26 Temmuz 2015 Pazar

İrsal-i Mesel

Edebî Sanatlar 
Mecaza Dayalı Söz Sanatı
İrsal-i Mesel (Atasözü Söyleme)

 İrsal, göndermek, mesel ise atasözü manasına gelir. Şiirde anlamı pekiştirmek, anlaşılır kılmak için yazıya konuyla ilgili atasözü koyarak yapılır.

Örneklendirme, örnek getirme anlamına gelir. Edebiyatta bir düşünceyi, bir konu ile ilgili atasözü ya da özlü sözle anlatma sanatına irsal-i mesel denir.

Bir düşünceyi, konu ile ilgili bir atasözü, deyim ya da tanınmış bir söz ile açıklama, aydınlatma sanatıdır. Amaç okuyucuyu belli bir düşünceye inandırmak ve o düşünceyi verilen örnekle anlaşılır hâle getirmektir.

İrsal-ı mesel: Söze güç katmak amacıyla bir dize ya da beyitte atasözü niteliğinde özlü söz kullanma sanatına irsal-ı mesel denir. İrsali mesel sanatında ortaya konan söz hiçbir zaman atasözü değil, atasözü değerinde, doğruluğu herkes tarafından kabul edilen, üzerinde tartşılmayacak kadar açık olan bir sözdür.

Yukarıdaki tanımlarda da belirtildiği üzere söylenen bir düşünceyi inandırıcı kılmak ve pekiştirmek amacıyla söze bir atasözü ya da özdeyiş katmaya irsal-i mesel denir.

Bu sanat hayal ve duygudan çok düşünceye dayanır. Güçlendirilmek istenen düşünce kendisi ile ortak yönü olmayan bir başka düşünceyle birlikte kullanılır ve sonuçta verilen örnekle bu düşünce okuyucuya benimsetilmiş olur.
İnsana sadakat yaraşır görse de ikrah
Yardımcısıdır doğruların Hazret-i Allah
(Ziya Paşa)
Şair ilk dizede kötülük (ikrah) görse bile insana doğruluk (sadakat) yaraşacağını söylüyor; ikinci dizede de Allah doğruların yardımcısıdır.” sözüyle görüşünü okuyucuya benimsetiyor.

Tok olanlar bilemez çektiğini aç kalanın
Sırtı pek kimseye ahval-i şitâ yaz görünür
(Sami) (Ahval-i şitâ : Kış ortamı)


İrsal-i Mesel Sanatına diğer Örnekler:

“Fani Karac’oğlan fani,
Veren alır tatlı canı,
Yakışmazsa öldür beni,
Yeşil bağla ala karşı.

Karacaoğlan
Yukarıdaki dörtlükte “Veren alır tatlı canı.” sözü irsalı mesel’dir.

“Allah’a sığın şahs-ı halimin gazabından
Zira “yumuşak huylu atın çiftesi pektir”
Bu dizelerde şair yumuşak huylu kişilerin kızdıklarında çok tehlikeli olacağından söz etmiş, bu düşüncesini de bir atasözü ile kuvvetlendirmiştir: Yumuşak huylu atın çiftesi pektir.

“Kirpikleri uzundur yârin hayâle sığmaz
Eski meseldir âşık mızrak çuvala sığmaz
Esnafa da biraz insaf gerektir
Bal tutan parmağın yalar demişler”
Bu dörtlükte ise “Mızrak çuvala sığmaz.”, “Bal tutan parmağını yalar.” atasözleri kullanılarak irsal-i mesel yapılmıştır.

Ey güzellik göğüne hurşid olan yakma bizi
Yerde kalmaz çün bilirsin dûd-ı âhı kimsenin  
(Necâtî)  
(dûd-ı âh : Ah dumanı    hûrşîd : Güneş)

(“Ey güzellik göğüne güneş olan sevgili, bizi yakma zirâ bilirsin ki kimsenin âhı yerde kalmaz”. Burada “Kimsenin ahı yerde kalmaz.” atasözünün bu dizelerde kullanılması irsal-i mesel sanatının oluşmasını sağlamıştır. )







Test


1.Balık baştan kokar bunu bilmemek
Seyrânî gâfilin ahmaklığından"


Çağır Karac'oğlan çağır
Taş düştüğü yerde ağır

Yukarıdaki dizelerde görülen söz sanatı aşağıdakilerden hangisidir?
A) İrsal-i Mesel
B) Tenasüp
C) Tecahül-i Arif
D) Hüsn ü Talil
E) Mecaz-ı Mürsel
 *
2.İnsana sadakat yaraşır görse de ikrâh
Yardımcısıdır doğruların Hazret-i Allah

Yukarıdaki beyitte belirgin olarak görülen söz sanatı aşağıdakilerden hangisidir?

A) Tenasüp
B) Tecahül-i Arif
C) İrsal-i Mesel
D) Telmih
E) Tedric
 *

3.Anlamı güçlendirmek için, söze ayet ve hadislerden, büyük adamların sözlerinden, tanınmış şair veya yazarların eserlerinden parçalar alma, alıntı yapma sanatıdır.

Erişdi cânib-i Hak’tan kulağına nâgâh
Nidayı “Eşhedü en lâilâhe illallah”

Yukarıda açıklaması ve örneği verilen söz sanatı aşağıdakilerden hangisidir?

A) Sehl-i Mümteni
B) İktibas
C) İrsal-i Mesel
D) Telmih
E) Tedric

4.Yüzüğün taşı elmas
Ahım yerlerde kalmaz
Ne saklarsın a güzel
Mızrak çuvala sığmaz.

Yukarıdaki dizelerde görülen söz sanatları aşağıdakilerden hangisidir?

A) İrsal-i Mesel – Kinaye
B) Kinaye – Mecaz-ı Mürsel
C) Teşbih – Tevriye
D) Telmih – İrsal-i Mesel
E) Teşhis - Teşbih
*
5. Çoktur âlemde başa gelenler
    Nerde bilenler ile bilmeyenler
    Eskiden adettir, dağdan gelenler
    Bağda olanları kovar demişler
      
Bu dizelerde şiir içinde atasözüne yer verilmiştir.
Bu şekilde yapılan söz sanatı aşağıdakilerden hangisidir?

A) Hüsn-i Ta'lil                              
B) Mübalağa
C) Tenasüp                                    
D) İstiare

E) İrsal-i Mesel

Cevap anahtarı: 1.A, 2.C, 3.C, 4.A, 5. E,








===============
Kaynaklar:
https://incelemeler.wordpress.com/kuranda-tesbih-temsil/
http://www.edebiyatname.com/index.php/edebi-sanatlar
http://www.edebiyatfakultesi.com/edebi-sanatlar/irsal-i-mesel-atasozu-soyleme-sanati
http://www.edebiyatogretmeni.org/irsal-i-mesel-atasozu-soyleme/
http://www.cokbilgi.com/yazi/irsal-i-mesel-atasozu-kullanma-sanati/







Ek okuma



Mesel

“Mesel” kelimesi eş-benzer anlamındadır. Kendisinde garabet bulunan bedi’ sözdür.
Bu garabet onu dillere destan yapmış, beldelerde seyeran ettirmiştir.

Meselde temel umde olan garebet onun diğer sözlerden farklı olması demektir. Bu özelliği sebebiyle, mesel dillere destan olur, ağızdan ağıza, nesilden nesile yayılır gider. Sözgelimi Hz. Musa ile Firavunun mücadelesi dillere destan olduğundan hemen her devirde kendilerine atıfta bulunulmuştur.
Mesela 1980 sonrasında Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersi seçmeli olmaktan çıkarılıp zorunlu derslerden kabul edilince, bundan rahatsızlık duyan gazetecilerden biri şuyorumu yapar: “Bu, Firavnun kucağında Musa’ların büyümesi demektir.”

Kendisinde garebet olan her hayret verici hal, sıfat veya kıssa için “mesel” tabiri kullanılır.
Mesela, Hz. İsa’nın babasız yaratılışı ile ilgili olarak
“Şüphesiz Allah katında İsa’nın meseli Adem’in meseli gibidir.”
 denir. Burada söz konusu olan her iki peygamberin hayret verici halleridir. Zira, Hz.Adem anne-babasız olarak doğrudan topraktan yaratılmış, Hz. İsa ise, sadece anne ile dünyaya gönderilmiştir.
Ra’d 35 ve Muhammed 15. ayetlerde “müttakilere va’dolunan cennet’in meseli şöyledir…” denilmekte ve ardından cennetin hayret verici tavsifi yapılmaktadır.
Kehf suresinde anlatılan iki kişinin hayret verici maceraları ve Yasin suresinde anlatılan “Ashab-ı Karye”nin durumları, meselin kıssalar için kullanımına birer misaldirler.

Mesel ve temsil, aslında aynı kökten gelir. Her mesel, aynı zamanda bir temsildir. Ancak her temsil mesel değildir. Temsil şöhret bulup yaygınlaşınca mesel
olur.
Temsilde olduğu gibi, meselde de asıl teşbihtir.

Bir de edebiyatımızda kullanılan “irsal-i mesel” san’atı vardır.
İrsal-i mesel, gerçekte bir teşbihtir. Ancak bu teşbih çok yönlüdür.
 İrsal-i mesel, vaktiyle bir olay veya tecrübe münasebetiyle söylenmiş olup, “atalar sözü” diye dilden dile dolaşan güzel sözlere denir.Sütten ağzı yanan yoğurdu üfler de yer” sözü böyle bir irsal-i meseldir.

Nice nimetlere mazhar insanların bu nimetlerin farkına varmadıklarını ifade ederken, “ol mahiler ki derya içredür, deryayı bilmezler” demek; yapılan iyiliğin asla unutulmayacağını söylerken, “bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır” atasözünü hatırlatmak; hocalara hürmetten bahsederken, “bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum” vecizesini söylemek, irsal-i mesele birer örnektir. Keza,

“Mangal kenarı kış gününün lâlezarıdır.”
“Gök gürlerse az yağmur yağar.”
“Kurt dumanlı havayı sever.”
“Debbağ sevdiği deriyi yerden yere vurur.”
 ifadeleri de birer irsal-i meseldir.

Namık Kemal’in şu ifadeleri, güzel birer irsal-i meseldir:

“Hakir olduysa millet şanına noksan gelir sanma.
Yere düşmekle cevher sakıt olmaz kadr u kıymetten.
Muini zâlimin dünyada erbab-ı denaettir
Köpektir zevk alan sayyâd-ı bî insafa hizmetten.”

Yani, şanlı milletimiz şu anda zor durumlarda olsa bile, yere düşmüş bir cevher gibidir. Cevher yerde iken yine kıymetlidir. Zâlimlerin şu dünyada
yardımcıları, alçak insanlardır. İnsafsız avcıya hizmet etmekten zevk alan, ancak köpektir.

Ziya Paşa’nın Bendleri de birer irsal-i mesel niteliğindedir. Mesela,

“İdrak-i meâlî bu küçük akla gerekmez
Zira bu terazi o kadar sıkleti çekmez.”

Yani, akıl terazisi her meseleyi tartamaz. Bazı meseleler aklın idrak boyutunu aşar.

“Bed asla necabet mi verir üniforma?
Zerdüz palan vursan eşek yine eşektir.”

Yani, asaleti olmayan insanlara üniforma bir şeref kazandırmaz. Merkebin palanı altından bile olsa, o yine merkeptir.

Son olarak Selahaddin Şimşeğin herbiri birer vecize olan cümlelerinden bazılarına bakalım:

“Yanlış yazılacak seneleri silmeye ihtiyarlığın silgisi yetmez. Hayat, ancak dosdoğru yaşamaya yetecek kadardır.”

“Engel olunmayan kötülük engel olunamaz olur! Ejderhalar doğduklarında yavruydular!”

“Düşmanın açık bıraktığı kapılar onun istediği yere çıkar. Örümcekler kendi ağlarına takılmazlar.”

“Sonuçlar birikimlerin çocuğudur. Boş bardağı hiçbir damla taşıramaz.”

Bu tarz meseller, kolay hatırda kalan birer vecize olarak halkın dilinde yerleşir, günlük hayatta sıkça kullanılır. Bu zaviyeden Kur’ân’a baktığımızda, çok çarpıcı ifadeler karşımıza çıkmaktadır. Veli Ulutürk’ün ifadesiyle, “bazı ayetler gayet veciz, şümullü manalara sahip ve halk tarafından kolayca söylenebildikleri için müslümanlar arasında dilden dile dolaşarak ‘el-Meselü’s-Sair’ yani atasözü veya deyim halini almıştır.” Bunlara “kamin emsal”diyenler de olmuştur. Şimdi bunlardan bazılarına kısaca bakmaya çalışalım:

1. “Kötü tuzak, ancak sahibinin başına geçer.” Fâtιr Suresi ; Sure 35, Ayet 43

Kur’ân-ı Kerim, bu ifadeyi peygamberlere karşı kibirlenen, hile ve tuzak hazırlayanlar için kullanmıştır. Bununla, “başkasına çukur kazan, içine kendi düşer” manası ifade edilmektedir.

2. “Evlere kapılarından gelin.” 2/BAKARA-189

Hz. Peygambere ayın önce ince bir hilal olması, gittikçe kalınlaşıp dolunay haline gelmesi ve ardından tekrar incelip ilk başlangıç haline gelmesinin sebebini sorarlar. Bu münasebetle inen ayette şu cevap verilir:
Sana hilalin durumlarından soruyorlar. De ki; Onlar insanların muameleleri ve hac için vakit ölçüleridir. Bununla beraber iyilik evlere arkalarından gelmeniz değildir. Lakin iyilik, haramlardan sakınanın iyiliğidir. Evlere kapılarından gelin…

Ayet, bir cihetle mesel manası taşımaktadır. Yani, “bu halinizle siz kapıyı bırakıp eve arkadan gelene benziyorsunuz. Meselelerinizi tersinden yapmak bir iyilik değildir. İyilik takvadadır” mesajı verilmektedir. Zira, Hamdi Yazır’ın da dikkat çektiğ gibi, Rasulullah’a astronomi sorusu sormak, İlahi hikmet ve hükümleri beyan ve tebliğ için, gönderilmiş bulunan peygamberi -haşa- bir gökbilimci ve Kur’ânı bir astronomi kitabı yerine koymak ve fen bilimlerinin maksatlarıyla nübüvvet ilminin gereklerini ayıramamak, işe tersinden başlamak demektir. Dolayısıyla “siz böyle yapmayın, evlere kapılarından gelin! İşlere doğru yol ile, layıkı vechile girişin, aksilik etmeyin. Bir sual sorarken de halinizi bilin, melayani ile uğraşmayın!” mesajı verilmiştir.

3. “Allah bir adamın içinde iki kalp yaratmamıştır.” Ahzâb Suresi ; Sure 33, Ayet 4

Ayet, Hz. Peygamberin azatlı kölesi Zeyd b. Harise münasebe­tiyle veya zıhar olayına bir cevap niteliğinde gelmiş olmakla bera­ber, aynı zamanda bir irsal-imesel özelliği de taşımaktadır. Şöyle ki:

Zeyd b. Harise, Hz. Peygamberin azatlı kölesidir. Hz. Peygamber, peygamberlik şefkatiyle O’na “oğlum” diye hitap etmekte ve sahabiler de Hz. Zeyd’i Peygamberin oğlu olarak çağırmaktadır. Hz. Peyamber, Zeyd’i Zeyneb’le evlendirir. Zeyd, Zeyneb’le imtizaç edemeyince onu boşar. Hz. Peyamber, Zeyneb’le evlenince bazıları oğlunun boşadığı hanımla evlendi” şeklinde yaygara yapacak olurlar. Bu münasebetle inen ayetlerde “Allah bir adamın içinde iki kalp yaratmamıştır” ifadesi de yer alır. Yani, “Bir insan için iki kalp olmadığı gibi, bir çocuk için iki baba olamaz.”

Zıhara cevap niteliğinde olmasına gelince: Zıhar, bir adamın hanımını annesine benzetmesidir. Zıharda “Anam bana nasıl haramsa, sen de bana öyle haramsın” telakkisi söz konusudur. Araplarda yaygın olan bu adetin düzeltilmesi sadedinde “Allah bir adamın içinde iki kalp yaratmamıştır. Ve kendilerinizden zıhar yaptığınız zevcelerinizi analarınız kılmamıştır. Evlatlıklarınızı da oğullarınız kılmamıştır.” ayeti hükmü beyan edilmiştir. Yani, “bir adam için iki kalp olmadığı gibi, zıharda bulunduğu kadın da annesi olamaz.

“Allah bir adamın içinde iki kalp yaratmamıştır” ifadesi, Kur’ân’ın evrensellik özelliğinden hareketle bir irsal-i mesel olarak da yorumlanabilir. Mesela bu ifade, “iman ile inkar bir gönülde birleşmez” manasını te’kiden kullanılabilir. Zira, bir kalpte birbirine mugayir iki inanç bir arada bulunamaz.

Bursevi’nin yorumuyla: “Kalp sadece muhabbet için yaratılmıştır. Kalp bir olduğuna göre muhabbet de birdir. Dolayısıyla kalb, gerçek mahbub olan Allah’tan başkasının muhabbetine elverişli değildir. Kalıp ve kalbiyle dünya ile meşgul birisi, ahiret sevgisi, Allah sevgisi iddiasında bulunsa davasında yalancıdır.”

Kur’ân-ı Kerim ayetlerinde irsal-i mesel olarak değerlendirebileceğimiz daha nice ayetler vardır. Nümune olarak bir kısmına dikkat çekmek istiyoruz:

-“İyiliğin karşılığı ancak iyiliktir.” 55. Rahman Suresi, 60. Âyet

-“Her bilenin fevkinde bir bilen vardır.” 12/YUSUF-76

-“Kötülüğün karşılığı misli bir kötülüktür.” şura suresi 40

-“Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe iyiliğe ulaşamazsınız.” 3/âli̇ i̇mrân-92

-“Kim bir kötülük işlerse onun karşılığını görür.” ali imran suresi 92

-“Hoşlanmadığınız bir şey hakkınızda hayırlı olabilir.” BAKARA-216
-“Nice az topluluklar, çok topluluklara Allah’ın izniyle galip gelmiştir.” 2/Bakara-249

-“Allah hiçbir nefse kaldıramıyacağı şeyi yüklemez.” Bakara Sûresi 286

-“Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” 39/ZUMER-9

-“Herkes kendi haline göre hareket eder.” 17/İSRÂ-84

-“Her hizip kendilerindekine güvenmektedir.” 30/RÛM-32

Mesel kelmesinin çoğulu “emsal”dir. Kur’ân’ın her tarafında saçılmış inciler misali bulunan emsal, onun i’cazının esrarından bir sırdır. Emsal, birerfikir hazinesi ve o fikirlerin neşir vesilelerindendir. Avamdan olan kimselerin bile kolayca hatırında kaldığından, emsal için “hikmet-i avam” ve “felsefe-i umum” denilmiştir.
...
Şadi Eren, Kur’an’da teşbih ve temsiller,

https://incelemeler.wordpress.com/kuranda-tesbih-temsil/




 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder