsili istiare denir. Temsili istiarede bir davranışın, eylemin, düşüncenin simgelerle canlandırılıp somut hâle getirilmesi söz konusudur.


“Artık demir almak günü gelmişse zamandan
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan
Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol
Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol
Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli
Günlerce siyah ufka bakan gözleri nemli
Biçare gönüller… Ne giden son gemidir bu
Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu
Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler
Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler
Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden
Birçok seneler geçti, dönen yok seferinden”

Yahya Kemal Beyatlı’nın ‘Sessiz Gemi” şiiri de temsili istiarenin güzel bir örneğidir.
Bu şiirde tabut, gemiye benzetilmiştir. Ama benzeyen unsur olan “tabut” söylenmeyip, kendisine benzetilen “gemi” söylenmiştir.

Benzeyen: tabut (söylenmemiş)
Kendisine benzetilen: gemi (söylenmiş)
Geminin özellikleri meçhule gitmesi, limandan kalkması, uğurlayanların olması, yolcusunun olması… Bütün bunlarla tabut kastediliyor. Tabut sessizce gider, o giderken sevinç değil hüzün vardır, kalanlar elemlidir, çaresizlik söz konusudur.
*

 “ Taraflarından biri kaldırılmış beliğ teşbihin adı olan istiare, “teşbihte karîne-i mânia denilen bir engel sebebiyle bir sözü kendi hakiki mânasının dışında kullanmak” demektir.

Bunun bir çeşidi olan temsilî istiare ise zihinde tek bir tasavvur meydana getirmek amacıyla istiarelerin ardarda sıralanmasından meydana gelir; gizli gizli iş yapan bir kişi hakkında, “Saman altından su yürütüyor” demek gibi.

Temsilî istiareye mesel de denilmektedir. Doğruluğu herkesçe kabul edilmiş meseller ise darbımesel, emsâl, durûb-ı emsâl gibi adlarla anılan atasözleri haline gelir.

Temsilî istiare soyut yerine somutu koyma esasına dayanır.

Bilgegil bu tür istiarenin Fransızca’da “allégorie métaphorique” tabiriyle karşılandığını söylemekte ve bazan birkaç mısra, bazan küçük bir manzume, bazan da bütün bir mesnevinin temsilî istiare şeklinde ortaya konabileceğini söyledikten sonra Faruk Nafiz Çamlıbel’in Türkler’in Millî Mücadele’deki şahlanışını temsilî surette dile getiren “At” şiirini nakletmektedir. Ancak temsilî istiare ile sembolü birbirine karıştırmamak gerekir.

Temsilî istiare Kutadgu Bilig’den Şeyhî’nin Harnâme’sine, Şeyh Galib’in Hüsn ü Aşk’ındaki muhtelif parçalardan konuşma dilindeki örneklere kadar pek çok metinde yer almış ve sıkça kullanılmış bir edebî sanattır. Mevlânâ’nın Meŝnevî’sinde pek çok örneği bulunan, hayvanlarla insan karakterini belirtme yolunda kaleme alınmış hikâye ve masalların anlatımında da bu sanattan sıkça faydalanıldığı görülmektedir.”(Mustafa Uzun)
*

“Çeşmelerden bardağun doldurmadan kor [koyar?] isen
Bin yıl anda dururısa kendü dolası degül”
(Yunus Emre)

“Çeşmelerden bardağını doldurmadan bırakırsan, bardak bin yıl kadar da
çeşmenin başında dursa kendi kendine dolmaz.”
Bu beyitte “çeşme” verici kişiyi yani usta, öğretmen, mürşit veya üstadı, “bardak” da alıcı kişiyi yani öğrenci, çırak, dervişi veya bunların aklını ve hafızasını temsil eder. “Doldurmak”
da çaba ve gayret anlamındadır. Bu beytin anlamı bir öğrenci için
şudur: Eğer dersi anlamak için gayret sarf etmiyorsan veya öğretmeni dinlemiyorsan
senin uzun yıllar okula gelip gitmenin hiç bir faydası yoktur. Yunus’un
hayatı dikkate alındığında beytin manası şöyle değişir: “Hak dostu
veli bir insanla (meselâ Tapduk Emre veya Hacı Bektaş) bin yıl da beraber
yaşasan ondan istifade etmeye çalışmazsan nasiplenemezsin.” (Dr. Menderes Coşkun)

 * 

“Alegori, Temsilî İstiare ve Temsilî Teşbih

Batı kültüründe alegoriye duyulan ihtiyaç, Osmanlı şiir geleneğinde de duyulmuş
olmalıdır. Alegori, bir olay, nasihat, dilek veya düşünceyi, başka
varlıklar vasıtasıyla ve onlara ait özelliklerle “boyayarak” anlatmaktır. Bundan
maksat, konuyu daha canlı ve vurgulu bir şekilde anlatma ve okuyucuya
zihnî bir zevk vermektir.

Alegorik ve sembolik anlatım, bazen, toplumun tepki duyacağı bir konuyu kapalı bir şekilde anlatmak için tercih edilir. Şair ve ediplerin yönetim, kültür ve medeniyet eleştirilerinde alegori veya başka kapalı bir üslûp tarzını tercih etmeleri tabiîdir. Meselâ Mehmed Şefîk Şefîknâme adlı tarihinde bazı devlet adamlarını kapalı ifadelerle eleştirmiştir.(Koçoğlu). Cumhuriyet döneminde de bazı cinsel konular kapalı ifadelerle dile getirilmiştir.

Sayısı gitgide artan Türkçe edebî sanat kitaplarında temsilî istiare veya alegoriye
verilen örneklerin az olması ve verilen örnek beyitlerin alegorinin
tanımına çok uymaması, bu anlatım sanatının veya benzerinin, eski şiirde
kullanılmadığı anlamına gelmez.” (Dr. Menderes Coşkun)
*
Alegori; bir görüntü, bir yaşantı veya bir davranışın daha iyi kavranmasını sağlamak için göz önünde canlandırıp dile getirme sanatıdır. Soyut bir düşünceyi heykel ya da resim ile göstermek, örneğin adalet düşüncesinin gözü bağlı ve elinde terazi bulunan bir kadınla(Themis) anlatılması gibi.

Kutadgu Bilig, (Yusuf Has Hacib) Türk yazınındaki alegorik yapıtlardandır. Kutadgu Bilig'de "Adalet", "Saadet", "Devlet" ve "Akıl" iyi bir devletin nasıl olması gerektiğini tartışır. Bu soyut kavramların insan niteliği ile verilmesi "Alegori"dir. Daha çok fabl'larda görülür.

TDK'nın tanımına göre sembollerle anlatılan metinlere alegorik denir. Alegori, "yaygın açık eğretileme (metafor)" özelliği de gösterir.

https://tr.wikipedia.org/wiki/Alegori
*

Sembol nedir?
Bir gayeyi, bir fikri ifade eden ve ortak bir anlamı olan harf, kelime, bitki ve şekil.

Matematik ilminde bazı varlıkları belirtmek için kullanılan harflerle kimyada elementlerin kısa bir şekilde tanıtılması gayesiyle, kabul edilen harf topluluklarına da sembol ismi verilmektedir.
Sembol, remiz, alem, misal ve timsal manasına da gelmektedir. İnsanların duyu organları yoluyla anlamaları zor olan bazı şeyleri, hatıra getiren her türlü gözle görülen şeyler de bu manada kullanılmaktadır. Bayrağı gördüğümüz zaman vatanı, minareyi gördüğümüz zaman camiyi hatırlamamız gibi ...
 Kaynak: http://sembol.nedir.com/#ixzz3fvkBpEHQ
.
Bir sembol iki öğe arasında bir bağ kurar. Sembol, sembolik sistemin ve simgelenenlerin benzeşim unsurlarına sahip olabildikleri zihinsel temsil yoluyla “işaret eden” rolünü oynar, Güneş-Ay ikilisinin erkek-kadın, ışık-karanlık, doğru-yalan, hakiki olan-sahte olan ikilisini temsil etmesi örneğinde olduğu gibi.

Sembol, günümüzde, iki öğenin arasındaki uygunluk bakımından, kimi zaman, alegori (istiare), mecazı mürsel, amblem, işaret, ikon ve fetiş ile hemen hemen eşanlamlı olarak da kullanılmaya başlanmıştır. Gözleri bir kumaş parçasıyla örtülmüş, terazi taşıyan kişinin “adalet” anlamına işaret etmesindeki istiare buna örnek olarak gösterilebilir.

https://tr.wikipedia.org/wiki/Sembol

*

İstiâre-i Temsîliyye

İstiâre-i Temsîliyye (mürekkep istiare, alegori) bir öğenin değişik yönleri ve özelliklerinin benzetme konusu yapılarak istiare edilmesidir. Bu durumda benzeyen söylenmeyip benzetilenin birden fazla özelliği zikredilir. Seni bir adım ileri, bir adım geri atıyor görüyorum” cümlesinde bu tür bir istiare mevcuttur. Çünkü fikirden fikire geçen tereddüt içindeki kimsenin soyut hali bir adım ileri, bir adım geri atan kimsenin somut haline teşbih edilmiştir.

Gizli iş yapan bir kimse hakkında, “Saman altından su yürütüyor” denmesi de bu tür bir istiaredir.

Sembolik anlatımlar ihtiva eden manzumelerin çoğu temsilî istiare üzerine kurulmuştur. Yahya Kemal’in, “Artık demir almak günü gelmişse zamandan / Meçhûle giden bir gemi kalkar bu limandan” mısralarıyla başlayıp ruhun ölüm yolculuğunu temsil eden “Sessiz Gemi”, Faruk Nafiz’in, “Bin gemle bağlanan yağız at şaha kalkıyor / Gittikçe yükselen başı Allah’a kalkıyor” mısralarıyla başlayıp Kurtuluş Savaşı’ndaki Türk milletini temsil eden “At” şiiri, temsilî istiare üzerine kurulmuş ve her beyitte benzetmenin farklı yönleri sıralanmıştır. 

Mücerredin yerine müşahhasın konulması demek olan temsilî istiareye mesel de denir. Bunların halk arasında yaygın olarak kullanılanları ise atasözü haline gelmiştir. “Ayağını yorganına göre uzat” (yapabileceğin işe giriş) sözü buna bir örnektir.
*

İstiarenin en tutarlı tasnifini ve alt başlıklarını M. Kaya Bilgegil vermiştir . Buna göre Türk edebiyatında kullanılan istiare çeşitleri şöyle sıralanabilir:

1. Lafzın tek veya birden çok oluşuna göre:

a) Müfred istiare. Tek kelime veya tamlamadan oluşan istiaredir. Asker için “arslan”, namaz için “dinin direği” denilmesi gibi. Buna yalın istiare veya “istiâre-i sâzice” adı da verilir.

b) Mürekkep istiare. Bir cümlenin veya sözün istiare olmasıdır. Buna temsilî istiare veya sadece temsil de denir. “Bir menfaat elde etmek uğruna zarar ve sıkıntılara katlanmak” anlamında, “Gülü seven dikenine katlanır” denilmesi gibi.

2. Tarafların bir şeyde birleşip birleşmemesine göre:

a) Vifâkî istiare. Tarafları bir şeyde birleşen istiaredir. Servetini kaybedip sonra durumunu düzelten bir tâcir için kullanılan, “Batmış iken dirildi” ifadesi buna bir örnektir.

b) İnadî istiare. Tarafları bir şeyde birleşmeyen istiaredir. Cephanesini tüketmiş bir asker için asker mevcut olduğu halde yoklamada “yok” denilmesi gibi. Zira “mevcut” ile “yok” hiçbir nesnede birleşmez.

3. Taraflara ait özelliklerin söylenip söylenmemesine göre:

a) Mutlak istiare. Benzeyen veya benzetilenin uygun bir özelliğinin söylenmemiş olmasıdır. Bayram çocukları için, “ Şu çiçeklere bak!” denilmesi gibi.

b) Muraşşah istiare. Benzetilenin uygun bir özelliğinin söylenmesidir. “Türk kuşu kuvvetli kanatlarıyla havayı yarıyordu” örneğinde uçak kuşa benzetilmiş, benzetilen unsur olan kuşla ilgili “kanat” zikredilmiştir.

c) Mücerred istiare. Benzeyenin uygun bir özelliğinin söylenmesidir. Çocuklar için, “Çiçekler el ele yürüyor” denilmesi gibi. El ele yürümek çiçeğin (benzetilen) değil çiçeğe benzetilen insanların (benzeyen) bu benzetmeye uygun özelliğidir.

4. İstiare öğesinin yaygın veya nâdir olarak kullanılmasına göre:

a) Alışılmış istiare. İstiareyi teşkil eden özelliğin herkes tarafından hemen anlaşıldığı istiaredir. Birisi için “tilki” denildiği vakit onun kurnaz olduğunun anlaşılması gibi. Buna “istiâre-i mübtezele” veya “istiâre-i âmiye” de denilir.

b) Alışılmamış istiare. İstiareyi oluşturan özelliğin düşünmeyi gerektirecek derecede kapalı olması sebebiyle herkes tarafından kolayca anlaşılamayan istiaredir. “Tabiatın sessiz çığlığı” veya “ışığın suskun kucağında” denilmesi gibi. Buna “istiâre-i hâssiyye” veya “istiâre-i garîbe” adı da verilir.

İstiarenin bunların dışında da bazı sınıflamaları yapılmıştır. Kullanılan kelimenin çeşidine göre isim ve masdarlarla yapılanlara “istiâre-i asliyye”, fiil ve türevleriyle yapılanlara “istiâre-i tebeiyye” denilmiş, kelimeler istihza ve latîfe amacıyla kullanılıp zıddı kastedildiği zaman “istiâre-i temlîhiyye” veya “istiâre-i tehekkümiyye” adı verilmiştir (cimri kimse için “Hâtem”, şiir diye saçma sapan şeyler söyleyen biri için “Fuzûlî” denilmesi gibi).

İstiare, akılla duygular arasında bağlantı kurarak fikir ve hayalleri kuvvetlendirip anlatımı daha etkili hale getirir ve bu yönüyle düz ifadeye tercih edilir. Ayrıca okuyucu veya dinleyicinin tasavvur ve tahayyül imkânını zenginleştirip mânaya parlaklık katar.

Alegori ve sembolleri kullanarak zihindeki bir şeyi benzer başka bir şeyle, özellikle soyut varlıkları somutlarla değiştirmek suretiyle daha etkili bir anlatım gücü sağlar.

Adı konulmamış ruh hallerine, dış âlemden ödünç alınan bir benzerlik vesilesiyle ad verme imkânı verdiği için istiarenin güçlü bir yapısı ve yaygın bir kullanımı vardır.

Bu yönüyle ifadeye ait bir süsten ziyade dilin tabii bir parçası olarak günlük dilde de yer alır. Dilde başlı başına bir istiare oluşturan kelimeler yanında (meselâ sersem yerine “kaz”, ahmak yerine “angut”, inatçı yerine “keçi” veya “katır”, asık suratlı veya zalim yerine “Nemrut”, âşık veya şaşkın yerine “Leylâ” vb.) bazı deyimler de (meselâ ağır söz, baştan çıkmak, kulak kabartmak, sözünde durmak, yufka yürekli) önemli bir yekün teşkil eder.

Bir edebî sanat olarak istiare teşbih ve mecazla yakından ilgilidir. Ancak teşbihte benzeyen ve benzetilen birlikte kullanılırken istiarede bunlardan yalnızca biri yer alır.

Mecazda ise (mürsel mecazda) istiarenin aksine benzetme amacı bulunmaz. İyi söylenmiş bir istiarede hayal ve fikirler açık, benzetmeler aklın ve mantığın kabul edeceği derecede doğru ve tabii, ifadeler orijinal ve samimi olmalıdır.

Ziyâ Paşa’nın Harâbât Mukaddimesi’nde eski şairleri anlatırken, “Yanıktır o âşıkın kitâbı / Nazmında kokar ciğer kebâbı” beytindeki hayalin ve mâna münasebetinin (âşığın kalbiyle ciğer kebabı) bayağılığı gibi münasebetsiz mânalar üzerine benzerlik kurulmamalıdır.

İstiare sanatına Türk edebiyatında en çok klasik şairler ilgi duymuştur. Bunun sebebi, Osmanlı şiirinin klasik üslûbu ve mazmun denilen klişeleşmiş mecazlar yaratma gayretidir. Hemen her şair bir yığın harcıâlem istiareyi bilmek ve yeri geldikçe kullanmak durumundaydı.

Sevgili yerine nigâr, büt, âfet vb.; boy yerine nihâl, servi, ar‘ar, şimşâd; dudak ve ağız yerine la‘l, kadeh, hokka, nokta, gonca, gül gibi klişeler hep istiare esasına dayanmaktaydı.

Klasik şiir geleneğinin terkedilmesiyle birlikte istiare yavaş yavaş sanatçıların ilgisini kaybetmiş, modern Türk şiirinde edebî sanatlara özenilmediği için yalnızca dilin tabii bir unsuru olarak daha dar bir kullanım alanıyla sınırlı kalmıştır.

Bugün şiirlerde özel bir amaca yönelik olmadan sadece dilin tabii zenginliğiyle kullanılmakta ve adına da eğretileme denilmektedir.


 (İsmail Durmuş - İskender Pala) http://www.tdvia.org/dia/ayrmetin.php?idno=d230317

*

POETİK TERİMLER ve AÇILIMLAR-1 (Celal Soycan)


METAFOR (eğretileme)  

Terim, Latince "metafora" köküne bağlıdır; meta:öte, aşırı, sınır ve Grekçe Pherein : taşımak, yüklenmek. 

Modern şiirde çok güçlü bir imge devindiricisidir. 

Dilsel yaratıcılık bakımından çağdaş şiirin önemli bir olanağıdır. 

Şöyle tanımlayabiliriz: Bir nesneyi, bir durumu, niteliği, olguyu ya da süreci bir başkasına benzeterek anlatmaktır. 

Metafor, benzetmeyi amaçlar ama benzetme değildir: Benzetmenin yönü, yani ne bakımdan benzeşildiği açıkça söylenmez, sezdirilir. Bu benzetme dolaysız, mantıklı bir benzetme değildir, benzetme bağlacı da kullanılmaz. Benzetilen özellikler üzerinden yeni bir varlık, daha ileri bir kurgu amaçlanır. 

Verili dil mantığı atlanmıştır: Metaforik yaratıcılıkta gerçeklik dış dünyada onaylanmaz, tam tersine, dilsel bir gerçeklik durumunda ve bütünüyle görsel imgeye dayalıdır. Duyulara yönelik bir coşum yaratarak zihinsel yapılanmayı etkilemek üzere yeniden dönüşür. "Denizin yırtılan derisi" yarattığı görsellik, imgesel anlam ve deri/deniz uzaklığı bakımından örnek verilebilir.

 Metaforda kullanılan en az iki sözcüğün, yerleşik dilde bir arada kullanılması neredeyse olanaksızdır. Bu, metaforun gerilimini artırır. Oysa günlük dildeki metaforlar hem çok kullanılmaktan, hem de sözcük ilişkisindeki yakınlıktan dolayı ölüdür: Masanın ayağı, gibi. Oysa şiirde metafor, sıradan bir benzerliği kullanabilir ya da çok şiddetli bir çağrışım ağı oluşturabilir; bu, şairin metafor üretme gücüne bağlıdır. Öyle ki, bazı şiirler, tek bir metafor tarafından yönlendirilir.  
Örneğin, E.Cansever'in "Masa da Masaymış ha" şiirindeki "Masa" metaforu. En az iki sözcüğün daha önce hiç birlikte kullanılmamış olması yanında, yerleşik yapıya aykırı kullanılması da metafor oluşturabilir.

Metafor duygu uyandırıcıdır, yani yansız bir söyleme biçimi değildir. Dolaylı / aracılıdır. 

Metaforla oluşturulan görsel imge (fotoğrafik kurgu) çok önemlidir: Metaforla oluşturulan fotoğraf, duyusal boyutta ileri bir aşamaya neden olur.

Dili kullanırken, hiç farkında olmadan metaforlar kurarız. İnsan düşüncesinin tamamına yakını metaforlardan oluşur. Bu nedenle, bir dil topluluğunun kültürüyle, yerleşik/ortak eğretilemeler arasında sıkı bir ilişki vardır. Nesneleri, olguları, nitelikleri algılama biçimi, metaforlarda açığa çıkar. Örneğin, Türkçe'de "Yüreğimi korku kapladı" metaforu, Anglo-Sakson kültürde "İçimde bir korku duygusu yükseldi" biçimini alır.  

Bütün eğretilemeler, öncelikle bir görsel imge yaratır. Bu imgeyle, iki şey arasındaki benzerliğin yoğunluğu, alımlayıcıya kalmıştır. Başka bir söyleyişle, imgesel etki, yaratıcının dilsel başarısı yanında, okurun bilinç ve yaşantı içeriğiyle de doğrudan ilgilidir.  

Türkçe'de, sürekli kullanım nedeniyle "ölü metafor" halinde sayısız örnek vardır: Kolum koptu, içim kanıyor, mızrak çuvala sığmaz, güneş doğuyor vb. Bunlar, çağrışım zenginliği ve yan anlamlarla anlatımı güçlendirirler ama yazınsal yaratıcılıkları kalmamıştır. Yani, yeni duyguları, karmaşık olguları anlatmada dildeki hazır kalıplar kullanılamaz. Oysa ortak metaforlar dışında bir kullanım, okuru durdurur, sarsar ve keşfe zorlar. Okurun, karmaşık ve özgün bir eğretileme karşısında emek harcaması gerekir. Buna karşılık da çözümlediği görsel imge (fotoğraf) kendisini estetik bir hazla ödüllendirmelidir, yani çözüm estetik haz uyandırmalıdır.

Sözcüğün yerleşik kullanımından sapmalarla oluşan söz sanatları arasında, metaforun anlam oluşturucu gücü çok fazladır. Benzetme amacı sezdirilirse de, benzetmenin yönü (benzeşim nedeni), şiddeti ve ilgeci gizlidir. Bu gizlilik, modern şiirde okurun katılımını öne çıkarır, metaforla kurulan fotoğrafın çözümü, yazınsal söylemin yaratılma sürecine okuru da dahil eder, bu sürece katılamayan okur, estetik hazdan yoksun kalır. Ancak, bu noktada, metaforun da şiirsel bütünlükten kopmaması ve derin yapıya doğru ilişkilenmesi gerekir yoksa, her sözcük yığılması metafor değildir ve "saçma" lamayla "dilin yerleşik dizimden saptırılması" aynı şey değildir. 

Metafor, şiirsel bilginin ilerlemesini sağlamalıdır. Sözcüğün ve sözdiziminin yerleşik etkisi dışında, duyusal / düşünsel bir zenginlikle kavranmalıdır. Zaten metaforik imgenim alımlanma süreci böyle işler: Metaforla oluşturulan fotoğraf, zihinsel olarak kavranır; bu duyular üzerinde yerleşik olmayan bir etkiler zinciri yaratır. Duyusal olarak dönüştürülen bu etki, düşünsel düzeyi zenginleştirir ve orada yeniden üretilir. Bütün bu sürecin "okur" dan yüksek bir katılım beklediği yeterince açık. 

Aristotales "Poetika" sında metafora ilişkin tanımlar verir: "Bir şeyi başka bir şeye ait olan bir adla çağırmaktır. a- cinsin adının türe verilmesi, b- türün adının cinse verilmesi, c- türün adının başka bir türe verilmesi d- analojiye göre ad verilmesi şeklinde uygulanabilir." Aristotales, metaforun şiire özgü bir anlatım aracı olduğunu, düzyazıda kesinlikle kullanılmaması gerektiğini söyler. Ancak, hemen belirtelim, Klasik şiirin yapılanmasında yeterli olan metafor tekniği, modern şiirle aşılmıştır. Modern şiirde şair gerek sözcük ilişkilerinde, gerekse sözdiziminde yeni, ilk kez ve biricik kullanımlar yaratmak zorundadır. Hayatın dinamiği, anlamın bulanıklığı ve şiirin "birey"sel tasarıma ve zihinselliğe yönelmesi yani somut insani durumlar üzerine söz alması, metaforları da (tıpkı şiirsel sentaksın bütünün de olduğu gibi) her türlü yerleşik kullanımının ötesine taşımıştır. 

Ortega y Gasset, metaforu insanın sahip olduğu en üretken güç olarak niteler. Gerçekten de metafor, bir dinamo gibi anlam üretir; metaforik anlam, başka sözcüklerle yinelenemez: Yalnızca kendisidir. 

A. Breton'un Özgür Birlik şiirindeki dizeler gibi: Orman ateşi saçlı karım / ısı şimşeği düşünceli / kaplan ağzında su samuru bel'li karım /.../ kesilmiş kurban dilli karım /.../ baş harf ayaklı karım
"Metafor" sözcüğü Türkçe'de "Eğretileme" sözcüğüyle karşılanmıştır (Bu tümceyle bir metafor yapmış olduk). Kanımızca, bu karşılık sorunludur. 

Osmanlıca'da metafor yerine "istiare": ödünç alma terimi kullanılırdı. Terim "are" kökünden hareketle "ariyet": ödünç, eğreti sözcüğünden türemiştir." "Bir terimin başka bir terimi anlatmak üzere ödünç alınması" biçiminde tanımlanarak, yeni adlandırmanın "eğreti"liği öne çıkarılır. 

Nurullah Ataç'ın metaforu "eğreti anlam" biçiminde tanımlaması bu bağlamdadır. 

Hançerlioğlu'nun Türk Dil Sözlüğü "iğreti" için şu tanımı yapıyor: Belirli bir süre sonra kaldırılacak olan, geçici, iyi yerleşmemiş, yerini bulmamış uyumsuz, yakışmamış. Oysa metafor, dilde bir iğretiliği değil, meta (öte) bir anlamlandırmayı, dilin düz kullanımından daha etkili, kalıcı ve köklü bir kullanımı amaçlar

Sevan Nişanyan'ın Etimolojik Sözlüğü şöyle diyor: "Metafor, eski Yunan'da metaphora, anlam geçişmesi. Metapherein, metaphor- öteye geçirmek META+pherein, phor: taşımak." Söyleme sıradan retorik (güzel söz söyleme sanatı) bir katkı değildir. Düşünsel ve duyusal algının iç içe işlediği, düz söyleyişte asla elde edilemeyen "zengin" bir bildirişim sağlar. Okuru da yaratım sürecine katarak çok katlı bir anlam kuruluşuna neden olur.

Yaygın kullanımda "eğretileme"nin bu içerikte anlaşılması, anlamlandırma sürecinde "eğreti" olmadığının unutulmaması gerekir. 

Metafor, modern şiirde en güçlü imgelerin yaratıldığı bir dilsel kullanımdır. Estetik sürecin bütününü etkiler, şiirsel anlamlandırmaya doğrudan katılır. 

Benzeyen / benzetilen üzerinden teknik olarak farklı metaforlar kurulabilir: Kapalı, Karma, Ölü ve Eksiltili.  

Benzeyenin açıkça belirtilmeden sezdirildiği Kapalı metaforda benzetilen (taşıyıcı) öne çıkar. Örneğin; O gölge, hep kaldırımda gezer. 

Tersi kurgulamada ise benzeyen öne çıkar ve Açık metafor adını alır: Akar dururum kış karanlığında. 

Kimi tiradlarda ve sonelerde birden fazla benzetilen iç içe kullanılır ki, buna karma metafor denir. 

Dilsel kullanımda canlılığını yitirmiş, estetik haz üretmeyen metaforlar ise Ölü metaforlardır: Güneşin doğması, masanın ayağı, ince ruhlu gibi.

Celal Soycan
(Dize, sayı:98, aralık 2003
http://kenanyucel.blogcu.com/poetik-terimler-ve-acilimlar-1-celal-soycan/1784154

*



Test


 1. Benzetmenin iki temel unsurundan (benzetilen ve benzeyen) sadece biri söylenerek yapılan teşbihe “istiare” denir.
Aşağıdaki dizelerin hangisinde istiare sanatı vardır?
A) Can kafeste durmaz, uçar gider bir gün elbet.
B) Ölüler, hepimiz için yalvarın Allah“a!
C) Eski geceler, sevdiklerimle dolu odalar…
D) Arıyorum aklımda bir ninni bestesini…
E) Nerde kaldı sevgilim, seni ilk öptüğüm gün?
*
2. Aşağıdaki dizelerden hangisinde bir “istiare” sanatı vardır?
A) Ağaçlar sonbaharda elbiselerini soyunur.
B) Nefes almak, içten içe, derin derin”
C) Bir sebile döküldü bembeyaz güvercinler.
D) Ürkmeden su içsinler yavaşça, susun, susun!
E) Mermer basamaklarda uçuşur beyaz tüyler.
*
3. Baharın içkisiyle sarhoş lâleler... Sanki geceden çimenlikte bir içki sofrası kurup içmişler ve sız­mışlar.
Yukarıdaki cümlede "lâleler" insana benzetilmiş; ancak cümlede insan olmadığı halde benzetme yönünde bunu anlıyoruz.
Bu açıklamada belirtilen sanat aşağıdakilerden hangisidir?
A) Teşbih-i beliğ
B) Açık istiare
C) Kapalı istiare
D) Mecaz-ı mürsel
E) Kinaye
*
4. Toros Dağları'nın üstüne
Ay, un eledi bütün gece

Bu dizelerde aşağıdaki söz sanatlarından hangileri vardır?

A) Tezat - kinaye
B) Mecaz - istiare
C) Tevriye - cinas
D) Teşhis - istiare
E) Mecaz – tariz
*
5. O çay ağır akar yorgun mu bilmem
Mehtabı hasta mı, solgun mu bilmem

Bu beyitte yorgun sıfatı verilen “çay” bir insana benzetiliyor; ama benzetilen söylenmiyor. Yalnız benzeyen (çay) vardır.

Bu bilgiler, beyitteki hangi söz sanatının açıklamasıdır.

A) Teşbih (Benzetme)
B) Tezat (Karşıtlık)
C) Tecahül-i arif
D) Kapalı istiare
E) Tevriye
*
6.Temel öğelerden (benzeyen, kendisine benzetilen) sadece biri söylenerek
yapılan benzetmeye ------ denir.
bu söz sanatı, bir sözün benzetme amacıyla, başka bir söz yerine kullanılması olarak da tanımlanabilir.
"Yuvayı yapan dişi kuştur."
Bir atasözü olan bu cümlede,"kadın", "dişi kuş"a benzetilmiş,
ancak benzeyen (kadın) kullanılmamıştır.

Yukarıdaki parçada açıklaması verilen söz sanatı aşağıdakilerden hangisidir?
A) Mecaz-ı Mürsel
B) Hüsn-i Talil
C) Teşhis
D) Tenasüp
E) İstiare
*
7.Aşağıdakilerin hangisinde “açık istiare” sanatına baş vurulmamıştır?
A) Hangi dağda bulsam ben o maralı
B) Havada bir dost eli okşuyordu tenimizi
C) Güzel gitti diye ağladı pınar
D) Sürecekmiş bu ateş yıllarca
E) Yuvayı yapan dişi kuştur.
*
8.Aşağıdakilerin hangisinde “açık istiare” sanatı yoktur?
A) Aslanlarımız düşmanı denize döktüler
B) İki kapılı bir handa gidiyorum gündüz gece
C) Yollar köyleri saran eskimiş çerçeveler.
D) Bir hilâl uğruna ya Rab ne güneşler batıyor.
E) Türk kuşu kuvvetli kanatlarıyla uçuyordu.

9.Kanatlandı bu sabah kimsesiz çocuk.
(Kimsesiz çocuk kuşa benzetilmiş, ama kuş söylenmemiştir)

Vurunca pençesini asker, çıkarıyor düşmanın kalbini
(Asker aslana benzetilmiş, ama aslan söylenmemiştir)

Yukarıdaki örneklerde olduğu gibi yalnız “benzeyen”in kullanıldığı söz sanatlarına ---- denir.

Yukarıdaki cümlede boş bırakılan yere aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
A) Hüsn ü Talil
B) Tevriye
C) Kapalı İstiare
D) Açık İstiare
E) Kinaye
*
10.. Sadece “benzeyen” (zayıf öğe) ile yapılan söz sanatına “kapalı istiare denir.

Aşağıdakilerin hangisinde “kapalı istiare”ye yer verilmemiştir.

A) Sevgiler kanat çırpar gelir yanına

B) Size kucak dolusu selam getirdim.

C) Hiç kalmadı umudum
     Eridim yudum yudum

D) Dudakları arasında iki sıra inci parlıyordu.

E) Hasret çekmek nedir bilir misiniz?
     Gurbeti sırtınıza giydiniz mi siz? 
*
11.Boynu bükük buğdaylar, yağmur özlemiyle gökleri gözlüyorlardı.

Yukarıdaki cümlede aşağıdaki söz sanatlarından hangileri vardır.

A) Kinaye – Tevriye

B) Teşhis – İntak

C) Mecaz-ı Mürsel – Kinaye

D) Tekrir – İstifham

E) İstiare – Teşhis
*
12.Teşbihin ana öğelerinden sadece kendisine benzeyen ya da kendisine benzetilenle yapılan teşbihe -----denir. Kendisine benzetilenle yapılana ----- kendisine benzeyenle yapılana ----- denir.

Yukarıdaki parçada boş bırakılan yerlere sırasıyla aşağıdakilerden hangileri getirilmelidir?
A) Teşhis – İstiare – Kinaye
B) Tevriye – Açık İstiare – Tezat
C) Hüsn ü Talil – Kapalı İstiare – Teşhis
D) İstiare – Açık İstiare – Kapalı İstiare
E) İstiare – Kapalı İstiare – Açık İstiare
*
13. Kurban olam kurban olam
      Beşikte yatan kuzuya
Bu beyitte aşağıdaki edebi sanatlardan hangisi yapılmıştır?
A) Cinas
B) İstiare
C) Benzetme
D) Kişileştirme
E) Abartma
*
14. Aşağıdaki dizelerin hangisinde  altı çizili söz-
cükle sağlanan söz sanatı diğerlerinden farklıdır?

A)     İki damla gözyaşından gayrı, nem kaldı.
B)     Gökyüzü.bütün kandillerini söndürdü.
C)     Beyaz gerdanına bir de ben gerek.
D)     Ayağında nalın yok, çul senin neyine?
E)     Biliyorum, saadet bana hayatta gelmez.
*
15.     Yalnızlık şakağımdan damla damla sızıyor.
Yukarıdaki dizede yalnızlık (benzeyen) söylenmiş; fakat ter ( kendisine benzetilen) söylenmemiştir.
Bu şekilde oluşan söz sanatı aşağıdakilerin hangisinde doğru verilmiştir?

A) Kapalı istiare                               
B) Açık istiare
C) Teşhis                                       
D) Mübalağ
E) Tekrir

*


Cevap anahtarı: 1. A, 2. A, 3. C, 4.D, 5.D, 6. E, 7. C, 8. C, 9. C, 10.D, 

11. E, 12.D,13. B, 14. B, 15. A, 

======================= 

Kaynaklar: 

  •        Dr. Mehmet Halil Erzen, http://www.yyu.edu.tr/bolum_dosyalari/akademik/28/
  •        Dr. Mustafa Altun, http://www.dilbilimi.net/edebi_sanatlar.pdf
  •        İsa Kocakaplan, Açıklamalı Edebî Sanatlar, Damla Yay., İstanbul 1998.
  •        (İsmail Durmuş - İskender Pala) http://www.tdvia.org/dia/ayrmetin.php?idno=d230317 
  •         Ensar Kılıç, http://simitcay.com/2013/03/21/turkce-derslerinde-istiarelerin-ogretimi-uzerine/
  •         Mustafa Uzun, http://www.islamansiklopedisi.info/dia/ayrmetin.php?idno=400436
  •         Dr. Menderes Coşkun,http://turkoloji.cu.edu.tr/ESKI%20TURK%20%20EDEBIYATI/pdf
  •        http://www.edebiyatfakultesi.com/edebi-sanatlar
  •        http://www.edebiyatdunyasi.com/edebiyatdersi.php?isl=oku&id=11
  •        http://www.edebiyatogretmeni.org/edebi-sanatlar/
  •        http://www.xn--edebiyatgretmeni-twb.net/soz_sanatlari     
  •       http://www.turkcebilgi.com/edebi_sanatlar
  •        http://www.erguven.net/test/Benzetme-Tesbih-Sanati-Ornekleri128
  •       http://www.bilgicik.com/yazi/soz-sanatlari-
  •        http://www.cokbilgi.com/yazi/tesbih-benzetme-sanati-edebi-sanatlar/
  •        http://nasilkolay.com/istiare-nedir
  •        http://www.dogruhaber.com.tr/haber/76244-kurandaki-edebi-sanatlar-1/mobil/mobil/rss/
  •        http://yozgatnur66.blogcu.com/istiare-mecaz-mesel-temsil-ve-tesbih-kavramla/162354


Ek okuma



İstiâre



Ödünç almak manasına gelen istiâre, bir kelimenin manasını geçici bir süreliğine diğer bir kelime hakkında kullanmaktır. İlmi ziyade olan biri için kullanılan “Derya gibi adam” örneğini istiâre için verebiliriz.


Kuran’ı Kerim’de istiâre sanatı için verebileceğimiz örnek ise; “Rabbim, dedi, kemiklerim gevşedi (de dökülüyor) benden. İhtiyarlıktan da saçım başım (beyaz) alevlerle tutuştu.” [Meryem Suresi, 4]

http://www.dogruhaber.com.tr/haber/76244-kurandaki-edebi-sanatlar-1/mobil/mobil/rss/

*
İstiâre: Kendisindeki alâkanın daima müşâbehet olduğu lugavî mecazdır. İstiâreye bir tarafı hazfedilmiş teşbih de diyebiliriz (el-Haşimî, 303). Meselâ;
اَللهُ وَلِيُّ الَّذِينَ آمَنُوا يُخْرِجُهُمْ مِنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِ †Allah, iman edenlerin dostudur, onları karanlıklardan nura çıkarır. (Bakara/2: 257) âyetinde zulümât ve nur kelimeleri hakikî mânâlarının dışında kullanılmışlardır. Zulümâttan kastedilen dalâlet , nurdan kastedilen ise hidayet ve iman dır. Âyet, aslında şu mânâyı ihtiva etmektedir: Allah, onları karanlıklar gibi olan dalâletten, nur gibi olan hidayete çıkarır. Burada teşbihin müşebbeh (benzetilen) kısmı hazfedilerek, bir mecaz çeşidi olan istiâre yapılmıştır (Tavîle, 161).

Halim Çalış, http://www.yeniumit.com.tr/konular/detay/belagat-iki-unsuru--mecaz-ve-kinaye
*
İSTİARE

İstiâre, mecâzın teşbihle birleşmesinden meydana gelir. Teşbihin iki temel unsurlarından (müşebbeh ve müşebbehün bih) biriyle yapılan teşbihe istiâre denir. Birçok çeşidi olan istiâreye birkaç misâl vermekle iktifâ edeceğiz.

"Topluca Allah'ın ipine sarılınız" (Al-i İmrân, 3/103). Âyette, kulun Allah'a güvenmesi, ona dayanması kötülüklerden kurtulması, tehlikeye, uçuruma düşenin yukarıdan sarkıtılan ve kopma ihtimali olmayan sağlam bir ipe yapışmasına istiâre edilmiştir.

"Baş ihtiyarlıkla tutuştu." (Meryem, 19/4) Hissî istiâre (istiâre-i mahsûsa)'ya misal olan bu âyette ateş, müsteâr minh (ki yanmak, tutuşmak mânâsına gelen “işteale” kelimesinden ateş, alev anlaşılmaktadır), “şeyben” yani saçların ağarması ise müsteâr lehtir. Benzetme yönü ise, ateşten çıkan ziyânın, aydınlığın, saçtaki ağarmaya, beyazlamaya benzetilmesidir. Yani "saçların ağardı" mânâsındadır.

Yusuf BAYRAM – Sabri ÇAP

http://www.yeniumit.com.tr/konular/detay/kuranda-edebi-sanatlar
*

Kur’an’da Metaforik Anlatım

Kur’an kolaylaştırılmış, anlaşılır dille gönderilmiş bir kitaptır. Tahriften korunmuş, mükellefiyet için her bir vasat akıllı insanın anlayabileceği ifadeler kullanılmıştır. Gayb haberleri ve mucizeler, olduğu gibi inanılması gereken haber bilgileridir. Mükellefiyete konu olan inşa bilgileri ise ifadelerin hakiki anlamı; dilin bütün zenginliklerinin korunduğu tasvirler, abartılar, dikkat çekmeler, yeminlerle zenginleştirilmiştir. Kur’an’daki, semboller üzerinden metaforik anlatım da bütün doğallığı ile bu zeminde yer alır. Burada yer alan metaforik kullanım ifadenin hakikî anlamına ve zâhirî kastına ters olmadığı gibi bilakis açıklayıcı ve güçlendirici desteklerdir. Zâhirî olana muhalif bâtınî manalar verme ameliyesine gelince, konunun sorun olma noktası da burasıdır.
Peygamberimizin hadislerinde metaforik anlatıma çokça yer verilmiştir. “Mü’min aynı delikten iki kez sokulmaz.”“Mü’min için mü’min, birbirini perçinleyen duvar gibidir.”“Mü’min, mü’minin aynasıdır.” hadisleri konuya dair verilebilecek özgün örneklerden sadece bir kaçıdır. Dilin olanca zenginliğiyle kullanıldığı hadisler hayatın içinden örneklerle, emir, yasak, ders, açıklama ve haber olarak yolumuzu aydınlatmaktadır.
“Şüphesiz Allah (hakkı açıklamak için) sivrisinek ve onun da ötesinde bir varlığı misal getirmekten çekinmez. İman etmişlere gelince, onlar böyle misallerin Rablerinden gelen hak ve gerçek olduğunu bilirler. Kâfir olanlara gelince: Allah böyle misal vermekle ne murad eder? derler. Allah onunla birçok kimseyi saptırır, birçoklarını da doğru yola yöneltir. Verdiği misallerle Allah ancak fâsıkları saptırır (çünkü bunlar birer imtihandır).”
]
“Allah, göklerin ve yerin nûrudur. O'nun nûrunun temsili, içinde lamba bulunan bir kandillik gibidir. O lamba kristal bir fanus içindedir; o fanus da sanki inciye benzer bir yıldız gibidir ki, doğuya da, batıya da nisbet edilemeyen mübarek bir ağaçtan, yani zeytinden (çıkan yağdan) tutuşturulur. Onun yağı, neredeyse, kendisine ateş değmese dahi ışık verir. (Bu,) nûr üstüne nûrdur. Allah dilediği kimseyi nûruna eriştirir. Allah insanlara (işte böyle) temsiller getirir. Allah her şeyi bilir.” Ayette geçen her benzetme muhteşem derinliğe sahiptir. Allah (cc) hiçbir yaratılmışa benzemez. İnsanın, idrak ve yetkisinin sınırını bilmesi bir iman ilkesidir. Ayette anlatılanların ihtişam ve manidarlığı, Allah’ın, insanlara tenezzül buyurup zatıyla ilgili verdiği temsillerin doğru okunmasıyla anlaşılabilir.
“Ey Âdemoğulları! Size ayıp yerlerinizi örtecek giysi, süslenecek elbise yarattık.Takvâ elbisesi... İşte o daha hayırlıdır. Bunlar Allah'ın âyetlerindendir. Belki düşünüp öğüt alırlar (diye onları indirdi).” Burada kullanılan, ‘takvâ elbisesi’özgün metaforik bir ifadedir. Ayetteki kastı ve kullanım amacını tam da şu ayette geçen, ‘ateşten bir elbise’ ifadesinde görmekteyiz:
“Şu iki gurup, Rableri hakkında çekişen iki hasımdır: İmdi, inkâr edenler içinateşten bir elbise biçilmiştir. Onların başlarının üstünden kaynar su dökülecektir!”

Kur’an’da bir çok ayette benzetme/mecaz/metafor kullanılmıştır. Dolayısıyla bu yöntemin Kur’an’ın temel anlatım yöntemlerinden biri olduğunu öğreniyoruz. Konuya dair güçlü vurgusuyla okuduğumuz, “Sana Kitab'ı indiren O'dur. Onun (Kur'an'ın) bazı âyetleri muhkemdir ki, bunlar Kitab'ın esasıdır. Diğerleri de müteşâbihtir. Kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onu tevil etmek için ondaki müteşâbih âyetlerin peşine düşerler. Hâlbuki Onun tevilini ancak Allah bilir. İlimde yüksek pâyeye erişenler ise: Ona inandık; hepsi Rabbimiz tarafındandır, derler. (Bu inceliği) ancak aklıselim sahipleri düşünüp anlar.” ayeti, müfessirler tarafından çokça tartışılmıştır. Ayet, bir yönüyle yazının amacının sınırlarını belirlemekle birlikte, diğer taraftan, dil ve mana yönüyle farklı tefsir edilmiş olup hususî bir çalışmayı gerektirmektedir. Ayette geçen “(Bu inceliği) ancak aklıselim sahipleri düşünüp anlar” vurgusu ise bağlamını da aşan bir mesaj/ders vermektedir.
...
Yazçiçek, Ramazan, (2012). “Metafizik Alanda Sörf ya da Mecaz ve Semboller Üzerinden Anlamlandırma: Bir Anlatım Yöntemi Olarak Metafor”, Milel ve Nihal, 9 (1), 135-164.

http://www.venharhaber.com/bilgi-hikmet/kuran-calismalari/metafizik-alanda-sorf-ya-da-mecaz-ve-semboller-uzerinden-anlamlandirma-h4430.html

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder