21 Temmuz 2015 Salı

Tevriye

Edebî Sanatlar 
Anlama Dayalı Söz Sanatı
Tevriye (İki anlamlılık / Amacı gizleme)
Sesteş bir kelimenin bir dizede, beyitte, dörtlükte iki gerçek anlama gelecek biçimde kullanılmasına ve bir sözcüğün yakın anlamını söyleyip uzak anlamını kastetmeye tevriye sanatı denir.
Örtmek, meramı gizlemek demektir.
Bazı kaynaklarda tevriye ve iham sanatları eş anlamlı kabul edilirler. Fakat ihamda, ikiden fazla anlamı olan kelimenin bir mısra veya beyitte bütün anlamları kasdedilirken, tevriyede yakın anlamı verilerek uzak anlamı kastedilir.
Aşağıdaki örneklerde tevriye sanatı yapılmış sözcüklerin altı çizilidir:
1) Tahir efendi bana kelp demiş
İltifatı bu sözde zahirdir,
Maliki mezhebim benim zira,
İtikadımca kelp tahirdir.
(Nef'i)
Tahir: 1. Tahir Efendi - 2. temiz, pak
Kelp: Köpek. (Hem, köpek temiz hayvandır hem de asıl köpek Tahir Efendi'dir anlamı var. Maliki mezhebinde köpek, temiz hayvandır.)
2) Bir buse mi bir gül mü verirsin dedi gönlüm
Bir nim tebessümle o afet gülüverdi.
Gülüverdi: 1. Güldü - 2. Gül verdi
3) Havada yaprağa döndürdü rüzgâr beni (Muallim Naci)
Burada "rüzgâr" hem gerçek anlamında hem de zaman anlamında kullanılmıştır.
4) Aşiyan-ı mürg-i dil zülf-i perişanındadır.
Kande olsam ey peri gönlüm senin yanındadır.
Kande: 1. Nerede - 2.Kan içinde
5) Sert oldu hava çıkma koyundan kuzucağım
Koyun: 1. Kuzunun anası - 2. Kucak
6) Sarımsak da acı amma evde lazım bir dişi
Dişi: 1. Sarımsak parçası - 2. Bayan
7) Baki kalır sahife-i alemde adımız
Baki: 1. Şairin adı - 2. Sonsuza dek
8) Bu kadar letafet çünkü sende var
Beyaz gerdanında bir de ben gerek.
Ben: 1. Birinci tekil kişi - 2. Deri üzerindeki siyah lekeler
9) Gül yağını eller sürünür, çatlasa bülbül
El: 1. Organ - 2. Yabancı
10) Ulusun, korkma nasıl böyle bir imanı boğar.
Ulusun: 1. Kurt gibi ulusun (ulumak) - 2. Yüce, büyük olmak.
11) “Baki çemende bir hayli perişan imiş varak
Benzer ki bir şikâyeti var rüzgârdan
Bu dizelerde “rüzgâr” sözcüğü ile tevriye yapılmıştır. Çünkü rüzgâr sözcüğünün iki anlamı vardır. Yakın anlam “yel”, uzak anlam ise “zaman’dır. Şiirde yakın anlam söylenerek sözcüğün uzak anlamı anlatılmak istenmiştir.
12. “Gül yağını eller sürünür, çatlasa bülbül.”
El: 1. Organ 2. Yabancı
Not
Tevriye ile kinaye birbiri ile karıştırılabilir. Burada şuna dikkat edilmelidir. Tevriyede söz konusu sözcüğün birden çok gerçek anlamı vardır. Bu gerçek anlamlardan uzak olanı kastedilir. Kinayede de sözcüğün birden çok anlamı vardır; ama kastedilen mecaz anlamdır. Kinayede sözcüğün gerçek anlamından bir sonuç çıksa da kastedilen mecaz anlamıdır. Tevriyeli kullanılan sözlerin iki anlamı da gerçek anlamdır. Başka deyişle tevriyede mecaz yoktur; tevriye bu yönüyle kinayeden ayrılır.
“Sordum nigârı dedi ahbap
Semt-i Vefa’da doğru yoldadır”
Bu dizelerde “Vefa Semti” sözleri ile tevriye yapılmıştır. Vefa sözcüğünün ilk anlamı “sözünde durmak”tır. Uzak anlamı ise “Vefa”. İstanbul’da bir semt adıdır.
“Biri var pencerede
Pencere önlerinde ağlar durur”
Bu dizelerde “ağlar durur” sözüyle tevriye yapılmıştır. Sözcük “ağlamak” eyleminin geniş zaman çekimi olarak ve “balık ağları” anlamında kullanılmıştır. Yakın anlamlı olarak sözcüğün “ağlamak” anlamı söylenirken, uzak anlamlı olarak “balık ağları” kastedilmiş, böylece tevriye yapılmıştır.
*
TEVRİYE VE ÇEŞİTLERİ ÜZERİNE DÜŞÜNCELER
...

Tevriye, söze nükte ve güzellik katan, onun anlamını zenginleştiren en
önemli sanatlardan birisidir. Tevriye, Arapça verâ kökünden türetilmiştir. Verâ
geri, arka, öte; tevriye de gizlemek, saklamak anlamındadır.
...
Edebî bir terim olarak tevriye, yakın ve uzak iki anlamı olan bir
kelimenin yakın anlamının söylenip uzak anlamının kastedilmesi şeklinde
tanımlanmıştır.
...
Tevriye sanatı, kendisine verilen örneklerden hareketle şöyle tanımlanabilir: En az iki   anlamagelen cinaslı veya çok anlamlı bir kelime veya ibarenin bir anlamını kullanıp
diğer anlamını ifadenin içine gizlemeye tevriye denir. Tevriye sanatında
kelimenin anlamlarından birisi ifadenin temel anlamına uygun olarak kullanılır,
diğer anlamı konu, muhatap veya ifadede geçen diğer kavramlar vs. vasıtasıyla
çağrıştırılır. Kelimenin her iki anlamı da cümlenin yapısına uygun düşürülebilir.
Bundan dolayı kimi tevriye örneklerinde kelimenin hangi anlamının uzak,
hangisinin yakın olduğu bilinmez. Okuyucu veya muhatap kelimenin hangi
anlamının kastedildiği konusunda şüpheye düşer. Tevriye yerine iham
(şüphelendirme) kelimesinin kullanılmasının sebeplerinden birisi bu tür örnekler
olmalıdır. Meselâ Nahifî, aşağıdaki beyitte hevâ kelimesinin iki anlamını da beyte
dâhil etme peşindedir:

Kanı selâmı kanı bir peyâmı cânânun
Sabâ senün de işün hep hevâyımış hayfâ

“Hani sevgilinin selâmı, hani ondan bir haber? Ey saba (rüzgâr), senin de
bütün işin havaymış/boşmuş!” Bilindiği gibi saba, gündoğusundan esen hafif
rüzgârdır. Bu lâtif rüzgârın görevi sevgiliden haber getirmektir. Âşık sevgiliden
selâm ve haber alamamasını rüzgârın görevini yapmamasına bağlıyor ve rüzgâra
şöyle sesleniyor: Ey rüzgâr senin de bütün işin havadan ibaretmiş. Beyitte heva
kelimesinin boş, faydasız, gereksiz anlamı kullanılmakta ve kastedilmektedir,
ancak beyitte geçen saba kelimesi, hava kelimesinin rüzgâr veya yel şeklindeki
temel anlamını çağrıştırmaktadır. Yani beyitte yan veya mecaz anlamıyla
kullanılan bir kelimenin temel anlamıyla tenasüplü bir kelime kullanılmıştır.
Tevriyeli kelimenin hangi anlamının uzak, hangisinin yakın olduğu ve
bunlardan hangisinin kastedildiği hususunun ortaya konulması gerekir. Yakın
anlam, kelimenin gramer kurallarına göre kazandığı anlamdır. Bu anlam
ifadedeki diğer kelimelerle ve ifadenin temel anlamı tarafından desteklenir. Yakın
anlam, kelimenin hem ilk akla gelen hem de temel anlamıdır. Uzak anlam ya
hâlin gereğine göre ya da ifadedeki bazı kelimelerin yönlendirmesi (ihamı) ile
ortaya çıkan, arızî anlamdır. Bu anlamla ifade zenginleştirilir ve süslenir.
Tevriyeli kelimenin çoğunlukla yakın anlamı kastedilir, uzak anlamı çağrıştırılır.
Çünkü insan önce meramını veya maksadını belirler, sonra onu sanatla süsler.
Meselâ futbolcu Okan Buruk’un Beşiktaş’tan kalbi kırık veya üzüntülü
ayrıldığını haber yapmak isteyen bir gazeteci, kalbi kırık yerine Okan’ın soyadı
olan Buruk’u kullanarak şöyle bir cümle oluşturur: “Okan Beşiktaş’tan buruk
ayrıldı.” Bu cümledeki buruk kelimesinde tevriye vardır. Burukla kastedilen
anlam kırgındır, bu kelimeyle çağrıştırılan (uzak) anlam ise Okan’ın soyadıdır.
...
Tevriyeye ifadenin anlamını zenginleştirmek veya muhatabı
şüphelendirmek gibi değişik sebeplerle başvurulur. Aşağıdaki beyitte hilâl
kelimesinin ikinci anlamıyla beytin manası zenginleştirilmiştir. Diğer yandan
bazı okuyucular hilâl kelimesiyle kastedilen anlamın ne olduğu hususunda
şüpheye düşebilirler:

Yahyâ varak-ı bîdi göre nice sarardı
Geç ayş u safâdan ki hilâl-i Ramazândur
(Ş. Yahyâ)

“Yahyâ, söğüt yaprağının nasıl sarardığını gör ve yeme içmeden vazgeç
çünkü Ramazan hilâlidir.” Beyitte hilâl kelimesi gökyüzündeki ay anlamında
kullanılmıştır. Sararmış söğüt yaprağı hem renk hem de şekil bakımından ayın
hilâl şekline benzer. Şair söğüt yaprağını, Ramazan hilâline benzetmiştir.
Bilindiği gibi, Ramazan ayı veya oruç, hilâl görülünce başlar. Beyitteki hilâl-i
Ramazan ibaresine Ramazan ayı, yani otuz günlük zaman dilimi anlamı da geçici
olarak verilebilir.
...
Tevriyenin Çeşitleri

Tevriye, bir kelimenin birden fazla anlamını, ifadenin manasına uygun
düşürme sanatıdır. Tevriyede iki anlamı olan bir kelimenin farklı anlamları, ya
ifadenin söylendiği ana ya muhataba ya da ifade içindeki diğer kelimelere uygun
düşürülür ve bu tenasüp vasıtasıyla bir kelimenin diğer anlamlarına çağrışım
yapılır. Belâgatçılar, ifade içinde tevriyeli kelimenin yakın ve uzak anlamlarıyla
ilgili (tenasüplü) kelimenin/kelimelerin kullanılıp kullanılmamasına göre tevriye
örneklerini sınıflandırmışlardır. Kazvinî ve Diyarbekirli Said Paşa gibi yazarlar
tevriyeyi mücerrede ve müreşşaha olarak ikiye ayırmışlardır (D. Said 1305: 370).
Kimi yazarlar tevriye çeşitlerini dörde çıkarmışlardır. Yani yukarıdaki tevriye
çeşitlerine tevriye-i mübeyyene ve müheyye’eyi eklemişlerdir (A. Hamdî 1293, M.
Rifat 1308: 375, Mevlevî 1973: 159-160). Farklı bakış açılarına göre başka
tevriye çeşitleri de ortaya çıkarılabilir. Meselâ tevriye, araçlarına veya
kaynaklarına göre cinas tevriyesi ve mecaz tevriyesi gibi çeşitlere ayrılabilir.
...
Soyadı“Güzel” olan birisine hitaben söylenmiş “Soyadınız güzelmiş.” sözünde hâl
(muhatap, konu, an, mekân) tevriyesi vardır. Bu söz, soyadı farklı olan birisine
söylendiği zaman, tevriye sanatı ortaya çıkmaz.
...
Cinas Tevriyesi
Tevriye sanatının en önemli kaynağı cinaslı yani eşadlı kelimelerdir. Batı
retoriğinde pun adı verilen sanatın kaynağı da cinaslı kelimelerdir (Bk. Gray
1994: 237). Doğan Aksan tevriyeyi “Eşadlı ve Çokanlamlı Öğelerden Yararlanma”
başlığı altında ele alır (Aksan 2005: 110). Tevriye, kimi belâgatçılar tarafından
cinas-ı manevî olarak da adlandılmıştır
...
Cinasın birçok çeşidi vardır ve her birisi tevriyenin kaynaklarındandır.
Meselâ aşağıdaki örneklerde tevriye, muharref cinasla yapılmıştır. Çünkü nefs
kelimesi nefes olarak da okunabilir:

Sakın gönlüm yıkarsın pendden dem urma ey nâsih
Hevâ-yı nefs ile bir mülki vîrân eylemek olmaz
(Fuzûlî)
      ...
Mecaz Tevriyesi
Tevriye sanatının malzemelerinden birisi de kelime ve deyimlerin temel, yan
ve mecaz anlamlarıdır. Şair ve edipler, ifade içinde temel anlamıyla kullandıkları
bir kelimenin, yan veya mecaz anlamına tenasüple çağrışım yaparlar veya mecaz
anlamıyla kullandıkları bir kelimenin temel anlamına çağrışım yaparlar. Bu
sanat, birçok kitapta kinaye olarak sunulmuştur. Ancak bu dil hünerinin
tevriyeye dâhil edilmesi gerekir. Tahirü’l-Mevlevi Edebiyat Lugatı adlı eserinde
tevriyeyi “Hakikat yâhut mecâz olmak üzere iki mânası olan bir lâfzın uzak
manasını kastetmektir.” diye tarif eder.
Mecaz, yan ve temel anlama dayalı tevriyeler, cinasa dayalı tevriyelere göre
daha az dikkat çekicidir. Yalnız mecaz anlamıyla temel anlamı arasındaki bağıntı
zayıflamış olan kelimelerle yapılan tevriyeler cinas tevriyesi gibi bediîdirler.
Meselâ Ziya Paşa, aşağıdaki beyitte dönek kelimesini yan veya mecaz anlamıyla
kullanmakta, fakat onun temel anlamına da çağrışım yapmaktadır:

Pek rengine aldanma felek eski felekdir
Zîrâ feleğin meşreb-i nâ-sâzı dönektir
(Ziya Paşa)

“Feleğin rengine pek aldanma, o eski felektir. Zira feleğin uygunsuz tabiatı
dönektir.” Felek kavramı dönek kelimesinin temel anlamını da akla
getirmektedir.
...
İham, tevriye, tevcih, mugalata, zülvecheyn, ibham gibi sanatların
birbiriyle birleştirilmesi veya karıştırılmasının sebebini şöyle izah edebiliriz.

Bilindiği gibi dilde çok anlamlı (mecaz-yan-hakikî) ve eşadlı (cinaslı) kelimeler
vardır. Şair ve edip meramını gizli bir şekilde ifade etmek, ifadeye başka bir
anlam katmanı daha ilâve etmek veya gizlemek, anlatımını zenginleştirmek,
muhatabı yanıltmak veya şüphelendirmek, ifadenin anlamını kapalı hâle
getirmek gibi farklı maksatlarla ifade içinde çok anlamlı veya eşadlı bir kelime
kullanır. Maksat farklıkları, bu sanat için muhtemelen, farklı isimlerin
kullanılmasına sebep olmuştur.
Meselâ
tevriye” saklama, gizleme, arkaya atma,
îhâm” şüphelendirme;
 “tahyîl” hayal ettirme yani çağrıştırma,
mugalata-ima’neviyye” anlam karmaşası,
ibhâm” anlamı kapalı hâle getirme,
tevcîh” de anlamı iki farklı tarafa yönlendirme demektir.
 Cinaslı veya çok anlamlı bir kelime, bir ifadenin iki farklı anlama gelebilmesi için kullanılmışsa tevcih veya zü’l-vecheyn sanatı meydana gelir. Eğer bu iki farklı anlam, birbirinin zıddıysa sanata muhtemilü’z-zıddeyn adı verilir. Eğer çok anlamlı veya cinaslı kelimeleranlamı kapalı hâle getirmek için kullanılmışsa ibham sanatı meydana gelir; bu
kelimeler muhatabı şüphelendirmek veya cümlenin anlamını karıştırmak için
kullanılmışsa iham ve mugalata sanatı ortaya çıkar.
Tevcih ve ibham gibi sanatları tevriye ile sınırlandırmak yanlış olur. Dolayısıyla bu sanatlara ayrı bir başlık ayrılmıştır.
...
Menderes COŞKUN, http://www.turkishstudies.net/sayilar/sayi6/sayi6pdf/16.pdf
*




Test

1.
     I. Beyefendi ailenin güneşi, sen de ayısın.

II. Sen gittin yaslara büründü cihan,
Soluyor dallarda gül dertli dertli.

III. O güzel yüzün benli de/ Göğsün niye bensiz?

IV. Bâkî kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş"

V. Gece midir insanı hüzünlendiren, yoksa insan mıdır hüzünlenmek için geceyi bekleyen?

Yukarıda numaralanmış cümlelerden hangisinde “tevriye” sanatına başvurulmamıştır?


A) I.
B) II.
C) III.
D) IV.
E) V.
*
2.
I. Söylenen bir sözü, düşünceyi inandırmak ve
 pekiştirmek amacıyla atasözü ve deyimleri kullanma sanatıdır. (İrsal-i Mesel)

II. Birden fazla anlamı olan sözcüğün yakın anlamını söyleyip uzak anlamının kast edildiği sanattır. (Tenasüp)

III. Herhangi bir olayı, gerçek sebebinin dışında, hayali, daha güzel bir sebebe bağlayarak yapılan sanattır. (Hüsn ü Talil)

IV. Aralarında anlam ilgisi bulunan sözcükleri, bir sıra gözetmeksizin bir arada kullanma sanatıdır. (Tevriye)

V. Bir duygu ya da anlamı pekiştirmek için cevap isteme amacı gütmeksizin şairin soru sorma ve yöneltme sanatıdır. (İstifham)

Yukarıda ayraç içinde verilen söz sanatlarından hangileri yer değiştirilirse yapılan bilgi yanlışlığı düzeltilmiş olur?

A) I. ve II.        
B) II. ve IV.        
C) IV. ve V.

 D) I. ve III.            
E) III. ve V.
*
3.Islak bir yorgan gibi sımsıkı bürüneyim
   Örtün üstüme, örtün, serin karanlıkları

Yukarıdaki dizelerde altı çizili kelimede görülen söz sanatı aşağıdakilerden hangisidir?

A) İntak         
B) Tevriye         
C) Kinaye
 D) Tenasüp              
E) İstiare
*
4.Alacağınız olsun zorba dağlar
Yolumu kesmekle ne geçti elinize.”

Yukarıdaki dizelerde dağlar zorbalık yapan eşkıyaya benzetilmiş, kendisine benzetilen “eşkıya” söylenmemiştir. Bu tür söz sanatlarına ----- denir.

Yukarıdaki parçada boş bırakılan yere aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?

A) İntak         
B) Kinaye
C) Tevriye        
 D) Tenasüp              
E) İstiare
*
5.Vatan ufkundaki en güzel çeyiz
En şanlı süs,baktım yarıya çekildi.

Yukarıdaki dizelerde görülen söz sanatı aşağıdakilerden hangisidir?

A) İntak         
B) Tevriye         
C) Kinaye
 D) Tenasüp              
E) İstiare
*
6. Bir fakir balıkçı evi, bir tekne
     Kadınlar bakar pencerelerden
     Pencere önlerinde ağlar durur
Bu dizelerdeki altı çizili sözde aşağıdaki söz sanatlarından hangisi yapılmıştır?

A)   Tevriye
B)   Hüsn-i ta'lil
C)   Tecahül-i arif
D)   Teşbih-i beliğ
E)   İntak
*
7.     Gözlerinden değil, ateşten yana bedenim.

Yukarıdaki dizede altı çizili sözcük iki farklı anlama gelecek şekilde kullanılmıştır.

Bu şekilde oluşan söz sanatı aşağıdakilerden hangisidir?

A) Kinaye                                       
B) Tevriye
C) Açık istiare                                 
D) Cinas
E) Tariz
*
8.     Aşağıdaki beyitlerin hangisinde birlikte verilen
söz sanatı yanlış gösterilmiştir?
A)     Haddeden süzülmüş yal ü bal olmuş sana Şarap süzülmüş şişeden ruhsar-ı al olmuş sana (hüsn ü talil)
B)     Mecnun'um Leyla' mı gördüm Bir kerecik baktı geçti (telmih)
C)     Yok bu şehir içinde senin vasfettiğin dilber ey Nedim
Bir peri suret görünmüş bir hayal olmuş sana (nida)
D)    Olsun ko Nazım ey gül, ey gül ko Nazım olsun
Her dem gülüne bülbül, bülbül gülüne her dem
(akis)

E)    Elimi beş yerinden dağladı beş parmağın
Bağrımda da yanmadık bir yer bırakmadan git
(tevriye)
*
9.   I.   Bir buse mi bir gül mü verirsin dedi gönül
Bir küçücük tebessümle o afet gülü verdi
II.  Kanmadık senin gönül alan eşsiz güzelliğine

Yukarıdaki dizelerde altı çizili sözcüklerle yapı­lan ortak söz sanatı aşağıdakilerden hangisi­dir?
A) Tevriye                                      
B) Mübalağ
C) Tenasüp                                    
D) Tekrir
E) Hüsn-ü Talil

*
10.   Narsis suda aksini görünce
Kendi hüsnüne aşık olmuş
Kavuşmak için sevdiğine
Kendi canından olmuş
Nergis onun için sevdiğine
ömür boyu boyun büker olmuş

Yukarıdaki bentte aşağıdaki söz sanatlarından hangisi voktur?

A) Telmih                                       
B) Tevriye
C) Teşhis                                       
D) Kinaye
E) Hüsn-ü Talil

*
11. Ömrünün son demlerini yaşayan şair: “Bütün kuşlar vefasız. Mevsim artık sonbahar.” diyerek yalnızlıktan yakınmaktadır.
Şairin yukarıdaki dizeleriyle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
A)     İnsanlar “kuş”a benzetilerek açık istiare yapılmıştır.
B)    Yaşlılık, “sonbahar’a benzetilerek açık istiare yapılmıştır.
C)     Ömür, mevsimlerle temsil edilmiştir.
D)     İnsanlar, sonbaharda göç eden kuşlarla sembolize edilmiştir.
E)     Dizelerin bütününde tevriyeli bir kullanım söz konusudur.

*


Cevap anahtarı: 1.E, 2.B, 3.B, 4.C,5.B, 6. A, 7. B,8. E, 9.A, 10. B,11.E,
=====================

Kaynaklar:
http://www.dogruhaber.com.tr/haber/76244-kurandaki-edebi-sanatlar-1/
Menderes COŞKUN, http://www.turkishstudies.net/sayilar/sayi6/sayi6pdf/16.pdf
http://www.cokbilgi.com/yazi/tevriye-amaci-gizleme-sanati/
İmran Akdemir, Ekim 2013, http://www.ikizkod.com/sanal.pdf
http://www.edebiyatogretmeni.org/tevriye-iki-anlamlilik/
https://tr.wikipedia.org/wiki/Tevriye



Ek okuma

Tevriye: Bir kelimeyi birden çok manaya gelecek şekilde kullanmaktır. Kelime, biri yakın, diğeri uzak iki mana taşır.
“ Rahman (Allah) arşı istiva etti” [ Taha, 5 ]
“İstiva” kelimesinin birinde, bir mekânda yerleşmek, diğerinde mülkiyetine almak, kuşatmak, istilâ etmek manası vardır.
Birinci manayı Allah (cc) için kullanmak zaten caiz değildir. İkinci mana, uzak olan manası olmakla beraber, birinci manadan ikincisi tevriye yapılmıştır.
Söz ve Kalem Dergisi
http://www.dogruhaber.com.tr/haber/76244-kurandaki-edebi-sanatlar-1/

*
BİR AYETİN MUCİZEVİ İFADESİ

Kuran mesajının her çağa uygun olduğunu kavrayamayan kimseler, kendilerince Kuran’ın bazı ayetlerini öne çıkararak Kuran’a bir kulp takma peşindeler. Bu ayetlerden birisi de 8:60
ayetidir.(KUR'AN: Enfâl Suresi; Sure 8, Ayet 60)

8:60 - Onlara karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve savaş ATLARI hazırlayın. Onlarla Allah'ın düşmanını, sizin düşmanınızı ve bunlardan başka sizin bilmediğiniz fakat Allah'ın bildiği diğer düşmanları korkutursunuz. Allah yolunda her ne harcarsanız karşılığı size tam olarak ödenir. Size zulmedilmez. (Diyanet çev.)

Atlı savunma tekniğinden sanal bağlantılı savunma araçlarına…
Arap edebiyatında sesteş kelimelere “müteradif” denilir. Her dilde olduğu gibi Kuran’da da müteradif kelimelerden her birinin farklı anlamı vardır. Eğer Allah’ın bir muradı varsa, elbette sesteş kelimelerde tevriye yapabilir. Kuran’da buna en güzel örnek oluşturan ayet, 8:60 ayetidir.
8:60 ayetinde “AT” anlamına gelen KHAYL kelimesi müteradif olarak iki ayrı anlama gelecek şekilde kullanılmıştır.

Şimdi, bu ayetin tevriyeli şekline, daha doğrusu günümüze hitap eden mesajına bakalım:
Kuran, 8:60-
Hazırlayın onlar için, gücünüz yettiği kadar bir kuvvetten;
ve SANAL BAĞLANTIdan,
Onunla ALLAH’ın düşmanını ve düşmanınızı caydırırsınız.

Onlardan başka bilmediğiniz, ancak ALLAH'ın bildiği kimseleri de.

ALLAH yolunda ne harcarsanız size tam olarak ödenir ve hiç zulme uğratılmazsınız.

 RİBAT (R-B-T) Bağlantı, iletişim (rabıta, irtibat)

 KHAYL (Kh-Y-L) Hayali, sanal, (hayalet, tahayyül) / at

Ribat-ül Khayli - SANAL BAĞLANTI

Bu ayette dikkat çeken önemli hususlar:

1. Arapçada Feres, Hisan gibi “at” anlamına gelen birkaç isimden müteradif olan “Khayl”
kelimesi seçilmiştir.
2. El-Khayl kelimesi tekildir. Çoğul olsaydı “sanallar” olurdu ki bu anlamsız olacağından
ayette tekil olanı kullanılarak anlam pekiştirilmiştir.
3. Sanal alem ile yapılan savunma tekniklerinde karşı tarafın kim, nasıl ve nerede oldukları bilinemeyebilir. Ancak Allah sanal iletişim için “Onlardan başka bilmediğiniz, ancak ALLAH'ın bildiği kimseleri de caydırırsınız” diyerek sanal iletişimin gücü hakkında bir fikir Vermektedir
HAYL kelimesinin “Sanal” anlamındaki kullanımına bir başka örnek ayet:

20:66 (Musa) dedi: "Hayır, bilakis siz atın!" Bu nedenle onların ipleri,
sopaları, yaptıkları sihirden kendisine doğru hareket ediyor hayalini verdi.
“Allah’tan geldiğini iddia ettiğiniz Kuran size atlı birliklerle savunma yapın diyor. Şimdi sanal ortamda insansız hava araçları ile savunma teknikleri geliştirilmiş. Sizler buna karşı atlı birliklerle  mi savunma yapacaksınız?” diyen zihniyete 1400 yıl öncesinden mucizevi bir ifadeyle 8:60 ayeti cevap vermektedir.
Kuran’ın indirildiği dönemdeki insanların sanal bağlantılı savunma tekniğini akletmeleri veya keşfetmeleri o dönem için mümkün olmadığı gibi, eğer Kuran günümüzde inmiş olduğunu  farzedersek, bizim de bu ayeti “sadece” savunma amaçlı atlar olarak anlamamız mümkün olamazdı. Bu nedenle;
1- Kuran’ın evrensel bir kitap olduğu bu ayetle bir kez daha ortaya çıkmakta,
2- Kuran, gelecekte nelerin keşfedileceğini, iki kelimelik işaretle bile olsa haber vermekte,
(16:8)
3- İleride ayetlerin anlaşılacağını beyan eden Kuran’ın bu çeşit iddiaları zamanı geldikçe ortaya çıkarak haberlerini doğrulamakta, (38:88)
4- Allah, Kuran’da kullanmış olduğu bu çeşit kısa ve anlamlı kelimelerle Kuran’ın insan üstü bir kitap olduğunu göstermekte, (10:82)
5- Kuran’ın bir beşer sözü olduğunu iddia edenleri yalanlamakta, (83:13)
6- Kuran’ın eskilerin hikayeleri olduğunu iddia edenleri yalanlamakta, (16:24-25)
7- Kelimelerinde anlam kayması yaparak Kuran’ı çelişkiler yumağı haline çevirmek isteyenleri (duburu duburlandıramayanları) ifşa etmektedir. (4:82)
2:118 - Bilmeyenler, “Allah bizimle konuşsa, veya bize bir AYET gelse ya!”
derler. Bunlardan öncekiler de tıpkı böyle, bunların dedikleri gibi demişti.
Onların kalpleri birbirine benziyor. Biz ayetleri kesin olarak inanacak bir
toplum için açıkladık.


İmran Akdemir, Ekim 2013, http://www.ikizkod.com/sanal.pdf

*
Tevriye 

Biri yakın olup sözden ilk anda anla­şılan ve fakat kasdedilmeyen, diğeri de uzak olmak üzere iki mânâsı bulunan bir lafzı zikredip bir nükteden dolayı uzak mânâsını kasdederek o lafzı bu mânâsında kullan­maya «tevriye» denilir. Tevriye´de kasdedilen mânâya gizli bir karine ile intikal edilir. 

Misâl:

"Geceleyin sizi öldüren (öldürür gibi uyutan), gündüzün ne işlediğinizi bilen: (sonra belirlenmiş süre tamamlansın diye gündüzün sizi dirilten (uykudan uyandıran) O´dur.»[2] Yüce Allah,sözüyle «günahları işlemek» olein uzak mânâsını kasdetmiştir.

Ve şâirin şu beyti gibi « Ey saygı değer ve kendisine halkın köle olduğu efendim! Sen Hüseyin´sin, fakat sen bize fazla eziyet ediyorsun.» «Yezid» kelimesinin yakın mânası özel isim, kasdedilen uzak mânâsıda = «arttı» filinin müzâridir.

[ Bazı misaller:

« Senin, şiirinin beyitleri, köşkler gibidir (sağlamdır). Fakat, güzelliklerini görmeye engel olan hiçbir kusur onlarda yoktur. Sözlerinin akıcı olması ve mânalarının ince olması hayret edilecek bir şeydir. »[3]

Rahman olan Allah, Arşı kud­retiyle kuşatmıştır.»[4] 

«Biz, göğü bir kuvvetle bina ettik.»[5]

« Asaletti isen, çalı­şıp çabala ve dedene (ecdadına) güvenme.[6]

« Mısırlılara ait çok miktarda eser gördüm. Sen (onlarda) herhangi bir kusur gördün mü?»[7]

« Zaman tarafıdan etkilenmesine rağmen, mahvolmamış, Mısırlılara ait bir eser gördüm.»[8]

--------------------
[2] En´âm suresi , 6/60.
[3] el-Belâgatül-vâzıha, s. 276; İlmü´1-Bedî´, s. 125.
[4] Tâhâ sûresi, 20/5; Teftâzânî, Mııhtasarü´l-me´ânî, s. 395; İlmü´1-Bedî´, s. 126.
[5] Zâriyât sûresi, 51/47; Sâbûnî, Safvetü´t-tefâsîr, III, 260; Teftâzânî, Muhtasarü´1-me´ânî, s. 396; İlmü´1-Bedî´, s. 128.
[6] Delilü´l- Belâgati´l-vâzıha, s. 146.
[7] Delilü´l- Belâgati´l-vâzıha, s. 146.
[8] Delilü´l-Belâgati´l-vâzıha, s. 146.



http://www.kuranhizmet.com/node/100

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder