22 Temmuz 2015 Çarşamba

Sihr-i Helâl

Edebî Sanatlar 

Anlama Dayalı Söz Sanatı
Sihr-i Helâl

Bir beytin birinci mısraının sonunda yer alan bir sözcük ya da sözcük grubunun, hem birinci mısraın sonuna hem de ikinci mısraın başına getirildiğinde anlamlı olacak şekilde kullanılması sanatıdır.

Sihr-i Helâl Sanatına Örnekler:

Âkil isen vahş u tayrın şâhı ol Mecnûn gibi
Başına mürg âşiyanından külâh-ı devlet al

(Akıllı isen Mecnun gibi vahşi hayvan ve kuşların şahı, padişahı ol. Başına kuş yuvasından devlet külâhı al.)

Birinci mısraın sonundaki “Mecnun gibi” ifadesi, hem birinci mısraın sonunda, hem de ikinci mısraın başına getirildiğinde anlamlıdır.


 "Gözleri yabanıl, renkli
  Geçmişi bekler sanki."
                     Serdar Ünver 

   Bu örnekte"renkli" sözcüğü yazıldığı dizeyle okunduğunda gözlerin renkliliğini, altındaki dizeyle okunduğunda renkli bir geçmişi anlatıyor.

Kullanılan bir söz, eğer kendisinden önceki ve sonraki sözlerle ayrı ayrı mana birlikleri meydana getirebiliyorsa, o sözde sihr-i helal sanatı var demektir. Demek oluyor ki sihr-i helal iki ayrı mana birliği meydana getirebilen söz manasına gelmektedir.

Yer oldu kulağa bang-ı rıhlet dehr bağında
Ne durmuşsan temaşa-yı gül-i ruhsar yetmez mi

Yukarıdaki beyitte (dehr bağı) ifadesinde sihr-i helal sanatı vardır. Çünkü bu söz hem birinci mısra ile hem de ikinci mısra ile mana bağına sahiptir.

Beyit'in manası:
Dünya bağında kulağa ölüm sesi gelmeye başladı. (Dünya bağında) hala ne bekliyorsun gül yanağın seyri sana yetmiyor mu? Görüldüğü «dünya bağında» ifadesi her iki mısrada anlatılan düşünce ile de ilgilidir.

İçmek ister bülbülün kanın meğer bir reng ile
Gül budağının mizacına gire kurtare su

Fuzuli'nin su kasidesi'nden alınan bu beyitte "meğer bir reng ile" kelime grubu ikinci mısranın başına da bağlanabilir. birinci durumda: "gül budağı, meğer bir hile ile  bülbülün kanına içmek istiyor. su gül budağının mizacına girerse belki bülbülü kurtarabilir.
İkinci durumda ise : gül budağı, bülbülün kanını içmek istiyor. eğer su bir hile ile gül budağının mizacına girerse belki bülbülü kurtarabilir. şeklinde anlamlar kazanıyor.yani şiiri yorumlarken 1. beyite bağlayıp yorumlayabileceğiniz gibi 2. beyite de bağlayıp yorumlayabilirsiniz.

*
Sihr-i helâl'ın anjanbman farkları için bakınız: 

 http://gencalinnotlari.blogspot.com.tr/2015/08/anjanbman.html


======================
Kaynaklar:
http://www.liseedebiyat.com/index.php/dvan-edebyati/4-edebisanatlar/1750-shr-helal.html
http://www.tdvia.org/dia/ayrmetin.php?idno=370173&idno2=c370117
http://forum.xn--edebiyatgretmeni-twb.net/sihri-helal-sanati-t18131.0.html;new
http://www.turkcebilgi.com/sihr-i_helal
http://www.siirakademisi.com/index.php?/site/icerik_goster/119
http://www.edebiyatogretmeni.org/sihr-i-helal/




Ek okuma


SİHR-İ HELÂL

Bir beyitte hem önceki hem sonraki kelimelerle anlamı bütünleme sanatı; insanı büyüleyici, olağan üstü güzel söz.

Türk edebiyatında Tanzimat'tan günümüze kadar yazılan edebî sanatlarla ilgili kitaplarda sihr-i helâlin birbiriyle ilgisi olmayan iki ayrı tarifi vardır.

Bunlardan ilki bazı klasik belagat kitaplarında yer almış olsa da üzerinde az durulan, hatta bazı müelliflerin hiç bahsetmediği "güzel ve veciz söz"dür. Nitekim Muallim Naci Istılâhât-ı Edebiyye'sinde (s. 7) ilk olarak sihr-i helâli ele almış ve onun "kelâm-ı bedî'" mânasında kullanıldığını söylemiştir.
Şemseddin Sami de "sihir" maddesinin üçüncü mânasını "şiir ve fesahat gibi insanı meftun eden hüner" diye kaydeder. Sihr-i helâlin bu anlamının kaynağı, "İnne mine'l-beyâni sihren / lesihren" hadisinden kaynaklanmaktadır. Kur'ân-ı Kerîm'in birçok âyetinde geçen sihir kelimesi, çok defa Hz. Peygamber'in kendisine vahyedilen âyetleri beyan ettiğinde kâfirlerin buna inanmayarak, "Bu sihirden başka bir şey değildir" şeklindeki inkârları dolayısıyla zikredilmektedir.
Bakara sûresinin 102. âye­tinde ise sihirle ilgilenenlerin ebedî hayattan nasip alamayacakları belirtilmiştir. Buna göre sihir yapmak ve yaptırmak haramdır (bk. sihir). Ancak Resûl-i Ekrem'in zikredilen hadisi, aynı zamanda güzel sözün insanı büyüleyici gücü yüzünden helâl bir sihir olduğu şeklinde anlaşılmasına da yol açmıştır.
Nitekim Ali Şîr Nevâî, Lâmiî, Ulvî, Nev"î, Abdülahad Nuri, Re'fet, Ni'metî, Yârî gibi şairlerin divanlarının dibacelerinde bu hadis insana tesir edici ifadeye cevaz ve teşvik olarak telakki edilmiş (bk. Üzgör, bibi.), bunların dışında birçok şiirde bu görüş sanatlı bir şekilde tekrar­lanmıştır.
Sihr-i helâlin kesin ve ihtilafsız bir tarifi olmadığı için bir sözün sihr-i he­lâl sayılıp sayılamayacağı kişiye göre değişmektedir.
Belâgatçılar, bu sanata örnek olarak içinde sihr-i helâl ibaresinin geçtiği mısra ve beyitleri zikretmekle yetinmişlerdir.
Sünbülzâde Vehbî'nin,
"Olmayıp sihr-i helâle meyyal /
Şi're sa'y et ki odur sihr-i helâl"
beyti bu anlayışı ifade eder.

Sihr-i helâlin ikinci anlamı ilkinden daha yaygın olup kaynaklardaki örneklerin çoğu bu mâna ile ilgilidir. Buna göre en eski tanımı Muallim Naci yapmıştır:
"Beyit arasında hem kelimât-ı sabıkanın tetimmesi hem de kelimât-ı lahikanın mukaddimesi addolunabilecek surette bir lafz veya terkip irad etmektir."
Biraz farklı bir tarifi ise Kaya Bilgegil verir:
"Bir kelime veya kelimeler grubu bir beytin ilk mısraı sonunda yer aldığı zaman önce o mısrada cümle tamam olacak, aynı zamanda birinci mısraa ait bu son unsur bir 'enjambement'la ikinci mısradaki ifadeye başlangıç teşkil edecektir." Bilgegil sihr-i helâli ilk defa yapıya bağlı sanatlar arasında zikretmiş ve bunu bir anjanbuman (enjambement) olarak değerlendirmiştir.
Bazı kaynaklarda bu mânada sihr-i he­lâlin "eskilerin itibar ettikleri sanatlardan", diğer bazılarında ise "son dönem Türk şiirinde sıkça başvurulan söz oyunlarından" diye belirtilmesinin doğru olmadığını verilen örnek sayısının sınırlı ve hep birbirin den alıntı oluşu göstermektedir. Muallim Naci'ye göre de bu sanat adıyla mütenasip olmayarak fazla itibar görmemiştir. Hatta divan şiirindeki örnekleri de "tesadüfî"dir. Yaygın örnekler arasında Hayalî Bey'in,
"Âkil isen vahş ü tayrın şâhı ol Mecnûn gibi /
Başına mürg âşiyânından külâh-ı devlet al"
 beytinde ilk mısraın sonundaki "Mecnûn gibi" ibaresi aynı zamanda ikinci mısraın başında yer alabilecek anlamdadır.
Hersekli Arif Hikmet'in,
"Sühandır sırr-ı Hak i'câz-ı Kur'ân /
Sunanla sabit ol­muş iddiadır"
beytinde ilk mısraın sonundaki "i'câz-ı Kur'ân" terkibi ikinci mısraın da öznesi durumundadır. Fuzûli’nin,
"Merhem koyup onarma sinemde gamlı dağın /
Söndürme öz elinle yandırdığın çerâğın"
beytinin ikinci mısraındaki "öz elinle" ibaresi hem önceki söndürmek fiilini, hem de sonraki yandırmak fiilini ilgilendirmektedir.
Bütün örneklerde sihr-i helâli teşkil eden ibare her iki mısrada da gramer bakımından aynı görevde bulunmaktadır.
Bu bilgilerin ışığında sihr-i helâlin ilk anlamı adıyla uygun ise de ikinci anlamın neden sihr-i helâl sayıldığı yeterince anlaşılamamakta, Tanzimat'tan geriye doğru bu ikinci tasarrufu destekleyen ve sihr-i helâl adıyla anılmış bir söz sanatından bahsedilmeyişi de klasik şairlerin kullandığı il­ri sürülen bu söz oyununa sihr-i helâl adının Tanzimat'tan sonra verildiğini düşündürmektedir. Bu manasıyla sihr-i helâl tertibinin Bakara sûresinin 102. âyetindeki ifade şeklinden çıkarıldığı akla yakın görünmektedir.
Bu âyetteki, "Lâkin o şeytanlar küfrettiler, insanlara sihri ve Bâbil'de Hârût ile Mârût adlı iki meleğe indirileni öğretiyorlardı" cümlesine nahvi yapıyı dikkate alarak şöyle de mâna verilebilir:
"İnsanlara sihri öğretiyorlardı ve Bâbil'de Hârût ile Mârût adlı iki meleğe indirileni (öğretiyorlardı)."
Burada "indirilen" şeyin ne olduğu zikredilmemekteyse de bağlamdan bunun da sihir olduğu anlaşılmaktadır.
Bu yorum, "öğretilen şeyin sihir olmayabileceği, fakat öğretildiği ve kötüye kullanıldığı takdirde sihir olabileceği" şeklinde bir anlama da imkân bırakmaktadır.
Burada dikkati çeken husus, bir defa geçen sihir kelimesinin âyetin dil bilgisi özelliği sebebiyle iki ayrı cümlenin unsuru olabilmesidir. Buna göre meal şöyle de olabilecektir:
"İnsanlara sihri öğretiyorlardı. Bâbil'de Hârût ve Mârût adlı iki meleğe sihir indirilmişti."
Böylece bugün sihr-i helâl denilen ede­bî sanatın bir yoruma göre bu âyette de bulunduğu görülmekte, üstelik sihrin esasında her zaman haram olmadığı, bir gerçeği de ifade edebileceği ve kötüye kullanılmadığı takdirde helâl sayılabileceği mânası da çıkartabilmektedir. Bu husus, ikinci manasıyla sihr-i helâl sanatının nereden çıktığını ve neden bu ismi aldığını ifade eden bir delil gibi görünmektedir. Bunu bilinçli olarak ilk defa kimin kullandığı ve bu âyete atıf yapıp yapmadığı şimdilik bilinmemektedir (bk. Okay, bibi).
bibliyografya :
Muallim Naci, Istılâhât-ı Edebiyye, İstanbul 1307, s. 6-8; Kâmus-ı Türkî, s. 711; Tahir Olgun [Tâhirülmevlevî], Edebiyat Lügati, İstanbul 1936, s. 118; Mustafa Nihat Özön, Edebiyat ve Tenkit Sözlüğü, İstanbul 1954, s. 237; M. Kaya Bilgegil, Edebiyat Bilgi ve Teorileri I. Belagat, Ankara 1980, s. 298-300; Cem Dilcin, Örneklerle Türk Şiir Bilgisi, Ankara 1983, s. 445-446; İskender Pala, Ansiklopedik Dîvân Şiiri Sözlüğü, Anka­ra, ts. (Akçağ Yayınları), s. 441; Tahir Üzgör, Türk­çe Dîvân Dibaceleri, Ankara 1990, s. 25, 28; M. A. Yekta Saraç, Klasik Edebiyat Bilgisi Belagat, İstanbul 2000, s. 208-210; Orhan Okay, "Sihr-i He­lâle Dair", TUBA, XXV1I1/1 (2004), s. 169-175; Pa-kalın, İD, 214; "Sihr-i Helâl", TA, XXIX, 19; "Sihr-i Halâl", TDEA, VIII, 15-16.IT]
M. Orhan Okay, DİA, 37



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder