23 Temmuz 2015 Perşembe

Tezat, Oksimoron

Edebî Sanatlar 
Anlama Dayalı Söz Sanatı
Tezat (Karşıtlık / Zıtlık)

Tezat, edebiyatta tezat, birbirinin zıddı olan duygu, düşünce ve durumları; aralarında bir ilgi kurarak aynı cümlede, mısrada veya beyitte dile getirme sanatı. Hem nazımda hem de nesir de görülebilir. Ayrıca tıbak, mutâbakat, tatbîk ve tekâfu isimleriyle de bilinir.

Tezat sanatının gerçekleşmesi için mutlaka birebir karşıtanlamlı sözcüklerin kullanılması gerekmez. Benzer şekilde, içinde karşıtanlamlı sözcükler olan her satırda da tezat sanatı yoktur. Tezat, şair veya yazarın bilinçli olarak kullandığı bir sanattır ve genellikle eserin bütününe yayılır.

Bir başka tanımı ise:
Tezat, aynı varlığın, olayın, durumun… birbirine karşıt iki yönünü bir arada belirtmeye ya da birbirine karşıt kavramlar arasında ilgi kurmaya tezat denir.

Yukarıda da belirtildiği üzere; tezat aralarında ilgiden dolayı, birbirine zıt kavramları bir arada kullanmaktır. Birbirine karşıt düşüncelerin, kavramların, duyguların bir arada kullanılmasıdır. İki karşıt düşüncenin bir arada söylenmesidir. Ancak “Gece uyurum, gündüz çalışırım.” demekle tezat sanatı olmaz. Gece ile gündüz zıt iki kavramdır, düşünce değildir. Oysa tezat, kavramların zıtlığında değil, düşüncenin zıtlığındadır.

Tezat sanatına örnekler:

Yazımı kışa çevirdin.
Bak gözümde yaşa Leyla’m.

(Şair, ruhsal durumunu yaz ve kış tezatıyla ortaya koymuştur.)

Derman arar iken derde düş oldum.
Ağlama gözlerim Mevla kerimdir.

(Zıt anlamlı sözcükler olan “dert” ile “derman”ın bir arada kullanılmasıyla tezat yapılmıştır.)

Bir sen yakınsın uzakta kalınca.

(Şair, uzağa gidenler arasında kendisine sadece sevgilinin yakın kaldığını belirtmiştir. “Uzak” ve “yakın” sözcükleriyle tezat yapılmıştır.)

Bir kız vardı yok gibi öyle güzel.

(“Var” ve “yok” sözcükleriyle tezat yapılmıştır.)

Tezat Sanatına diğer örnekler:

Ömrümde zararsız günümü bilmem
Her senede yüz milyonluk kârım var.
(Huzuri)

 Nice kâfirdir yüzün görüp müselman olmayan
(Lâmii)

 Dil gitti gerçi yerine kondu hezâr gam
Biri gider biri gelir oldu belâların
(Şeyhülislam Yahya)

 Gülen çehremi görüp Sanmayın beni bahtiyardır
Her kahkahanın içinde Bir damla gözyaşı vardır.

 Lâkin ben hiç bu kadar mahzun olmadım; ölümü hatırlatan ne var bu resimde? Halbuki hepimiz hayattayız.
(Melih Cevdet Anday)

 Bir kız vardı yok gibi öyle güzel
(Oktay Rıfat Horozcu)


Aşk derdiyle hoşem elçek ilacımdan tabib
Kılma derman ki helâkim zehri dermanındadır
Fuzulî

Ben şairim o kamet-i mevzunu doğrusu
Sevmem desem de bil ki yalan söylerim sana
Nedim

Tezat iki düşünce duygu ve hayal arasındaki birbirine karşıt nitelikleri ve benzerlikleri bir arada söyleme sanatıdır. Tibak, mutabakat, tatbık, mütezad gibi adlarla da bilinir. Aralarında zıtlık bulunan kelimeler, aynı cinsten yanı her ikisı de isim veya fiil olabileceği gibi farklı cinslerden de olabilir. Gerçek ve mecaz anlamları arasında bile zıtlık bulunabılır. 

Gönüller toplu kaküller perişan 

Ederdik yar ile gülşende seyran
T. Fikret 

Tezat sanatına düzyazıda da rastlanır:

« En büyük yalan hakikat-i dünyadır. »
(Cenab Şahabettin)

« Makber’le Ölü sükût ile feryâddır. (...) Makber -ki âsâr-ı mevcûdemin en âhiridir- fenâ bulmuş bir vücûdun bekâsı için yapıldı. (...) Makber, umumiyyeti itibariyle pek çok nazarlar için soğuk bir eserdir. Bu soğukluk, yalnız benim kalbimi ihrak eder. »
(Abdülhak Hâmid)
*


TEZÂD

"Tezâd" sanatı, konu ile ilgili kaynakların ekseriyetinde, birbirinin zıttı olan kavramların bir arada söylenmesi olarak tarif edilmektedir . Ali Nihad (Tarlan) ise Recâî-zâde Mahmûd Ekrem'in Ta'lîm-i Edebiyyât'ta "tezâd" için getirmiş olduğu tariften hareketle, bu tarifin zamanımıza göre kâfi olmadığını ifade eder. Akabinde "gece uyur ve gündüz çalışırım" denildiği zaman, "tezâd" mı olur diye sorar (Tarlan 1981: 175). Çünkü ona göre büyük bir coşku ve duyguya dayanan "tezâd", iki zıt imge ya da düşüncenin aralarında bir ilgi, hatta ayniyet/tıpkılık kurarak bir kavramda birleştirilmesidir. Bu da bir şeye, biri gerçek diğeri mecaz olmak üzere iki zıt yönden bakabilmekle mümkündür. Burada özellikle belirtilmesi ve vurgulanması gereken husus, zıtlığın kelimede değil, düşüncede ve imgede olmasıdır. Nitekim Ali Nihad Tarlan'ın yukarıda verdiği, "gece uyur ve gündüz çalışırım" örneğinde, "gündüz" ve "gece" karşıt/zıt kelimeler olmasına rağmen "tezâd" sanatı söz konusu değildir (Can2003: 134). Buradan hareketle, beyaz/siyah, gece/gündüz, zayıf/şişman, uzun/kısa, sabah/akşam gibi birbiriniz zıttı olan kelimelerin biri mecazî, diğeri hakikî manada olmadıkları ve bir noktada da birleşmedikleri takdirde heyecana bağlı olan "tezâd" sanatını oluşturmadıkları sonucu çıkarılabilir. Çünkü diğer durumda herhangi bir edebî metinde sadece birbirinin zıttı olan kelimeler kullanılmış olur. Oysa Tarlan'a göre "tezâd" sanatı başka bir şeydir. Nitekim onun görüşüne göre "tezâd" sanatı biraz daha netleştirilmek istenirse, yukarıda bahsedilen hususlar göz önünde bulundurularak şu şekilde sistemleştirilebilir:
1. Şair/sanatkar bir objeye/kavrama iki zıt yönden bakar.
2. Bu bakış açısından biri mecazî, diğeri ise hakikî manadadır.
3. Bu iki zıt kavram aynı noktada/objede birleşir.
Özellikle belirtelim ki, Ali Nihad Tarlan’ın bu sözleri her ne kadar indî de olsa, tartışmaya değer şeylerdir. Çünkü, görüldüğü kadarıyla eski kaynakların çoğu edebî sanatlarla ilgili ilhamlarını eski Arap ve Fars belâgat kitaplarından almışlardır. "Tezâd" için o kaynakların bir kısmında “sadece birbirine muhâlif iki sözün bir arada kullanılması” yeterli görülürken, bir kısmında ise “aynı şeye taalluk eden” şartı getirilmektedir. Birinin hakikî, diğerinin mecâzî olması şartı eski kaynakların hiç birinde görülmemektedir. Öyleyse bu durum nereden çıktı? Bu husus üzerinde hasseten durulması gerekmektedir. Ali Nihad Tarlan eski kaynakların getirmiş olduğu "tezâd" tarifine “zamanımıza göre kifayetsiz.” demektedir. Her ne kadar edebî sanatlar zaman ve zemine göre değişmeseler de, özellikle yukarıda dikkat çektiğimiz gibi edebiyatlar klâsikleştikçe, yani zarifleştikçe eserlere uygulanan ölçü ve kaidelerde çok ince ayrıntılara inilerek yeni oluşumlara ve açılımlara zemin hazırlanmış ve aynı şeylerin değişik şekillerde ifade edilmesine imkân oluşturulmuştur. Büyük ihtimalle Tarlan'ı da böyle bir hükme varmaya dilin/edebiyatın bu iç dinamiğiyle yakaladığı seviyeyi gösteren örnekler sevketmiştir. Nitekim bazı klâsik şairlerimizin şiirlerinde bu tarz kullanımların olduğu da müşahede edilmektedir. Bu durumun göz ardı edilmemesi gerektiğini düşünüyoruz. Çünkü birbirinin muhalifi olan kelimelerin kullanılmasıyla başlayan süreç, aynı şeye taalluk etmesiyle devam etmiş ve son nokta olarak da biri hakikî diğeri mecazî olan iki kavramın bir objede birleşmesine kadar uzanmıştır. Bu da "tezâd" sanatının tekâmüle ulaşma noktasında sergilediği gelişim sürecini göstermektedir.
Burada eski kaynaklara dayalı olarak "tezâd" sanatı hakkında bir hükme varmamız gerekirse:
1. Bir ibare içinde birbirine zıt iki şeyin bulunması tezat sanatının oluşması için kâfîdir.
2. Bu iki şey, isim “gece – gündüz, aç - tok”; fiil “gülmek – ağlamak, düşmek – kalkmak…” olabileceği gibi günümüz mekteplerinde ısrarla “karşıt değillerdir” diye öğretilen fillerin olumlu – olumsuz çekimleri “almak – almamak, yazmak – yazmamak” ve “siyah – beyaz” gibi renkler de olabilir. Çünkü eldeki örnekler gösteriyor ki eski anlayışta bunlar da “karşıtlık” kabul ediliyordu.
3. Aynı kavram üzerinde olmasa dahi aynı yerde (mısra, beyit, bend) bulunmaları da bu iki şey arasında tezat oluşturmaya kâfidir. Zira edebî sanat kavramının ruhuna uygun olarak iki zıt şeyin bir arada kullanılması insanın ruh ve fikriyatında oluşturduğu tenakuz, onun duygu ve düşüncesini taşıdığı farklı iklimler bunun bir sanat olarak telakki edilmesine kifayet eder.
Ancak; yukarıda dikkat çektiğimiz şeylerin hepsini de "tezâd" olarak kabul etsek dahi bu tür zıtlıkların okur üzerinde bıraktıkları tesirlerin farklı oldukları da aşikardır. Bir sıralama yapmak gerekirse; aynı beyitte farklı cümlelerde farklı şeyler için kullanılan zıt kavramlar en zayıf; aynı cümlede farklı şeyler için kullanılanlar nispeten daha kuvvetli; aynı şey üzerine taalluk etmiş zıtlıklar daha da kuvvetli; aynı kavram üzerinde ve fakat aynı zamanda biri hakikî, öteki mecazî mânâda kullanılan zıtlıklar en kuvvetli bir şekilde tesir eder. Bir benzetme yapacak olursak teşbîh sanatındaki teşbîh-i mufassaldan teşbîh-i belîğe, hatta istiâreye uzanan çizgide fonksiyon ve tesirât nasıl farklılaşıyorsa "tezâd" sanatındaki durumu da öyle kabul etmek icap eder. Bu söylediklerimizi şu örneklerle netleştirebiliriz:
Bâkî'nin;
Gülmek ol gonceye münâsibdir
Aglamak bu dil-i hazîne gerek
beytiyle, Ahmed Paşa'nın;
Agladıgımca ben ol şûh-ı sitemkâr güler
Bir olup düşmen ile her nefes oynar güler
beytinde gramer hususiyeti itibariyle iki zıt unsurun bir arada kullanıldığı
görülmektedir. Şeyh Gâlib'in;
Zevki kederde mihneti râhatda görmüşüz
Âyinedir biri birine subh u şâmımız
beytiyle, Yûnus Emre'nin;
Gaflete virme özüni dünyâ-perestlik eyleyüp
Görmez misin bu dünyâya eyü yavuz geldi gider
beytinde iki zıt unsur bir noktada toplanmıştır

Fuzûlî'nin meşhur "Su Kasidesi"nin matla beyti olan;
Saçma ey göz eşkden gönlümdeki odlare su
Kim bu denlü dutuşan odlare kılmaz çare su
beytinde ise, "gönül" kavramı üzerinde "eşk=göz yaşı" ve "od=ateş=aşk" kelimeleri birleşmiştir. Bunlardan "eşk" gerçek anlamda, "od" ise mecazî anlamda kullanılmıştır.
Yine Abdülhak Hâmid'in,
Ne siyâh eylemiş bu nâsiyeyi
Saçımı bembeyaz eden bahtım
şeklindeki mısralarında da, iki zıt kavram olan "siyâh nâsiye" ile "bembeyaz saç","baht" kavramında birleşmişlerdir. Bunlardan "siyâh nâsiye" mecazî, "bembeyaz saç" ise gerçek anlamda kullanılmıştır. Özellikle bu kullanım "tezâd" sanatının ulaştığı tekâmülü gösteren unsurlar olarak dikkati çekmektedir.
Sonuç olarak vurgulamak gerekirse, yukarıda belirttiğimiz gibi, birbirinin muhalifi olan kelimelerin kullanılmasıyla başlayan "tezâd", aynı şeye taalluk etmesiyle devam etmiş ve biri hakikî diğeri mecazî olan iki kavramın bir objede birleşmesine kadar uzanmıştır. Bu gelişim çizgisinde oluşan fonksiyon ve tesirâtın insan üzerindeki etkisinin farklı olduğunun da unutulmaması gerekmektedir. İşte Ali Nihad Tarlan'ın dikkat çektiği husus "tezâd" sanatının gelişim süreci içerisinde yakaladığı en üst düzeyi yani tekamülü göstermesi bakımından ilginç görünmektedir.

Doç. Dr. Ahmet Kartal,  Türk Edebiyatında Belâgat Çalışmaları ve “Tezad” ve “telmih” sanatına Eleştirel bakış, Ç.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Cilt 16, Sayı 1, 2007, s.413-428

 *

Oksimoron

Oksimoron'u, kısaca "bir varlığı veya olayı, zıt ya da çelişik kavramlarla nitelemek" diye tanımlayabiliriz.
Edebiyatta, siyasette ve hatta günlük yaşamda çok farklı kullanımlarını görüyoruz.
İlk değinmek istediğim nokta, aslında zıt ya da çelişik kavramları bir olayı veya varlığı tanımlarken kullandığımız zaman, o olayın veya varlığın, bilinen ya da kabul edilen temel özelliğini değiştirdiğimizi vurgulamaktır.
Örneğin siyasetteki yaygın kullanımla "Liberal Faşist" veya "Faşist Liberal", genellikle kendilerine "Liberal" diyenlerin "Faşist" dayatmalarını vurgular.
Yani hem kendine özgürlükçü anlamında "Liberal" diyeceksin, hem de tek ve biricik doğruyu kendinin savunduğunu ve senden başkalarının yanlış olduğunu dayatmacı ve hatta yasakçı bir biçimde savunacaksın...
...
Emre Kongar
http://www.kongar.org/diger/oksimoron.php
*
Oksimoron, birbiriyle çelişen ya da zıt iki kavramıanlamı kuvvetlendirmek için bir arada kullanmaktır. Zıt kelimelerle yapılan tamlamalarıdır. Cümle bazında olursa paradoks adını alır. Tezat söz sanatı.
*
Oksimoron nedir?
Esra Alpay

Birbiriyle çakışan iki özellik veya düşünceyi barındıran tamlama. bundan dolayı bu tamlamalar imkânsız diye nitelendirilir.
Şiirde ise anlatımı güçlendirmek için kullanılır
Düşen her kar tanesinde bir yangın var balam
ayaklarında demirden ökçelerle yüksek kaldırımda bir sincap gibi sessiz yürüyorsun kuzucum”

Shakespeare’in de kullanmaktan hoşlandığı bir ifade tarzıdır oksimoron. Şöyle ki; Romeo ve Juliette oyununda “ağır hafiflik”, “soğuk ateş”, “sevgili nefret” gibi kusursuz oksimoronları görmek mümkündür. Yine bir başka kusursuz oksimoron örneği de Lumina Obscura yani “karanlık ışık”tır.

Köşeli daire
Yahudi-Hristiyan-hümanist-laik kültürümüz – Pim Fortuyn.
Hitler Sinagogu
Siyah Süt
Kuru Buz
Cehennem Meleği
Modern Klasik
Orjinal Kopya
Sessiz Çığlık
http://www.hurrem.com/forumlar/konu/oksimoron-nedir/
*

Oksimoron

Oksimoron, birbiriyle çelişen ya da tamamen zıt iki kavramın bir arada kullanılması ve bu şekilde oluşturulmuş ifade.[1]
Bazen anlamı kuvvetlendirmek için veya edebî sanat yapmak amacıyla kullanılır; bazen de halihazırda kullanılan bir kavramı eleştirmek veya alaya almak için kullanılır.
Oksimoronlara sıklıkla sıfat tamlamalarında rastlanır. Bununla birlikte -paradokslar gibi- oksimoron barındıran cümleler de mevcuttur.
Türkçeye İngilizceden geçen kavramın kökeni Yunanca oxus (keskin) ve môros (aptalca) sözcükleridir.[1]

Örnekler

Orijinal kopya
Çareler çaresiz
Sessizliğin sesi
Gerçek yalanlar
Sessizce haykırmak
Yüzme bilmeyen balık
Köşeli daire
Bilim-kurgu
Kalıtsal kısırlık
Muhafazakâr liberal
Özel halk otobüsü
Sabit değişken
Tarafsız taraftar
Tadımlık ziyafet
Paylaşılmış yalnızlık
Yaşayan ölü
Gecenin aydınlığı
Gündüzün karanlığı
Bakire anne
Kötü şans
Bakar kör
Buz yanığı
Güneşin gölgesi
Düzenli Kaos
Demokrat diktatör
Tatlı acılık

Kaynakça
^ a b "oxymoron." Oxford Dictionary of English 2e, Oxford University Press, 2003.


https://tr.wikipedia.org/wiki/Oksimoron

*
Oksimor (Oxymore, Uyumsuz uyum, zıtlaşma):
Zıt iki sözcüğün yan yana kullanılmasına dayanan bir kuruluş yanacıdır. (ör:yaşayan ölü, kara güneş..) Belirtmeli ki bunların çoğu aynı zamanda chiasme’a da girerler. Ayrıca, oxymore ile chiasme, antimetabole ve antithèse sanatları birbiriyle yakından ilgili oldukları için karıştırılmaya elverişli sanatlardır.
hiç bir şey varmış ya da yokmuş”             (çöl ve hiç, 292)         
Dizede ikili bir oksimor yapılmış: “hiçbir şey” ile “varmış” arasında; ayrıca “varmış” ile “yokmuş” arasında da ikinci bir oksimora yer verilmiş.
gecedeki gündüzü gördüm,
                        gündüzdeki geceyi,” (akşam ve maden, 344)



Abdulhalim Aydın, Hilmi Yavuz’un Şiirlerinde Söz Sanatları, Sözcük Oyunları ve Şiirsel Figürler (Yanaçlar)
*******



KARŞITLIK   FİGÜRLERİ ( OPPOSİTİON )

-Antitez,
        Antifraz, 
                 Şiazm,
                      Oksimor,
                               Paradoks
                                       Paralel-

 Prof. Dr. Rıza FİLİZOK

 TEZAT SANATI : ANTİTEZ  (Antithèse)

Antitez sanatının Türk Edebiyatındaki ve belâgat geleneğindeki karşılığı, “Tezat” yahut “karşıtlama”[1] sanatıdır. 

Tezat, mânâca birbirine zıt olan kelimeleri bir arada kullanma sanatıdır. Meselâ “Ağlarım yâdıma geldikçe gülüştüklerimiz” mısraında bu sanat vardır. Eski belâgatimizde anlamca birbirine karşıt sözleri bir arada kullanma sanatına “tezat”, “tıbak”, “mutabakat”, “tatbik”, “tekâfu” gibi adlar verilirdi. “Mukabele” sanatı da bir cins antitezdi. Ancak, tezat sanatı, Batı retoriğindeki diğer karşıtlık figürlerini bütünlüğüyle kapsamaz.

Antitez kelimesinin üç anlamı vardır : 
1) Bir retorik  terimi olarak bir üslup figürüdür. 
2) Karşıt nitelikte olan bir şeyin mukabilidir (Opposition). 
3) Diyalektik düşüncede “tez”e karşı ileri sürülen “karşı tez”dir.

Retorik terimi olarak antitez, bir düşünce figürü  çeşididir. Bu sanat aynı zamanda “kelime figürü” olarak da kabul edilir. Ayrıca “üslûp figürleri” arasında yer alır. Antiteze “kontrast” (contraste) adı da verilir.

Tanım: Antitez, en genel anlamıyla, birbirine zıt kelime veya düşüncelerin yan yana kullanılması sanatıdır. Düşüncelerin karşısına düşünceleri, kelimelerin karşısına kelimeleri koyarak zıtlıklar yaratmak sanatıdır. Yaratılan bu zıtlık, okuyucunun zıt unsurlardan yeni anlamlar çıkarmasını sağlar. Böylece kelime ve düşünceler  yeni bir anlam ve enerji kazanır. 

Düşünceleri veya nesneleri birbirine yaklaştırarak veya karşı karşıya koyarak onların farklı tarafları ortaya çıkarılır, bu zıtlıklar yardımıyla dinleyici veya okuyucunun etkilenmesi sağlanır. Bu, bir ressamın şekilleri ortaya çıkarmak için gölge ve ışığı kullanmasına benzer. İki zıt düşünceyi birbirine yaklaştırarak bunlardan daha açık, sarih bir anlam çıkarmak amacıyla yapılır: Mesela İmparatorsunuz ve ağlıyorsunuz” (Racine, Britannicus, V.Perde, 8.sahne) yahut Kuzey ülkelerinde kar, güney ülkelerinde çölün yaptığını yapar.” (Victor Hugo) antitezleri tezat yardımıyla yeni bir düşünce yaratır. Bir soylu taşrada yaşıyorsa hürdür ama himayesizdir, payitahtta yaşıyorsa himaye altındadır ama köledir.” (Jean de la Bruyere) ve Tehlikesiz galibiyet, şan ve şöhretsiz zafer getirir.”(Corneille) örnekleri aynı şekilde tipik birer antitezdir ve yeni bir fikri kavramamızı sağlar. Fléchier’den alınan şu örnek de güzel bir antitezdir: « Gençliğinde yaşlı bir insanın ihtiyatıyla davrandı, yaşlılığında da gençliğin gücü ve hareketliliğine sahipti. ». Antitezde iki olgunun yan yana getirilmesi, birbirine yaklaştırılması, bize yeni bir anlamın kavranması imkânını verir.

Antitez, bir üslup figürüdür,[2] nesnelerin niteliklerini belirginleştirir, bu niteliklerin vurgulanmasını sağlar. Aynı zamanda bir sürpriz etkisi yaratır. Atasözlerine, özdeyişlere has bir ifade tarzı elde edilmesini sağlar. Bu yönüyle bilgece söylenmiş söz etkisi yaratır ve didaktik bir değer kazanır. Genel ve kural niteliğindeki gerçekleri anlatmaya elverişlidir, bir hali veciz bir şekilde anlatmada yararlanılır. 
Bu sanatın en önemli görevi yeni bir dünya algılamasını sağlamasıdır. Sanatçı antitez yoluyla dünyayı yeniden tanzim eder ve okuyucuya yeni bir dünya sunar.

 Antitez ayrıca bir yapı figürüdür, yazının kompozisyonunu belirler. Bir kompozisyonda diyalektik planın bir parçasını oluşturur. Tez, antitez, sentez üçlüsünün bir parçasıdır. 
Bir  tezin zayıflığını ve yanlışlığını göstermek için ileri sürülen karşı teze antitez denir.

Antitezin üslup üzerindeki en belirgin etkilerinden birisi paralelizm yaratmasıdır. Antitezler düşüncelerin kavranmasını kolaylaştırıp, yazıya enerji kazandırırlar, fakat bazı olumsuzlukları da vardır: Antitezler bir yazıda çok fazla kullanılınca zihni yorarlar, çünkü hemen hemen daima içlerinde iddialı ve yapmacık bir şey bulundururlar; değişmez bir şekilde cümlenin bir parçasını cümlenin öbür parçasının karşısına koyunca tek biçimli ve monoton ifadeler üretirler.[3]


1) Antitezin sistematik sınıflandırılışı:


Henri Morier, “Dictionnaire de Poétique et de Rhétorique” adlı meşhur eserinde antitezi şu şekilde sınıflandırır:[4]



1) Düşünce tezatları: Meselâ V. Hugo’nun “Contemplations”da kurduğu “Dün /Bugün” karşıtlığı bir kavramsal tezat örneğidir. “İnsan / kâinat” gibi felsefi karşıtlıklar, “Tanrı /  Şeytan” gibi dinî karşıtlıklar, Ben / Üstben” gibi psikolojik karşıtlıklar kavramsal tezatlardır.
Örnek: Fransa bir savaş kaybetti, ama harbi kaybetmedi.” De Gaule.
2) Sosyal tezatlar: Bunlar toplumsal yansımalara bağlı tezatlardır. Ton karşıtlıkları: “İşçi /Patron” dilinin karşıtlığı; hayat şartlarının karşıtlığı, giyim-kuşam karşıtlığı, davranış karşıtlıkları sosyal tezatlardır.
Örnek: Kanada iş adamları için cennet, yazarlar için cehennemdir.” Fournier.
3) Sözdizimi, dilbilgisi (gramer), biçim bilimi tezatları: “Olmak veya olmamak” sözü gibi karşıtlıklardır.
4) Cümle tezatları (Antithése phrastique): Geniş bir girişin, özetlemenin, sayıp dökmenin ardından, kısa kuru bir sonuç cümlesinin kullanılmasıyla yaratılan tezatlardır.
5) Anlatı tezatları (Antithése diégetique): Uzun bir hazırlayıcı bölümden sonra olayın çok kısa olarak anlatılmasından doğan tezatlardır.
6) Değer ve görünüş tezatları: Kızıl ile Kara”, “Aydınlık ve Karanlık” gibi tezatlardır.
7) Ses tezatları: saz / söz, hiç / haç, ek / ak,  berk / bark” gibi ünlü ünsüz tezatları.
8) Ritmik tezatlar: Çift ve tek mısralar, lirik beyitler ve “enjambement”lı beyitlerin art arda kullanılmasından doğan tezatlardır.

2) Antitezin Tarihsel  Çeşitleri:

Başlıca antitez çeşitleri şunlardır: 
1) Cümle hâlinde antitez (antithèse par phrase); 
2) Sıralı antitez (antithèse énumérative); 
3) Simetrik antitez (antithèse symétrique); 
4) Portre-antitez veya portre (antithèse-portrait ou portrait).

1)    Cümle hâlinde antitez (Antithèse par phrase): Antitez, bir cümlede tamamlanır. Bir cümlede, cümlenin birinci yarısında ifade edilen fikrin cümlenin ikinci yarısında ifade edilen fikirle çelişmesidir.
      Örn.: «Çalışma her şeyi  kolaylaştırırken, tenbellik zorlaştırır. »
2) Sıralamalı antitez (Antithèse énumérative) : Sıralama antitezi, iki zıt veya birbirine karşı düşüncenin paralel bir şekilde uzatılarak  kullanılmasıdır.
     Örn:Bir soylu taşrada yaşıyorsa hürdür ama himayesizdir, payitahtta yaşıyorsa himaye altındadır ama köledir.” Jean de la Bruyere.

2)    Simetrik Antitez (Antithèse symétrique) : Antitezin tamamıyla sıralı (énumérative) olma yerine, parçalar hâlinde küçük zıtlıklarla simetrik şekilde ifade edilmesidir: Parçalar bu durumda A/A1, B/B1, C/C1... tarzında sıralanır.
                    
3)    Antitez-portre (Antithèse-portrait): Bir portrenin antitezle anlatılmasıdır. Portre, edebî bir nevi olarak iyi bilinmektedir. Hatiplerde, tarihçilerde, romancılarda bu tip portreye pek sık rastlanır. Bir kişinin veya bir hayvanın karşıt konumda olan bir diğeriyle mukayese edilerek canlı bir tarzda tasviridir. La Bruyère bu konuda güzel örnekler vermiştir: “Jiton’un rengi taze, yüzü dolgun, yanakları sarkık, gözü sabit ve emin, omuzları geniş, midesi yüksek, yürüyüşü metin ve azimkârdır... Kendi derecesinde kimselerle gezerken daima ortada yürür. O durdumu başkaları da durur. O yürüdümü başkaları da yürür. Herkes hareketinin onun hareketine ayar eder. Söz söyleyenlerin sözünü keser, söylediklerini ya düzeltir ya da reddeder. Kimse onun sözünü kesmez, canı konuşmak istediği müddetçe herkes onu dinler. Herkes onunla aynı düşüncededir. Verdiği haberlere herkes inanır. Keyfi nasıl isterse öyle hareket eder. Neşelidir, kahkahalıdır, hiddetli, çapkın, politikacı veya zamane ahvâli hakkında ketumdur. Kendisinde zekâ, zarafet ve birçok meziyetler bulunduğuna inanır. O zengindir. (La Bruyère, “Karakterler”)

4) Antitez-paralel veya paralel (Antithèse-parallèle, parallèle):
   Örn: “Kuzey ülkelerinde kar, güney ülkelerinde çölün yaptığını yapar.” (Victor Hugo).

3) Antitezle İlgili Diğer Sanatlar: 
Karşıtlık Figürleri:

Batı retoriği içinde gelişmiş başlıca Karşıtlık Figürleri (Figures de L’opposition), “antithèse”, “antiphrase”, “chiasme”,  “oximore” ve “paradoxse” tur.  Yani antitez, karşıtlık figürleri sınıfının bir elemanıdır. Bu grupta yer alan diğer sanatlarla benzerlik gösterir, onlarla ortak noktaları vardır, bazı yönleriyle de onlardan ayrılır. Bu grupta yer alan sanatlırın ortak noktası hepsinin bir “karşıtlık” içermesidir. Diğer yönden bu sanatların hepsi bir şekilde antitezi içerdiğinden, bazı ince  yapı farklarına rağmen antitez içinde değerlendirilebilirler. Bundan dolayı bu sanatların tanımını da aşağıya alıyoruz:

A) ANTİFRAZ “antiphrase”

          Antifraz, bir retorik terimidir ve bir trop (trope) çeşididir. Bir tür düşünce figürüdür, kelime figürleri (figure de mots) arasında da yer alır. Alay (ironi) amacıyla bir fikri, bir düşünceyi tersini söyleyerek ifade etmektir. Mesela bir insanın korkaklığını ifade etmek için “Ne cesaret” demek gibi. Bu sanat, ironik bir etki bırakır ve ironi ile yakından ilişkilidir, ironi çok zaman bir antifrazla başlayan alaydır.
         Antifraz ayrıca bir cins  “litot”tur. Litot da söylenenin tersini kastetme ilkesine dayanır, ancak litot, söze farklı, yeni anlamlar ilave eder, buna karşılık antifraz, basit bir tersini söyleme sanatıdır. Bu haliyle Türkçe’deki “kinâye” ve “tesmiye-i bin-nakîz” sanatlarının karşılığıdır.[5] Bir kelimeyi olağan anlamına, ister kuvvetle inkâr veya teyit amacıyla olsun, ister alay etmek amacıyla olsun, zıt bir anlamda kullanma sanatıdır.

   Örn.: Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin!” (Tevfik Fikret)

B) ŞİAZM “chiasme”

         Şiazm, bir antitez çeşididir, iki antitezin AB / B'A'  tarzında  birbirinin karşıtı olarak kullanılmasıdır. Şiazm, kısaca çift antitezden oluşur ve bu antitezler simetrik bir yapı içinde yer alır. “Yaşamak için yemeli, yemek için yaşamamalıdır.” (Moliere)Şiazm, vurgu ve ısrar etkisi bırakır. Örn.: 1) “Kömürün (A) ateşiyle (B) aydınlanan(B') akşamlar (A') ” (Baudlaire, le Balcon). 2)”Hayatı belirleyen şuur değildir,  şuuru belirleyen hayattır. (Marx).
     
C) OKSİMOR “oximore” yahut  OKSİMORON (oxymoron)

Aynı ifadede iki zıt (contradictoires) terimin şaşırtıcı biçimde bir araya getirilmesidir. Karşıt iki terim aynı ifadede karşıt anlamlarıyla bir araya gelirler ve aynı konuyu, aynı gerçeği dile getirirler. Böylece yeni bir gerçek, şiirsel bir gerçek yaratılmış olur. Oksimor, paradoksun bir çeşididir ve onu aşan bir yönü vardır. Bu sanat da okuyucuda bir sürpriz etkisi bırakır. Bu sanat, yazara antizez yaratmak için imkan hazırlar: Örn.: 1) “Yıldızlardan dökülen bu karanlık aydınlık” ( Corneille) 2)“Bir geveze sessizlik”. 3) “Melânkolinin siyah güneşi” (Nerval).

D) PARADOKS  “paradoxe”
         Paradoks, bir çeşit düşünce figürüdür (figure de pensées*), antitezin (anthitèse) meydana getirdiği zıtlık veya çelişki etkilerine Yunanlılar antiloji (antilogie) veya paradoks (paradoxe) derlerdi. Bu iki figür dilde kavram yakınlaştırması (alliance de mots) biçiminde ortaya çıkar. Örneğin Çiçeron’un dostluk için yaptığı methiyede böyle bir paradoks görürüz: “Dostluk sayesinde uzakta olanlar gözlerimizin önündedirler; fakirler zengin; güçsüzler kuvvetli; ve sanki ölüler yaşıyormuş gibidir.”
      Paradoks, mantıkî bir karşıtlık içeren yahut karşıtlık içeriyormuş gibi görünen önermelerdir. Bunlar, herkesçe kabul gören düşüncelere zıt önermelerdir. Normal olarak karşıt olan kelimeler, şaşırtıcı bir gerçeği ifade etmek için yanyana getirilir: Örn.: 1)“Çocuk, insanlığın babasıdır.”2) Paris çok küçüktür, gerçek büyüklüğünün sebebi de budur. 3)”Gerçek de olsa bu bir hatadır.” (Michaux)(Sonuncu örnek ayrıca “antilogie” sayılır.) Paradoks, çok zaman sağlam olmayan bir akıl yürütmeye, yahut kıyasa dayanır. Bundan dolayı zayıf bir ikna etkisi bırakır.

       E) PARALEL ( Parallèle) :

         E) Paralel, bir Retorik terimidir, bir çeşit düşünce figürüdür (figure de pensées). Iki nesnenin veya iki şahsın özelliklerinin karşlıklı olarak ifade edilmesine, yani aralarındaki benzer yahut farklı tarafların uzun uzadıya anlatılmasına paralel denir. Paralel çok zaman iki şahıs veya iki nesne arasında benzerlik veya farkları ortaya çıkarmak amacıyla yapılan uzun bir karşılaştırmadır. Paralel sanatında farkların ifadesi, kendiliğinden bir antitezin doğmasına neden olur.  Mukayese etmek demek, benzer tarafları bir araya, benzemeyen tarafları bir araya toplamak demektir. Bu da birbirine zıt veya karşıt olan nesnelerin veya düşüncelerin benzer ve farklı taraflarını ifade etmeye götürür. Mukayesenin (comparaison yani teşbih) bizzat kendisi karşıtlıkların (opposition) kaynağı olduğundan, paraleller, yapısı gereği, mükemmel bir antitezdir. Konular arasındaki farklar doğal olarak zıtlıkları (contraste) ortaya çıkarırlar. Bundan dolayı, mukayeseler, paraleller antitezin doğduğu yerlerdir. Bu haliyle paralel aynı zamanda bir tasvir (description) çeşididir. Bilhassa kişi portrelerinin çizilmesinde paralel sanatından yararlanılır.
www.ege-edebiyat.org
  
--------------------------
[1] Türk Dil Kurumu antitez terimini, 1948 baskısında “karşıtlama” kelimesiyle, 1974 baskısında “karşıtlam” kelimesiyle karşılamıştır. Bak.: TDK,Edebiyat ve Söz Sanatı Terimleri Sözlüğü,1948, İstanbul;TDK, Yazın Terimleri Sözlüğü, 1974, Ankara Üniversitesi Basımevi.
[2] Pierre Fontanier, Les Figures du Discours, Flammarion, Paris, 1977, s. 504.
[3] Bu konuda bkz:http://bbouillon.free.fr/univ/ling/Fichiers/fig/figures.htm
[4] Henri Morier, Dictionnaire de poetique et de rhetorique, Presses Universitaires de France, 1981, s.115.
[5] Şemsettin Sami, Kamus-ı Fransevî, Fransızcadan Türkçeye Lügat Kitabı ( Dictionnarie Français-Turc) , Mihran, İstanbul, 1315 (1898).

*

Antitez (Fr. antithèse; İng.antithesis)

İki nesnenin mukayesesinden bu  nesneleri karşı karşıya (opposition) getirme fırsatını çıkaran bir figürdür. S. 178

Tezat

1-Kim bilir, belki hepsi de doğru da,ben kendi hislerimin yanlışlığından habersizim.
Varı yok bilmek istedim, yoku var.

(Tevfik Fikret,“Tarih-i Kadim)
...





Test

1. Yaşımı Nil eyleyip layık mıdır şehrinde kim
     Tunca gibi boynumu burup gezem mahzun olup?
Bu beyitte aşağıdaki sanatlardan hangisi yoktur?
A)   Mübalağa (abartma)
B)   Teşbih (benzetme)
C)   Teşhis (kişileştirme)
D)   istifham (soru sorma)
E)   Tezat (karşıtlık)
*
2. Aşağıdaki dizelerden hangisinde tezat (karşıtlık) sanatının örneği vardır?
A)   Gonca güller gibisin, boynunu bükme
B)   Yazı güze ekledim, bahar olmadı
C)   Bakmam artık göklere benim de yıldızım var
D)   Ayırma gözlerini gözlerimden bu akşam
E)   Bir onulmaz derde düştüm, derdimin dermanı yok.
*
3. Gelme zahmet olmasın, ben hasta üzre ey tabip Derd-i aşk var iken gerekmez bana derman eylemek
Bu beyitte aşağıdaki açıklamalardan hangisine uygun bir sanat vardır?
A)   Aralarında ortak yön olan iki kavramdan, zayıf olan güçlü olana benzetilmiştir.
B)   Aynı konuyla ilgili karşıt kavramlar bir arada kul­lanılmıştır.
C)   Bir durum ya da kavram gerçekte olduğundan çok fazla gösterilmiştir.
D)   Aynı konuyla ilgili kavramlar bir arada kullanılmıştır.
E)   Aralarında benzerlik ilgisi olmaksızın,  bir söz başka bir söz yerine kullanılmıştır.
*
4.Aynı varlığın, olayın, durumun… birbirine karşıt iki yönünü bir arada belirtmeye ya da birbirine karşıt kavramlar arasında ilgi kurmaya “tezat” denir.

Aşağıdakilerin hangisinde “tezat” sanatına baş vurulmamıştır?

A) Nice kâfirdir yüzün görüp müselman olmayan

B) Dil gitti gerçi yerine kondu hezâr gam
     Biri gider biri gelir oldu belâların

C) Bir kız vardı yok gibi öyle güzel

D) Uçtuk Mohaç ufkundan görünmek hevesiyle

E) Ne siyah eylemiş bu nasiyeyi
    Saçımı bembeyaz eden bahtım
*
5.Aydınlığa koştum karanlık çıktı
Her sevgi, her vefa bir anlık çıktı.

Yukarıdaki dizelerde altı çizili kelimelerde görülen söz sanatı aşağıdakilerden hangisidir?
A) Tezat          
B) Tenasüp         
C) Tevriye
D) Cinas           
E) Kinaye
*
6.Haberin var mı taş duvar,
Demir kapı, kör pencere
Yastığım, ranzam, zincirim
Haberin var mı?
Görüşmecim yeşil soğan göndermiş
Karanfil kokuyor cigaram
Dağlarına bahar gelmiş memleketimin…

Yukarıdaki dizelerde aşağıdaki söz sanatlarından hangisi yoktur?
A) Teşhis (Kişileştirme)
B) Tecahül-i Arif (Bilmezlikten gelme)
C) İstifham (Soru sorma)
D) Teşbih (Benzetme)
E) Tezat (Zıtlık)
*
7.Aşağıdakilerden hangisi mecaza dayalı bir söz sanatı değildir?

A) Mecaz-ı Mürsel
B) Teşbih
C) Tezat
D) İstiare
E) Tariz
*
8.İbadet eylerim, namaz kılmam
Temizlik severim, lekemi silmem
Ömrümde zararsız günümü bilmem
Her senede yüz milyonluk kârım var.

Yukarıdaki dörtlükte görülen söz sanatı  aşağıdakilerden hangisidir?

A) Teşhis         
B) Teşbih        
C) Kinaye
D) Tezat             
E) İstiare
*

9.Gelme zahmet olmasın, ben hasta üzre ey tabip Derd-i aşk var iken gerekmez bana derman eylemek
Bu beyitte aşağıdaki açıklamalardan hangisine uygun bir sanat vardır?
A)   Aralarında ortak yön olan iki kavramdan, zayıf olan güçlü olana benzetilmiştir.
B)   Aynı konuyla ilgili karşıt kavramlar bir arada kul­lanılmıştır.
C)   Bir durum ya da kavram gerçekte olduğundan çok fazla gösterilmiştir.
D)   Aynı konuyla ilgili kavramlar bir arada kullanılmıştır.
E) Aralarında benzerlik ilgisi olmaksızın,  bir söz başka bir söz yerine kullanılmıştır.
*
10.    Yaşımı Nil eyleyip layık mıdır şehrinde kim
        Tunca gibi boynumu burup gezem mahzun olup?
Bu beyitte aşağıdaki sanatlardan hangisi yoktur?
A)   Mübalağa (abartma)
B)   Teşbih (benzetme)
C)   Teşhis (kişileştirme)
D)   istifham (soru sorma)
E)   Tezat (karşıtlık)
*
11.  Aşağıdaki dizelerden hangisinde tezat (karşıtlık) sanatının örneği vardır?
A)   Gonca güller gibisin, boynunu bükme
B)   Yazı güze ekledim, bahar olmadı
C)   Bakmam artık göklere benim de yıldızım var
D)   Ayırma gözlerini gözlerimden bu akşam
E)   Bir onulmaz derde düştüm, derdimin dermanı yok.
              *
12.     I.   Çeşm-i aşıkta imtizaç etmiş
Ab u ateş olup beraber dest

II.  Ağzına yok dediler, dediklerince var imiş.

Yukarıdaki iki beyitte ortak olan söz sanatı aşağıdakilerden hangisidir?

A) Tekrir                                         
B) Telmih
C) Aliterasyon                                
D) Tezat
E)Tenasüp
*
13..     Kirpi de yavrusunu "pamuğum" diye sever.
Yukarıdaki cümlede belirgin olan söz sanatları aşağıdakilerden hangisidir?
A) Tariz - aliterasyon                        
B) Teşbih - tenasüp
C) Tezat - istiare                             
D) Kinaye - teşbih
E) Kinaye – istiare

*
Cevap anahtarı: 1.E,2.E,3.B, 4.D,5.A,6.E, 7.C, 8.D, 9. B,10. E, 

11. E, 12. D, 13.C,


===========
Kaynaklar:
http://www.kuranhizmet.com/node/100
http://www.xn--edebiyatgretmeni-twb.net/soz_sanatlari_test1.htm
http://www.derszamani.net/tezat-sanati-nedir-tezat-ornekleri.html
http://www.cokbilgi.com/yazi/tezat-karsitlik-sanati-edebi-sanatlar/
http://www.edebiyatfakultesi.com/edebi-sanatlar/tezat-karsitlik-sanati
https://tr.wikipedia.org/wiki/Tezat







Ek Okuma



Tıbâk

(Aralarında gerek tezad, gerek diğer bütün) karşılaştırmalar bulunan) İki zıt mânânın bir arada zikredilmesine «Tıbâk» denir.

Misâl: Şu âyette olduğu gibi

´Uykuda oldukları halde, sen onlan uyanık sanırsın»[9]

ve şu âyette olduğu gibi:

«Fakat insanların çoğu bilmezler. Onlar, dünya hayatının görünen yüzünü bilirler. Ahiretten ise, tamamen gafildirler.»[10]

[Bazı misâller:[11]

« Hazreti Peygamber (s.a.) buyurmuş ki; « Malın en hayırlısı, uyuyan göz için uyumayan pınardır.»[12] Yâni uyuyan ve uyanık mânâlarını ifâde eden kelimeler bir arada zikredil­miştir.)
Yüce Allah şöyle buyurmuş:

« Yaptıkları günah­ları, insanlardan gizlerler de Allah´tan gizlemezler.»[13]

« Ölü. iken hidâyetle diriltip, kendisine insanlar arasında yürüyecek bir nur verdiğimiz bir kimse, karanlıklar içinde kalıp ondan hiç çıkmayan kimsenin durumu gibi olur mu? »[14]

-« Herkesin kazandığı iyilik lehine, yaptığı kötülük ise aleyhinedir.»[15]

Düşman, (yaptığın) kötülüğü açığa vurur ve iyiliği gizler.»[16]


»Doğruluğu seviyorum, yalan sevmiyorum.»[17]

Mukabele

Mukabele de tıbak´dan sayılır. 
Muka­bele, önce iki veya daha fazla mânâyı bir araya getirmek, sonra sırasıyla bunların karşılıklarını zikretmektir.[18]

Misâl: Şu âyette olduğu gibi:
 «Artık kazanmakta olduklarının cezası olarak az gülsünler, çok ağlasınlar.»[19]

[ Bazı misâller:
"Hz- Peygamber (<=.a.), Ensâra şöyle buyurdu: « Siz, harbin korku anıwda çoğalıyorsunuz ve ganimete tama´ anında azalıyorsunuz.[20]

´ Onun, ne gizli bir dostu, ne de görünürde bir düşmanı yoktur.»[21]

-Cemaatin bulanıklığı (sıkın­tısı), yalnızlığın sefasından (huzurundan) daha iyidir.»[22]

 « Cahilin öjkesi, sözünde, akıllının öjkesi ise işindedir.»334[23]

.Allah, temiz şeyleri onlar için helal, murdar şeyleri de haram kılar.»[24]

geçene üzülmemeniz ve Allah´ın verdiği nimetlere sevinip şımarmamanız içindir.:[25]


« İşte AUah, onların kötülüklerini iyiliklere çevirir.»[26]


http://www.kuranhizmet.com/node/100
________________ 

[9] Kehf suresi , 18/18; Sâbûnî, Safvetü´t-tefâsîr, II, 188.
[10] Rum sûresi ,30/6-7.
[11] Eden vuslat deminde flkr-i hicran ağlasın gülsün.
[12] el-Belâgatü´1-vâzıha, s. 280.
[13] Nisa suresi , 4/108.
[14] Enam suresi , 6/122.
[15] Bakara suresi , 2/186.
[16] el-Belâgatü´1-vâzıha, s. 283.
[17] el-Belâgatü´1-vâzıha, s. 283.

[18] Dilde safâyı aşkın, dîde gammınla pürnem-
Bir evde ´ayşû şâdî, bir evde ye´sû matem. .Beyitte, sâfâyı aşk ve karşılığı olan gam,´
Ayşü şâdi ve karşılığı olan ye´sû matem zikredilmiştir.
[19] Tevbe suresi , 9/82.
[20] el-Belâgatü´1-vâzıha, s. 284.
[21] el-Belâgatü´1-vâzıha, s. 284.
[22] el-Belâgatü´1-vâzıha, s. 285.
[23] el-Belâgatü´1-vâzıha, s. 287.
[24] A´râf suresi , 7/157.
[25] el-Hadîd suresi , 57/23.

[26] Furkân sûresi, 25/70.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder