17 Ağustos 2015 Pazartesi

Söz Sanatlarıyla İlgili Makaleler



EDEBÎ SANATLAR NASIL BULUNUR?
Prof. Dr. Rıza FİLİZOK
Üslup incelemeleri, esas olarak edebî sanatların araştırılmasına dayanır. Üslup araştırması yapanların öncelikle edebî sanatları iyi tanımaları ve metinlerde bulunan edebî sanatları doğru olarak bulmaları gerekir. Bu iş, sanıldığı kadar kolay değildir. Onları kuramsal olarak tanımak yetmez, metin üzerinde çalışırken doğru olarak tespit edilmeleri gerekir.
Edebî sanatların doğru olarak bulunması, sanatların sınıflandırma (tasnif) ilkelerinin bilinmesine, cins ve türlerinin tanınmasına, ayırt edici niteliklerinin hatırda tutulmasına bağlıdır. Edebî sanatları doğru olarak bulabilmek için, metne düzenli olarak ve genel sanat sınıflandırmalarından yola çıkarak açık ve kesin sorular yöneltmek ve bu sorulara açık ve kesin cevaplar bulmak gerekir.
Batı retoriğinin en yetkin kuramcısı olan Pierre Fontanire, söz sanatlarını (figures du discours) iki büyük grup altında toplamıştır. 1) Troplar, 2) Trop dışındaki figürler. Troplar, kabaca belagatimizdeki mecazlar alanına uygun düşmektedir.  Trop dışındaki figürler ise yapı figürlerini, düzenleme, beyan figürlerini, üslup figürlerini, düşünce figürlerini içine alır. Fontanier, bir eserde edebî sanatları araştırırken esas olarak bu ayırımı göz önünde bulundurmuş ve bu grupların incelenmesinde göz önünde bulundurulacak bazı ilkeler belirlemiştir. Aşağıda bu iki gruba ait söz sanatlarının araştırılmasında Fontanier tarafından önerilen başlıca  ilkeleri kısaca özetleyecek ve bu ilkelere dayanarak edebî sanatların nasıl bulunacağını örnek metinler üzerinde açıklayacağız. 
I)                  MECAZ SANATLARININ BULUNMASI (Tropların Araştırılması )

1)    Mecaz ifadelerin (trope) araştırmasında yapılacak ilk iş, dile ait mecazlarla sanatçıya ait mecazları ayırmaktır: Dil mecazı [catachrèse], günlük dilde kullanılan kalıplaşmış mecazlardır.  Ör. Masanın ayağı, dağın eteği, makinanın kolu . Meselâ Türkçede “yaprak” kelimesi anlam genişlemesi ve istiare yoluyla kitap ve defteri oluşturan parçaları da ifade eder. Bu durumda “kırk yapraklı defter” sözünde yaprak kelimesi, dilde doğuşu yönünden bir istiare olsa da kullanılışı yönünden “hakikî” anlamdadır ve bir “dil mecazı = catachrèse” dır.[1] Bunları dile ait mecazlar olarak kabul etmek, sanatçıya ait mecazları onlardan ayırmak gerekir. Dile ait mecaz ile sanatçıya ait mecaz arasında şu önemli fark vardır:  Dil mecazının kullanımda “bir” anlamı, sanatçıya ait mecazın “iki” anlamı vardır: “Kırk yapraklı defter” sözünde yaprak kelimesinin bir anlamı,  “ O aslandır.” sözünde aslan kelimesinin –ikinci anlam kastedilse bile- birisi hakikî, diğeri mecazî olmak üzere iki anlamı vardır.
2)     Mecaz ifadeler (tropes) iki çeşittir: Mecaz ya bir kelimenin anlamından (signification), ya da bir kelime kümesinden, cümlecikten, cümleden yani kelimeden daha geniş bir ifadeden (expression) doğar. Mecazlar bir kelimeden doğuyorsa  Anlamlandırma mecazı ( Trope de Signification), iki yahut daha çok kelimeden doğuyorsa İfade mecazı (Trope d’Expression) adını alır. Yani anlamlandırma mecazları kelimeden, ifade mecazları, metinden doğar. Anlamlandırma mecazları esas olarak üç cinstir:
a)     İki nesne arasında bir benzerlik ilişkisi bulunan mecazlar (İstiare).
b)    İki nesne arasında bir bağlantı ilişkisi bulunan mecazlar ( Mürsel mecaz, Synecdoque).
c)     İki nesne arasında basit bir uygunluk ilişkisi bulunan mecazlar (Mürsel mecaz, métonymie).
            İfade mecazları, üç cinstir:
a)       hayale dayanan (kişileştirme, alegori…),
b)       düşünceye dayanan (mübalağa, telmih…),
c)        karşıtlığa dayanan (ironi, epitrop…) mecazlardır.
      Bu durumda mecaz bir ifadeyi bulurken sorulacak ilk soru, mecazın bir kelimeden mi yoksa bir ifadeden, metinden mi doğduğu sorusudur. Bunu tespit ettikten sonra ikinci adım, yukarıdaki cinslerden hangisine ait olduğunu tespit etmektir. Üçüncü adım bu cinslere ait hangi tür olduğunu bulmaktır. 
    Troplar, figür olan troplar ve figür olmayan troplar olarak ikiye ayrılır. Figür olmayan troplar, dilin kuralları içindedir, bir sapma göstermez, figür-troplar ise dilin normal kullanışı dışındaki kullanımlarıdır.
Örnek çözümlemeler:
Örnek:1
       “Üzüntü, zamanın kanatları üstünde uçar gider.” La Fontaine.
     La Fontaine, bu mısraında kısaca “Üzüntü, zamanla geçer, kaybolur.” demek istiyor. Fakat bu basit düşünceyi doğrudan söylemiyor, onu şairâne, güzel, etkili, parlak hayallerle, sanatlarla süsleyerek ifade ediyor. Bu mısrada birden çok edebî sanat vardır: “Üzüntü… uçar.” İfadesinde üzüntü canlı bir varlık olarak hayâl edilmiştir. Öyleyse burada bir kişileştirme[2] (personnifiée) sanatı vardır. Çünkü üzüntü soyut ve metafizik (moral) bir varlık haline getirilmiş, ona bir vücut ve ruh verilerek kişileştirilmiştir. ( Edebî eserlerde kişileştirmenin mutlaka insanlaştırma anlamına gelmediği unutulmamalıdır.) Diğer taraftan üzüntü kendi kanatları üstünde değil,  “zamanın kanatları” üzerinde uçmaktadır. Bu ise ikinci bir kişileştirmedir. Zaman, kanatlı, canlı bir varlık gibi düşünülmüştür. Bu iki kişileştirme bir tek düşünce etrafında birleştirilerek aleegorik bir imaj yaratılmıştır. Ancak bu gerçek bir alegori değildir: Gerçek bir alegoride bir değil, birden fazla düşüncenin bulunması gerekir, yani uzatılmış bir istiare olması gerekir. Çünkü alegori, birden fazla düşünceyi içerir. Ondan dolayı bu mısrada bir alegori cinsi olan “alegorizm” sanatı vardır.
      Öyleyse bu mısrada kişileştirme ve alegorizm sanatları olduğunu söyleyebiliriz.
            “Üzüntü, zamanın kanatları üstünde uçar gider.” mısraını ilk okuduğumuzda buradaki “kanat” kelimesinde bir istiare olduğu düşüncesine kapılabiliriz. Halbuki bu mısrada kanat kelimesi hakikî anlamında  (sens propre) kullanılmıştır: Çünkü, kime ve neye ait olursa olsun üzerinde uçulabilecek bir kanat, gerçek bir kanattır. Ayrıca burada kanat kelimesinde istiare olsaydı, aşağıdaki örnekte olduğu gibi kelimenin bir hakikî, bir mecazî anlamının olması gerekirdi:
      “Bu  kız, henüz annesinin kanatları altında yaşamak zorundadır.”
Bu cümlede kanat kelimesinin hem hakikî bir anlamı, hem, mecazî bir anlamı vardır. Mecazî anlamı “koruma”, “himaye”dir. Buna karşılık “zamanın kanatları” sözünde kanat kelimesinin sadece bir anlamı, hakikî anlamı vardır.
      Örnek: 2
 “Taht, kiliseye dayanır, ve mutlak güç olan
                                Âsa ve buhurdan aynı ellerde toplanır
Voltaire, Henriade.

        Bu mısralarda Taht, kralın otoritesinin, kilise, dinî otoritenin, âsa, devlet işlerinin, buhurdan kutsal görevlerin sembolüdür, işaretidir, dolayısıyla dördü de mürsel mecazdır, işarete dayanan, sembole dayanan birer mürsel mecazdır. Ayrıca Taht ve kilise ile âsa ve buhurdan iki ayrı alegorizm sanatı yaratmaktadır.
      Eğer bu mısraları,

   “Taht, kiliseye dayanır, ve mutlak güç
                                  Âsayı ve buhurdanı aynı ellerde toplar
tarzında tercüme edersek,  durum değişir, beyitte ayrıca bir “kişileştirme” sanatı doğar. Çünkü mutlak güç, asa ve buhurdanı aynı ellerde toplama işini yapan canlı bir varlık haline gelmiş olur.


Örnek:3

                     “Riyanın şefkati tatlı bakışlarındadır.
                      Gökler gözlerinde, cehennem kalbindedir.”
Voltaire, Henriade.

       Voltaire, riyayı hayalinde, gerçek bir varlık, alegorik bir şahıs haline getirmiştir. Bu ise bir fikrin, düşüncenin kişileştirilmesidir, bundan dolayı bu mısralarda bir tahayyül sanatı* (fabulation)[3] vardır. Voltaire, örneğini mitolojiden almamakla birlikte hayalî bir şahıs yaratmıştır. Örneğini mitolojiden alsaydı, bir mitolojizm sanatı doğardı.
       Bu mısralarda “gökler (cennet)”, huzur ve saflığı, cehennem, kötülüğü ve şirretliği ifade etmektedir. Ancak huzur ve saflık göklerin, kötülük ve şirretlik cehennemin vasıfları, nitelikleri değildir; bu nitelikler buralarda bulunanların, yaşayanların nitelikleridir. Onun için burada içeriğin yerine içerenin ( muhtevanın yerine ihtiva edenin) konulmasıyla yaratılmış iki  ayrı mürsel mecaz sanatı vardır.


2) DİĞER SÖZ SANATLARININ BULUNMASI (Trop olmayan figürlerin Araştırılması):

Bütün figürler, önce açık figürler (figure positive) ve kapalı figürler  (figüre negative)  olmak üzere ikiye ayrılır:  Açık figürler, cümlede kullanılmış olan, bulunan kelimelerde ortaya çıkar, kapalı figürler, ifade edilmemiş kelimelerde, zımnî anlatımlarda  fark edilir. İkinci olarak, figürler basit  (Figure simple) yahut  birleşmiş (Figure composée)   olabilir. Basit figürler, tek figürden oluşur, birleşmiş figürler, birbirine bağlı, birbirinden ayrılmayan figürlerdir.  (Kapalı figürler sadece basit figür olabilir. ).
Söz sanatlarını (Trop olmayanları)  araştırırken sırasıyla şu sorulara cevap aranmalıdır:
1)    Figür, kapalı mıdır? Eğer figür kapalıysa, ya bir bir örtülü yapı figürü  (figures de construction par sous-entente) söz konusudur, ya da bir ilişki düzenleme figürü ( des figures d’élocution par liaison) vardır. Örtülü yapı figürü olarak tanımlanabilecek tek figür eksilti (ellipse) figürüdür.  Fakat kullanımda çeşitlerine de rastlanır.  İncelediğimiz cümlenin bir öğesi eksikse bir eksilti sanatı vardır, eğer eksik kelime cümlenin bir başka yerinde bulunuyorsa bir koşku sanatı “zeugme” vardır. Cümlede bir ilişki düzenleme figürü varsa bunun hangi tip olduğu araştırılmalıdır: 1) Bağlama figürü mü? (adjonction): Cümlenin birçok parçası aynı cümlenin sadece bir defa kullanılmış olan ortak bir unsuruna bağlanmışsa bağlama figürü söz konusudur; 2) Bağlaç figürü , Vasl figürü mü? (cojonction): Aynı bağlacın tekrarlanmasıyla cümlenin unsurları birbirine bağlanmışsa bir bağlaç figürüdür; 3) Ayırma figürü , Fasl figürü (disjonction) mü?: Doğrudan anlatımdan dolaylı anlatıma mı geçilmektedir, iltifat (Abruption) figürü mü vardır? : Anlatımı daha canlı ve ilgi çekici hale getirmek için anlatımda birden bire bir değişiklik yapılmış, mesela ani olarak anlatıcı değiştirilmişse orada bir iltifat sanatı vardır.
2)    Figür açık mıdır? Eğer bir açık figür varsa, buradaki sanatın cümlenin bir parçasından mı yoksa cümlenin bütününden mi doğduğunu araştırınız. Eğer sanat, cümlenin bütününden doğuyorsa, zorunlu olarak bir üslup figürü yahut bir düşünce figürü söz konusudur, bu bir  yapı figürü (figure d’Expression) değildir. Üslup figürü söz konusu ise, önce cinsini belirleyiniz:  Sanat, kuvvetlendirmeye mi, cümle biçimine mi, yaklaştırmaya mı, taklide mi, genişletmeye mi dayanıyor? Sonra bu cinsin hangi alt türü olduğunu bulunuz. Düşünce figürü söz konusu ise, önce cinsini belirleyiniz:  Sanat, hayale mi, düşünceye mi, açıklamaya mı dayanıyor yoksa bir sözde düşünce figürü mü söz konusudur? Daha sonra bu cinsin hangi alt türü olduğunu tespit ediniz.  Eğer sanat, cümlenin bir parçasından doğuyorsa iki ihtimal vardır:  Sanat ya tek kelimeden ya da birkaç kelimeden doğabilir. İki durumda da sanat, zorunlu olarak ya yapı figürüdür, ya da ifade figürüdür (élocution). Söz konusu olan bir yapı figürü ise bunun “Değişime Dayanan Yapı figürleri” mi (figures de construction par révolution) yoksa “Artırmaya Dayanan Yapı figürleri mi (figures de construction par exubérance) olduğu tespit edilmelidir. İncelenen sanat bir ifade figürü ise “Genişleme figürleri ( des figures d’élocution par extension)”, Tekrarlı düzenleme figürleri ( des figures d’élocution par déduction), Ses uyumu düzenleme figürleri ( des figures d’élocution par consonance) söz konusu olabilir. (Dikkat edilirse burada yapı ve ifade figürlerinin sadece “açık” cinsleri göz önünde bulundurulmuştur. Çünkü araştırılanlar onlardır). Sanatın cinsi tespit edildikten sonra, nihayet alt türü tespit edilmelidir.
 Örnek :

“ Evet, inanılması gereken Tanrı, gizli bir Tanrı’dır
                   Gizliliğine rağmen haşmetini göstermek için
                   Ne benzersiz şahitler önümde yığılmış!
             Söyleyin, ey gökler ve denizler; ve siz, yeryüzü, konuşun.
             Ey sayısız yıldızlar, hangi kol sizi yerinizde asılı tutuyor?
         Ey parıltılı gece, söyle bize, karanlığı sana kim verdi?
                   Ey gökler, bu ne ihtişam, ve bu ne ululuk!”            
  Louis Racine

      “Evet” kelimesinde bir “söz fazlalığı[4] sanatı ve onun bir alt türü olan “ilâve[5] sanatları vardır: Yukarıdaki parçada birinci mısrada bulunan “evet” kelimesi, bir soruya verilen cevap değildir, ilk cümleye yönelmiş bir tasdiktir ve bu cümleye hiçbir yeni fikir ilâve etmemektedir. Sadece söylenecek olan şeyi önceden tasdik ederek onu kuvvetlendirmektedir. İlk cümleden “Evet” kelimesini çıkardığımızda, cümlenin anlamı değişmemekte fakat kuvveti, etkisi azalmaktadır. Bundan dolayı bu ifadede  söz fazlalığı* (artımlama”, pléonasme , haşiv) sanatı vardır. Ayrıca bu ifadede söz fazlalalığı sanatının bir alt türü olan ilave sanatının olduğu da görülmektedir. Çünkü cümleye ayrıca bir duygu yükü  de vermektedir.
        Birinci mısrada “Tanrı” kelimesi iki defa kullanılmıştır. “ Evet, inanılması gereken Tanrı, gizli bir Tanrı’dır.” Birinci Tanrı kelimesinin anlamı, ikinci Tanrı kelimesinden daha sınırlıdır. Bundan dolayı burada bir ses uyumu düzenleme figürü ( des figures d’élocution par consonance) olan cinas[6] sanatının olduğunu söyleyebiliriz (Batı retoriğine göre). Cümleyi “Evet, inanılması gereken şey, Tanrı’nın gizli olduğudur.” tarzında tercüme edersek  – bu durumda fikir aynı kalmış,  ama ses uyumu kaybolmuştur- bu sanat kaybolacaktır.
      İkinci ve üçüncü mısralar, bir cümle oluşturmaktadır. Bu cümle ruhun bir heyecanını, bir çığlığını dile getirmektedir ve bundan dolayı burada bir haykırış, nida sanatı[7] (exclamation) vardır. Ayrıca burada “Ne benzersiz şahitler önümde yığılmış!” mısraında bir eksilti sanatı vardır: “yığılmış” kelimesinin normal kullanımda “ yığılmış bulunuyor, yığılmış durmaktadır” gibi kelimelerle tamamlanması gerekirdi. Bundan dolayı burada örtülü bir yapı figürü olan (figures de construction par sous-entente) eksilti sanatının olduğunu söyleyebiliriz. “Ne benzersiz şahitler önümde yığılmış!” cümlesinin normal söylenişi “Önümde ne benzersiz şahitler yığılmış!” tarzındadır. Yani bu mısrada cümlenin öğeleri yer değiştirmiştir. Bu ise bir dizim değiştirme*sanatıdır[8] ( inversion: takdim-tehir, evirtim, devrikleme). 
          Dördüncü mısrada şair  birdenbire gökyüzüne, denizlere ve yeryüzüne sesleniyor: “Söyleyin, ey gökler ve denizler; ve siz, yeryüzü, konuşun.” Bu ani hitap değişikliğinden bir iltifat sanatı (apostrophe) doğuyor. Ancak bu hitaptan ikinci bir sonuç daha doğuyor: Aslında gökyüzü, denizler, yeryüzü , sağır ve dilsiz varlıklardır. Buna rağmen şair hayal gücüyle onlara hayat, duygu ve düşünce, nihayet kulak ve dil kazandırmıştır. Bundan dolayı da bir teşhis sanatı (prosopopée) doğmuştur.
       Beşinci ve altıncı mısralarda şair, göğe, denizlere ve yere hitap etmekten vaz geçerek, yıldızlara ve geceye yöneliyor, onlara sesleniyor:
             Ey sayısız yıldızlar, hangi kol sizi yerinizde asılı tutuyor?
         Ey parıltılı gece, söyle bize, karanlığı sana kim verdi?
Böylece iki teşhis sanatı daha doğuyor. Bu mısralardaki iki cümle de birer soru cümlesidir. İlk bakışta şairin onlardan bir cevap beklediğini düşünüyoruz. Ama bu hal sadece görünüştedir: Aslında şair,  onların cevap veremeyeceğini pekâla bilmektedir, ayrıca bu soruların cevabı da zihninde zaten vardır.  Bundan dolayı bu sorular birer gerçek soru yani cevabı beklenen soru değildir. Cevabı beklenmeyen bu sorulardan bir istifham sanatı[9] , soru  sanatı ( interrogation) doğmuştur.
      Yedinci mısrada şair, tekrar göklere hitap etmeye dönmüştür, bundan tekrar bir iltifat sanatı doğmuştur. Bu mısrada şair heyecanını bir ünlem cümlesi halinde ifade ettiğinden bir nida sanatı da vardır.
 [1] Dil mecazı [Fr. catachrèse]:(.) , Günlük dilde kullanılagelen meşhur mecazlardır.  Ör. Masanın ayağı, dağın eteği, makinanın kolu .  
[2] Kişileştirme (Personnification) : Cansız bir varlığa yahut soyut ve tamamen ideal bir varlığa canlı ve duygulu bir varlık niteliği kazandırmak, ona insan benliği vermek sanatıdır. Kişileştirme iki yolla yapılabilir : İstiare yoluyla, mürsel mecaz yoluyla.
[3] Fabulation: Aslında hayalî bir buluştan başka birşey olmayan bir teşhisi, bir şahıslandırmayı (personnification) gerçekmiş gibi kabul etmekten ibarettir. Normal olarak ifade etme yerine  bir hayale bağlı ifade tarzıdır. Bunu mitolojiden alınmış hayallerden, mitolojizmden  ayırmak gerekir. Mitolojiden, efsanelerden alınmamış olan ve normal ifadenin dışında olan bütün teşhis sanatları birer fabulasyondur. Ör. : « Zevk, tembelliğin koynunda uyur. » Voltaire, Moderation. 
[4] Söz fazlalığı* “Artımlama”  (Pléonasme / pleonazm, Osm.: Haşiv)  : Anlam için gereksiz olan, fakat cümleye bir enerji ve canlılık vermek amacıyla fazladan bir söz kullanma sanatıdır. Eksilti sanatının (ellipse) aksine, gramer ve anlam yönünden pek de gerekli olmayan kelimeleri cümlede fazladan kullanmaktan ibarettir. Ör.: «Onu gördüm » yerine «Onu gözlerimle gördüm» gibi. Burada gözlerimle kelimesi fazladan kullanılmıştır, ama anlamı kuvvetlendirmektedir.
[5] İlave* (Explétion): Söz fazlalığı sanatının bir alt türüdür. Sözdizimi ve anlam yönünden gereksiz olan ve söz fazlalığı sanatında olduğu gibi cümleye yeni bir anlam ilave etmeyen,  bununla birlikte bir duyguyu kuvvetle ifade etmeye yardımcı olan fazladan bir söz kullanmadır. Ör.: “ Bu küçük canavarı bana bırakınız, onu size kuzu gibi olmuş olarak iade edeyim.” cümlesinde bana ve size kelimeleri, sözdizimi ve anlam yönünden gerekli değildir ama bu kelimelerin bulunması cümleye bir öfke hissi ilave etmektedir. Bu cümledeki bana ve size kelimeleri, “Bu kitabı bana veriniz, onu yarın size iade edeyim.” Cümlesindeki bana ve size kelimelerinden oldukça farklı bir biçimde kullanılmıştır, birincilerinde bir cins duygu yükü vardır.
[6] Cinas ( Antanaclase): 1)Eşsesli, ayrıca tek anlamlı olan fakat anlamları farklı iki kelimeyi bir arada kullanma sanatıdır. 2) Çok zaman aynı kelimenin farklı anlamlarda kullanılarak tekrarlanmasına bu ad verilir. Ör.: “Ağaçta kuş yavrular, ellerin derdi biter, benim derdim yavrular.” Bu sanat aynı kelimenin farklı anlamları üzerine kurulduğu gibi, farklı köklerden türemiş eşsesli kelimeler üzerine de kurulabilmektedir. 3) Aynı kelimenin tekrarından bir figür doğduğu zaman, bir antanaklas türü olan ama troplar içinde yer alan “syllepse” sanatı ortaya çıkar: Ör.: “ Roma, artık Roma’da değil!”

[7] Haykırış, Nida (exclamation / eksklamasyon) : Bir düşünce figürü. bir çeşit üslûp figürüdür. Normal bir anlatımda anlatımın kuvvetli bir duygunun etkisiyle, coşkun bir hamle kazanarak birdenbire değişmesidir. Haykırış sanatı ruhun bütün heyecanlarını, bütün tutkularını, duygularını, sevinci, acıyı, ıstırabı, hayranlığı, nefreti, ironiyi ifade edebilir. Bir sevincin, bir kızgınlığın, bir sürprizin, bir hayranlığın v.b. canlı bir şekilde ifade edilmesidir. Manevî duyarlılığın yol açtığı çığlığı, ruhtan gelen bir çığlığı ifade eden sözdür; ancak bunu fiziksel bir acı veya sevinci ifade eden basit nida (interjection) ile karıştırmamak gerekir. Gerçekte tüm figürler ruhta meydana gelen hareketleri gösterseler de bazıları var ki temel görevleri ruhun hareketlerini ifade etmektir. Bunlar: nida (Eksklamasyon) ve iltifat (apostrophe)  sanatlarıdır. Haykırış yahut nida, sevincini veya kızgınlığını, heyecanını veya acısını artık gizleyemeyen bir ruhun çığlığıdır.

[8] Dizim değiştirme* ( İnversion: takdim-tehir, evirtim, devrikleme) Bir cümledeki kelimelerin yahut cümleciklerin yerini söz dizimi kurallarına aykırı olacak biçimde değiştirme. Ör. : “Gelelim şimdi sizin geçen gün anlattığınız meseleye.” Sözdizimi kurallarına uyulmaması iki farklı sonuç doğrurur : Kural, gereksiz yere çiğnenirse ortaya bir anlatım hatası çıkar, ama kuralın bozulması bir anlam farkı, bir güzellik, incelik yaratıyorsa bu bir sanattır, dizim değiştirmedir. Dizim değiştirmesine özellikle şiirde rastlanır, nesirde ise seyrek görülür. Laharpe, mısraları nesir cümlesinden ayıran en önemli özelliğin dizim değiştirme sanatı olduğunu söyler. Nesir yazarları, ancak çok gerekli gördükleri zaman bu sanata yer verirler.

[9] İstifham sanatı, soru ( İnterrogation) : Bir düşünce figürü. Bir cevap almak amacıyla değil de yalnız üslûba bir canlılık ve heyecan getirmek için sorulan soru. Çeşitli ruh hallerini ifade etmek için soru cümlelerinden yararlanma. Normal olarak bir soru sormanın amacı merak edilen bir konuda bilgi almaktır. Bu durumda sorulan soruya bir cevap beklenir. Buna karşılık istifham sanatında sorulan sorunun amacı, bir cevap almak değildir. Konuşan kişinin cevabını bildiği bir şeyi soru şeklinde ifade etmesidir. Bu sorular muhataba, canlı ve cansız varlıklara da yöneltilmiş olabilir.


  
http://www.ege-edebiyat.org







Divan Şiirinde Yergi Amaçlı Söz Sanatları

Prof.Dr. Mine Mengi
Çukurova Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi
Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğretim Üyesi. 
      
        Yergi, divan şiirinin üzerinde pek az durulmuş araştırma konularından biri olmasına karşın, eski şairlerimiz, şiir aracılığı ile yergiye oldukça sık başvurmuşlardır.

Yergi, hasım görülen kişiye, kıskançlık beslenene, âşığın rakiplerine (ağyara), sevgiliye, ham sofuya (zahide), insanın alınyazısına ya da daha doğrusu feleğe, dünya düzenine, topluma vb. yönelik olmak üzere, şaka, sitem, hafifçe dokundurma, iğneleme, alay ederek küçük düşürme, kınama, taşlama ve kaba sövgü biçimlerinde yapılmış; edebiyatta da latife, mizahmutayebe, mülatafa, hezl, ta’riz, hecv, zemm, şetm ve kadh gibi az ya da çok yergi anlamı ifade eden kelimelerle karşılanmıştır. Çoğunlukla, latife, mutayebe ve mülatafa, şaka, şakalaşma; mizah gülmece; hezl, nükteyle karışık alay, şaka arasında kınama anlamlarına gelmesine ve birini ötekinden ayıran özellikler bulunmasına rağmen, biz hafifçe dokundurma biçiminde de olsa, hemen hepsinin yergiyle bağlantılı olduğunu düşündüğümüz için, işleyeceğimiz konu içerisinde yergiyi genel bir terim olarak kullanmayı tercih ettik. Ancak, eski edebiyatımızda, yergi karşılığı yalnızca hiciv, sataşma ve taşlama karşılığı ta’riz, alay ederek küçük düşürme karşılığı tehzil, kınama karşılığı zemm ve sövme karşılığı olarak da şetm ve kadhın kullanılmış olduğu görüşünün [1] yanı sıra, günümüzde hiciv karşılığı kullanılan yerginin hiciv kavramını tam olarak karşılamadığı görüşü[2] de vardır.

Geçmişten günümüze, bazen ayrı, bazen benzer, hatta bazen de aynı anlamda kullanılmış olan yukarıda sözlerini ettiğimiz bazı terimlerin üzerinde ayrıca durularak edebiyat terminolojisi içerisindeki yerlerine oturtulmaları gerektiği görüşündeyiz. Ancak, biz, bu yazının sınırları içerisinde terminoloji konusuna girmeksizin, yalnızca “Divan Şiirinde Yergi” konusunun bazı anlatım teknikleri üzerinde duracağız.

        Dilimize Arapçadan girmiş ve aslı “hecv” ve “hica” olan hiciv, sözlüklerde beğenmemek, hor görmek, kötülemek vb. kelimelerle karşılanmıştır.

“Bir ademi şi’r ile zemm ve şetm eylemek.”[3] Hiciv, daha çok, kişisel düşmanlık ya da kıskançlık nedeniyle kişiye yönelik olup söz konusu kişiyi kötüleme, küçük düşürme hatta saldırı amacıyla ve çoğu zaman ağır ya da mübalağalı bir dil kullanılarak yapıldığından daha doğru bir ifadeyle insan onurunu incitmeye yönelik olduğu için İslamiyet’te hoş karşılanmamış; ayrıca, kırgınlığa neden olduğu ve şairine düşman kazandırdığı vb. düşüncelerle eski edebiyatımızda da fazla itibar görmemiştir. Ancak, başka nedenlerin yanı sıra daha çok kişisel yaratılışı ve seçimi nedeniyle hiciv amaçlı şiir yazan, hatta Nef’î gibi hicvi sanatının belirgin özelliklerinden yapan eski şairlerimiz de bulunmaktadır. Nef’î’nin bazı şiirleri de dahil, ağır yergi üslubu kullanılarak söylenmiş hicivlerin edebî değeri üzerinde –özellikle dillerinin müstehcenliği yüzünden- günümüze kadar hemen hemen hiç durulmamış; araştırma, inceleme konusu edilmemiştir.[4]

        Buna karşın, eskilerin hezliyyat dedikleri, daha çok şakalaşmak, latife söylemek, nükte yapmak, nükte yaparken de zekice, zarifçe dokundurmak ya da güzel bir mazmunla iğnelemek amacına yönelik şiirlere eski şairlerimizin çoğunun divanlarında rastlanır. Divanların dışında, mizahi eserler içinde dağınık olarak latifeler yer aldığı gibi, hezliyyat mecmualarının yanı sıra başlı başına bir edebî tür olan letaifnamelerin de hezliyyat bölümleri vardır. Eskiler, ister müstakil, ister bir eserin bölümü olarak yazdıkları söz konusu şiirlerde belli anlatım teknikleri kullanmışlar, bazı söz sanatlarından yararlanmışlardır.

Biz bu yazıda, eskilerin zarifçe dokundurmak, iğnelemek, hafifçe yermek, zekice taşlamak amacıyla kullandıkları söz sanatlarını, baktığımız bazı divanlarda rastladığımız örnekler aracılığıyla tanıtmaya çalışacağız.

Bu sanatların en bilinenleri istihza, istidrak, ta’riz ve kinayedir.

Öncelikle, söz konusu sanatların çoğunun görünenle kastedilenin çelişkisine dayanan dolaylı anlatım tekniğinden yararlandıklarını belirtelim. Söylenenle söylenmek istenenin çelişkisine dayalı daha çok dokundurma, üstü kapalı ya da hafifçe yergi amacıyla yapılan söz sanatları arasında yerme amacına yönelik zekice söylenmiş, kimi zaman da nükteyle karışık yapılan bu söz sanatları aslında kesin çizgilerle ayrılması her zaman kolay olmayan sanatlardır. Gene de birini ötekinden ayıran bazı özelliklere rastlamak mümkündür.

Sözünü ettiğimiz söz sanatlarının örneklerine geçmeden önce, bir bakıma yerginin ilk basamağını oluşturan, ancak doğrudan yergi amacı taşımayan, sadece sitem ederek, serzenişte bulunarak bir davranışı bir durumu kınama amacının güdüldüğü örneklere bakalım: 

        Mihr salmazsın bana rahm eylemezsin bunca kim
        Sâye tek sevdâ-yı zülfün pây-mâl eyler beni[5]

        Zülfi gibi ayagın koymaz öpem nigârum
        Yokdur anun yanında bir kılca i’tibârum[6] 

       Her ikisi de Fuzûlî ’ye ait olan yukarıdaki beyitlerde divan şiirinin bilinen dünyası içinde açıkça sevgilinin ilgisizliğinden yakınılmakta, âşığa ilgi göstermemesi kınanmaktadır. Rumelili Za’îfî’ye ait aşağıdaki beyitte de gene sevgilinin hercai yaradılışına sitem edilmektedir. 

        Gül gibi pâk-dâmen ola idi güzeller
        Her hâra gonce gibi olmayalardı mâyil[7] 

       Aşağıdaki beyitte de öz eleştiriye yönelik sitem olduğu görülmektedir:  
 Zülf-i dilberde yilersin delü dil vây seni
 Pîr oldun dahı gitmedi hevâ vü hevesün[8]             

       Yukarıdaki örneklerde görüldüğü gibi, bazen dolaylı bazen de açıkça sitem etme amacının güdüldüğü beyitlere hemen her divan şairinin divanında oldukça sık rastlanır. Ancak, bizim burada esas, üzerinde durmak istediğimiz, daha çok üstü kapalı ya da dolaylı yoldan söylenenle söylenmek istenenin çelişkisine dayalı kınama ve yerme amacına yönelik söz ustalıklarıdır. Bu sanatlardan ilki istihzadır.

        Sözlüklerde, alay, alay ederek küçük düşürme, birini “hezl idüp masharalığa alma”[9], ironi, nükte olarak tanımlanan istihzada kelimenin sözlük anlamlarından da anlaşılacağı gibi temelde alay etme amacının yattığı nükteli söyleyiş esastır.

Örneğin; 

        Yigit mi oldun a cânım nedir bu kırmızı şal
        Başında dün dahi baglıydı kırmızı çenber[10]

        Nedir bu surhi-i rû bezme varmadan çünkim
        Ya Ka’beden mi gelirsin bu şekl ile kâfir [11] 

beyitlerinde Nedîm; delikanlı görünmeye, yaşı küçük olmasına rağmen yaşından büyük, yetişkin gibi davranmaya çalışan güzele alaycı bir dille takılmakta, aynı şekilde bir başka yerde de sevdiğinin gizli kapaklı ve toplumca hoş karşılanmayan davranış biçimini, büyük olasılıkla çapkınlığını nükte perdesi altında yermektedir. Bir de aşağıdaki beyitlere bakalım: 

       Behey yârân bu çarhun bizüm ile yog ise cengi
       Niçün vâdî-i mihnetde urur her gûşeden sengi
       Varur her cins hidmetkâr kulluk itmege ammâ
       Kimi bozgun kimi azgun kiminün hiç yok rengi
      
       Degül bir yumuş oglanı kapudan eksik ammâ kim
       Kimi kûr kimisi aksak kimi sangı kimi bengî

       Deve kannışlu vü ney-zen bakışlu şîvelü olur
       Bir iki gün gelüp bizüm kapuda dursa bir zengî

       Güneşe sâye vü aya tonuk dir serve gâyet pest
       Yüzi vü başı uyuz kel şu bir oglanlarun lengi[12]

Bu gazelde de gene sitemle karışık nükteli bir üslûpla feleğe çatılmakta, insanın karşısına isteğine uygun kişiler çıkarmadığı, yani devran gönlünce dönmediği için felek kınanmakta, hatta yergi yalnızca feleğe olmayıp sosyal yergiyle iç içe verilmekte ve insan karakterinin yozlaşmaya, değişmeye dönük yanı eleştirilmektedir. Divan şairinin çeşitli vesilelerle kınadığı zahit, ham sofu tipinin de divanlarda oldukça sık yergi konusu yapıldığı görülmektedir. 

       Fakîh-i medrese ma’zûr tut inkâr-ı ‘ışk itse
       Yok özge ‘ilmine inkârumuz bu ‘ilme câhildür[13]

       Aynı şekilde Rûhî de parayla güzellerin ilgilerinin çekilebileceğinden yani parayla satın alınabileceklerinden şöyle yakınır: 

       Vaslına olup tâlib gül-çehrelerün Rûhî
       Bî-hûde figân itme çün sîm ü zerün yokdur[14] 

Alayla karışık nüktenin ağır bastığı yukarıdaki örneklerin kiminde üstü kapalı, birkaçında da açıktan açığa dokundurma ya da kınama yoluna gidilmiştir. Ancak, hepsinde de takılma, alaya alma, şaka yollu yerme amacı ortak özellik olarak dikkat çekmektedir. İstihzadan sonra söz konusu edeceğimiz, dokundurma, taşlama, kınama amacıyla kullanılmış bazı söz sanatlarına yer veren aşağıdaki örneklerde ise, dolaylı anlatımın daha ağır bastığı görülmektedir. Bu örneklerde dolaylı anlatım daha çok üstü kapalı anlatım ve üstü kapalı anlatıma bağlı olarak da söylenmek istenenin tersini söyleme yani tezatlı anlatım ve çift anlama yer verme biçimlerinde ortaya konmuştur.

       Söylenenle, asıl söylenmek istenenin çelişkisine dayalı üstü kapalı ya da dolaylı olarak yapılan yergi amaçlı söz sanatlarından biri istidraktır.

İstidrak sözlüklerde “yetişme, erişme, nail olma”[15]; “Bir nesne ile bir nesneyi idrak eylemek, kaydında olmak”[16] şeklinde tanımlanmaktadır.

Edebî sanatlar arasında da över gibi görünerek yerme ya da yererek övme sanatı olarak bilinen istidrakın bu tanımıyla sözlük anlamları arasındaki bağlantı kanımızca, dolaylı yoldan amaca ulaşma yani överek yerme ya da yererek övme sanatı olmasıyla kurulmalıdır.

 Konumuz yergiyle ilişkili olduğu için biz burada istidrakın övgü perdesi altında yergi biçimi üzerinde duracağız. Şimdi örneklere bakalım: 

 Göz ucuyla ‘âşıka geh lutfeder gâhî ‘ itâb
 Bir su’âle yer komaz ol gamze-i hâzır-cevâb[17] 

Nef’î ’nin yukarıdaki beytinde, söz söyleme hüneri olan hazır cevaplık, sözü zamana ve zemine zekice uygun düşürme ustalığı anlamı altında, başına buyruk, ne yapacağı belli olmaz, güvenilmez anlamını kazanarak, sevgilinin yan bakışının değişkenliği, güvenilmezliği kınanmaktadır. Diğer bir ifadeyle, sevgilinin bakışının ustalığı övülürken, bakışın arzu edilmeyen amaçlı olması yerilmektedir. Aynı şekilde, Fuzûlî’nin bir gazelinin birbirlerini izleyen aşağıdaki beyitlerinde de sevgilinin aşığa çektirdiği sıkıntılar, acımasızlığı yaptığı iş övülerek yerilmektedir.    
  
        Peykânlarunla doldı tenüm âferîn sana
       Bî-dâd çekmege tenümi âhen eyledün
Tahsîn sana ki gönlüm evin tîre koymadun
 Her zahm-ı nâvekün ana bir revzen eyledün

 Olsun ziyâde rif’atün ey âh-ı âteşîn
 Mihnet-serâmuzı bu gice rûşen eyledün[18] 

Yukarıdaki beyitlerde de istihzaya ve hüsn-i ta’lile dayalı övgü üslûbu içerisinde sevgilinin aşk okunun temrenleriyle âşığın bedenine adeta demirden bir zırh giydirerek onu zulmden koruması, âşığın gönül evini karanlıkta bırakmamak için yaralardan gönülde pencere açması ve âşığın ateşli ahlarının gece vakti onun mihnet evini aydınlatmak amacıyla yükselmesi övülürken aslında sevgilinin âşığa verdiği üzüntüler kınanmaktadır.

       Eski şairlerimizin oldukça sık başvurdukları yerme amacına yönelik bir başka söz ustalığı ta’rizdir. Sözlüklerde, “dokundurma, dokunaklı söz söyleme, taşlama”[19]; “kelamı kinaye ve tevriye ile söylemek”[20]; “Kapalıca itiraz etmek demektir.

Bunu bir tarafı gösterip diğer tarafı kast etmek diye tarif ederler...”[21]; “Ta’riz ya da arz kinaye ile yakından ilgilidir. Yanlamak, yandan çarpmak anlamlarına gelir. Edebiyatta ifadeyi zarif bir tarzda zekice medlulünden başka yöne çevirme sanatıdır. Halk arasında taş atmak, taş yuvarlamak tabiri ile karşılanır. Kabalığa düşmeden yerme fırsatı verir.”[22] vb. tanımlarına ve açıklamalara rastlanan ta’riz de dolaylı anlatıma dayalı ve anlamın tezatlı verilmesiyle yapılan bir sanattır.
Kaynakların ta’rizi kinaye ile bağlantılı görmeleri her iki sanatta da üstü örtülü anlatımın esas olması ve birden çok anlamın verilmesinden dolayıdır. Ancak, kinaye ile ilgili örnekler verildiğinde de görüleceği gibi kinaye söze, ta’riz ise genel anlama dayalı olup, ta’rizde kinayeye göre daha üstü kapalı anlatıma yer verilmektedir. Yani, birden fazla anlamın varlığı kinayede de bulunmakla birlikte, kinayede çıkış noktası asıl ve mecazi anlamlarında kullanılmış bir söze dayanır. Buna karşın ta’rizde, söylenmek istenen anlam ve söylenen anlam olmak üzere iki anlamın varlığı söz konusudur. Şimdi aşağıdaki örneklere bakalım:           
       Senün mihr ü vefâ gösterdigün ağyâra çok gördüm
       Galatdur kim seni bî-mihr okurlar bî-vefâ dirler[23]

       Hayâlinden gelür gam hâtıra cânâneden gelmez
       Sitem hep âşinâlardan gelür bîgâneden gelmez[24]

        Arz-ı hâlim çok efendim hâk-i pây-ı devlete
        Lutfun ammâ bî-niyâz-ı arz-ı hâl eyler beni[25] 

        Divan şiirimizin üç ayrı ustasından aldığımız yukarıdaki üç beyitte de sevgilinin âşığa ilgisizliği, âşığın aşkına karşılık göstermeyişi, ta’riz yoluyla kınanmakta, sevgili âşık tarafından ustaca taşlanmaktadır. Her üç beyitte de iç içe yerleştirilmiş iki anlam, söylenenle söylenmek istenenin çelişkisine dayandırılarak verilmiştir. Beyitlerin ilkinde ve sonuncusunda sevgilinin vefalılığı, lutufkârlığı söylenip vefasızlığı kastedilmekte, ikinci beyitte ise “âşina” “bigâne” tezatı yapılarak, âşığa sevgilinin hayalinin âşina, kendisinin ise bigâne olduğu, yani gene sevgilinin ilgisizliği vurgulanmaktadır. Ancak, her üç beyti de ustaca söylenmiş, başarılı beyitler yapan özellik, beyitlerin kuruluşunda tezatlı anlatımdan yararlanılmış olunmasının yanı sıra nükteye de dayandırılmış olmalarıdır. Ustaca dokundurma, beğenilmeyen davranışı ya da durumu istihzalı bir dille kınama amacına yönelik kullanılan ta’rizin, daha güçlü istihzaya dayandırılan biçimine de eskiler tehekküm demişlerdir. Örneğin, Bâkî ’nin aşağıda verilen beytinde ağır bir alaya yer verildiği, dolayısıyla tehekküme gidildiğini söyleyebiliriz.  
          
      Gözlerüm yaşını sûfî istemez yem kıldugum
      Görmedüm bir böyle har ‘âlemde yemden incinür[26]

        Yem kelimesinin hem deniz hem de hayvan yemi anlamlarında kullanıldığı yukarıdaki beyitte şair, “Dünyada yemden incinen, yani yem istemeyen böyle bir eşek görmedim” diyerek eşek yerine koyduğu ham sofu için ağır alaycı bir dil kullanarak kanımızca tehekküme yer vermiştir.

        Dolaylı anlatım tekniğinden yararlanan ve değişik amaçlı kullanımlarının yanı sıra yergi için de elverişli olan bir edebî sanat da kinayedir. Sözlükte, “... bir nesneyi tekellüm edip gayrı nesneyi irade eylemek ma’nâsınadır. Yahud bir lafzla tekellüm eylemek ma’nâsınadır ki anın hakikat ve mecaz tarafları mütecazip ola ya‘ni hakikatini ve mecazını idare mümkün ola.[27], şeklinde tanıtılan kinaye, sözün anlam zenginliğine, daha doğrusu birden çok anlam yüklenmiş olmasına dayanan edebî sanatlardandır. Övmekten yermeye değişik amaçlarla kullanılır. Biz burada konumuzla bağlantılı olarak taşlama,sitem,kınama amacıyla yapılanı üzerinde duracak ve bu tür kinayeye örnek vereceğiz. Örneklere geçmeden, sözünü ettiğimiz yergi amaçlı öteki söz sanatlarının çoğunda olduğu gibi, kinayede de üstü kapalı ve çelişik anlatımın esas olduğunu belirtelim. Kinayede üstü kapalı anlatım bir sözün hem gerçek hem de mecazi anlamda kullanılmasıyla yapılır. Asıl amaç, ya da söylenmek istenen ise sözün mecazi anlamıdır. Şimdi örneklere bakalım: 
          
       Güzeller mihribân olmaz demek yanlışdur ey Bâkî
       Olur va’llâhi bi’llâhi hemân yalvarı görsünler[28]
      
       Kâmet-i servin nem-i eşküm ser-efrâz eyledi
       N’oldı ol nâzük nihâle şimdi nemden incinür[29]

       Kadrüni seng-i musallada bilüp ey Bâkî
       Turup el bağlayalar karşuna yârân sâf sâf [30]

       Her üç beytin de Bâkî’ye ait olduğu yukarıdaki örneklerin ilkinde kinaye, beytin sonunda yer alan “yalvarı görsünler” cümleciğindedir. Çünkü “yalvarı görsünler” hem kendine yalvarılsın, hem de para görsünler, yani kendilerine para verilsin anlamlarında kullanılmış olup güzellerin para karşılığı âşığa ilgi göstermelerinin mümkün olacağı alaycı bir dille yerilmiştir. İkinci beyite gelince, bu beyitte de “Selvi gibi olan sevgilinin boyu göz yaşlarımın suyuyla sulanarak uzamıştır; ancak, o nazlı fidana ne olduysa şimdi o sudan (ıslaklıktan) incinir.” şeklinde anlam verebileceğimiz gibi ilk dizenin anlamı değiştirilmeksizin ikinci dizeye “O nazlı fidana acaba ne oldu? O şimdi benim nem (neyim) den incinir.” şeklinde de anlam vermek mümkündür ki esas beyitte vurgulanmak istenen sitem de “nemden incinir” cümleciğinin bu ikinci anlamındadır. Çünkü bu beyitte de kınanan davranış biçimi, kendisine gösterilen bütün ilgiye karşın sevgilinin aşığa ilgisiz kalmasıdır. Üçüncü beyitte ise “turup el bağlayalar” sitem amacıyla kinayeli kullanılmıştır. Çünkü “Turup el bağlayalar”ın görünen anlamı cenaze namazı kılınırken namaz sırasında göğüs üzerinde ellerin üst üste getirilmesi hareketidir. Esas kastedilen mecazi anlamı ise Bâkî’nin hayattayken çevresindekilerden bekleyip göremediği saygıyı ancak öldükten sonra namazı kılınırken görebileceğine ilişkin serzenişte bulunmak amacıyla, beytin içine yerleştirilmiş olandır. Kinayeli anlatıma yer verilen beyti, güzel ve kalıcı kılan anlam da bu ikinci anlamdır.

        Yergiyi, edep, incelik, nükte çerçevesinde ve daha sanatlı bir üslûpla yapma isteğine dayalı yukarda sözünü ettiğimiz söz sanatlarının varlığına hemen her divan şairinin divanında rastlamak mümkündür. Sözle dokundurmanın, taş atmanın, kınamanın açıktan açığa değil, üstü kapalı olarak, nükteli bir biçimde ve çoğunlukla çelişik anlamlar içinde verilmesi söz konusu sanatların ortak yanlarıdır diyebiliriz. Ayrıca, divan şiirini ince ve güzel kılan özelliklerden birisi de şüphesiz nükteye dayalı dokundurmaya yer veren bu tür edebî sanatların varlığıdır. Kısacası, divan şiirinin estetiği bu sanatlar üzerine oturtulmuştur.  
Journal of Turkish Studies , 1996
------------------------
[1] Agâh Sırrı Levend , “Divan Edebiyatında Gülmece ve Yergi”, TDAY Belleten  1970, TDK Yay., Ank. 1971, s. 37-45.
[2] Ferit Öngören , Cumhuriyet Dönemi Türk Mizah ve Hicvi, Türkiye İş Bankası Kültür Yay., Ank. 1983, s. 138
[3] Mütercim Âsım , Kamus Tercümesi  III, İst. 1305, s.954; Mustafa Apaydın, Türk Hiciv Edebiyatında Ziya Paşa, Çukurova Üniv. Sosyal Bilimler Ens. bas. dok. t., Adana 1993, s. 16 vd.
[4] Nef’î , Sihâm-ı Kazâ , haz. Metin Akkuş , Ank. 1998
[5] Külliyât-ı Dîvân-ı Fuzûlî , İst. 1286, s 82
[6] age., s. 61
[7] Rumelili Za’îfî, Hayatı, San’atı, Eserleri ve Dîvânından Seçmeler, haz. Kâmil Akarsu , MEB Yay. 2462, İst. 1993, s. 216
[8] age., s. 212
[9] Mütercim Âsım , age. I, s.68
[10] Nedîm Dîvânı , Kasideler, haz. A. Gölpınarlı, İst. 1972,s.55
[11] age. s.55
[12] Rumelili Za’îfî , s.282
[13] Fuzûlî , age., s.32
[14] Külliyât-ı Eş’âr-ı Rûhî-i Bağdâdî , İst. 1287, s.138
[15] Ferit Devellioğlu , Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lugat, Ank. 1988, s.545
[16] Mütercim Âsım , age.. III, s. 85
[17] Nef’î Dîvânı , haz. Metin Akkuş, Ank. 1993, s.285
[18] Fuzûlî , age., s.52
[19] Ferit Devellioğlu , age., s.1237
[20] Mütercim Âsım , age., II, s.431
[21] Tahir-ül Mevlevî, Edebiyat Lügatı , İst. 1972, s.161
[22] Kaya Bilgegil , Edebiyat Bilgi ve Teorileri  I, Belâgat, Atatürk Ünv.Yay.571Ank. 1980, s.178
[23] Fuzûlî , age., s.27
[24] Dîvân-ı Nâbî , İst. 1292, s.91
[25] Nedîm , age., s.335
[26] Bâkî Dîvânı , haz. Sabahattin Küçük , TDK Yay., Ank. 1994, s.147
[27] Mütercim Âsım , age., III, s.916
[28] Bâkî Dîvânı , s.134
[29] age., s.147
[30] age., s.242

http://turkoloji.cu.edu.tr/ESKI%20TURK%20%20EDEBIYATI/7.php

*
RETORİK FİGÜRLERİ


YAZAR: ALİ AK

Retorik, kısaca ikna etmek ve inandırmak amacıyla etkili  ve iyi konuşma sanatı olarak tanımlanır. Burada söz konusu edilecek olan, Yeni Retorik’in Nouvelle Rhétorique; New Rhetoric)  karşıtı olan  eski retoriktir. Buna klasik retorik de denilmektedir. Yeni retoriğin Saussure’ü diyebileceğimiz Ch. Perelman ve Olbrrecchts-Tyteca ile başlayan 20. yüzyılın ikinci yarısını dolduran dönemi hep Yeni Retorik olarak tanımlıyoruz. Bu konu ile ilgili çalışmalar ve araştırmalar halen devam etmektedir.
Eski retorik bazen elokans (éloquence)  terimi ile de karşımıza çıkmaktadır. Bu terimlerin birbirlerinin yerine kullanıldığını görmekteyiz. Araştırmadan, derinliğine incelemeden birisinin diğerinin eş anlamlısı olduğunu söyleyenler vardır. Gerçekte  durum böyle değildir. Aralarında bir ilişki vardır, fakat biri diğerinin eş anlamlısı değildir.
Retorik, kurallarla ilgilidir, elokans ise bu kuralların uygulanmasıdır, onun pratiğidir.
Pellissier, elokansın bir inandırma  yeteneği olduğunu söyler. Bir sanat olmadığını, doğal bir yetenek olduğunu söyler. Elokansın retorikten önce var olduğunu, retoriğin daha sonra doğduğunu iddia eder. Retoriğin teori olduğu fikrindedir. Nasıl gramer dilden  sonra doğmuşsa retorik de elokanstan sonra doğmuştur. Dile göre gramer, şiire göre nazım sanatı ne ise, retorik de elokansa göre odur. (A.Pellissier, Principes de rhétorique française,  s.2-3»).
Pellissier aynı eserde şöyle  der: “ Elokans, düşüncelerin ve duyguların canlı bir şekilde ifade edilmesidir; akla olduğu kadar kalbe de nüfuz etmek amacıyla hakikatin gözler önüne serilmesidir. Hatip, hakikati anlatırken aynı zamanda onu sevdirmeyi de kendine görev edinir. Nesrin bütün formları, üslûbun bütün incelikleri bu zor ve nazik türe yardımda bulunmalıdır. Bundan dolayı Çiçero’nun şu sözü tekrar edilebilir: «Hatip, hemen hemen şairin diksiyonuna sahip olacaktır.»  Fakat şunu da kabul etmek gerekir ki, şairin en başta gelen yetisi hayal gücüdür; hatibinki ise sağ duyu (bon sens) ve akıl (raison) en başta gelen nitelikleridir ve kuvvetleridir.(Aynı esser  s. 299.)»

D’Alembert elokansla ilgili olarak  «Hatip olmak, kendisinin içinde bulunduğu derin duyguları başkalarının ruhuna büyük bir hızla geçirmek ve kuvvetle işlemek demektir.” der.[1]  
Elokansın amacı ikna etmek  inandırmaktır (persuader), ancak, ikna etmek (convaincre) ile inandırmak kavramlarını birbirinden ayırmak lâzım. İkna olmak teorik bir kesinliktir, tamamıyla zihinsel bir olaydır. İinsan bir geometri ispatının doğruluğundan ikna olur; inanma (persuasion) pratik düzeydedir, beraberinde bir karar vardır. İkna olmuş insan “biliyorum”  der; inanmış insan ise istiyorum”  der.[2] »
Elokansın Araçları: inandırma akılla, hoşa gitme, hayal gücü  ve heyecana getirme ile sağlanır. Bunların hepsi ikna etmeye götürür. Aklına hitap ederken heyecanlandırarak, hayal gücü yoluyla eğlendirerek ikna etme sanatı olduğunu hep hatırlamak lazım.
Gelelim Figür  terimine: Figür (Fr. Figure; İng. figure) “ kelimesi, Latince figura, bir şeye uygun bir şekil vermek, biçim vermek anlamına gelen fingo kelimesinden gelir. Yunanlılar bunu, form , şekil, biçim, zahirî görünüş, süs anlamında  kullanırlardı.
Söylev sanatında ve edebiyatta figürler basit ve özellikle kurallı konuşmadan farklı olan söz tarzlarıdır. Figürler  ya bir kelimeyi esas anlamı dışında kullanma ile, ya terimlerde ve düşüncelerde bir yapı değişikliğine veya düzenlemeye giderek ortaya çıkar; bu şekilde ifadeye daha fazla cazibe, asalet, canlılık ve  enerji kazandırma yoluna gidilir. Örneğin,“biraz ümit” ifadesi yerine “bir ümit ışığı” dediğimiz zaman bir figür kullanmış oluruz.

Dil, figürler sayesinde bir canlılık, bir hitabet güzelliği ve imajlı bir yapı kazanır. Çiçero bunlara lumina orationis  (hitabetin ışığı) der, çünkü, ona göre, söylev bunların sayesinde yıldızlarla donatılmış olur, karanlık bir gecedeki yıldızlar gibi parlar ve aynı zamanda aydınlanır. Figürleri bir an için hiç kullanmadığımızı veya kullanmış isek sonradan çıkardığımızı kabul edelim, üslûbun renksiz, mat, kuru ve yeknesak hâle geldiğini görürüz.[3]

İlk çağ retorikçilerinden Quintilianus da bu konuda  figürlere sözün (discours*) gözleri der, fakat benzetmesine devamla, bu gözlerin vücüdun şurasına burasına rastgele yerleştirilmemesi gerektiğini söyler.[4] Retorikçiler  figürlerin sayıları konusunda farklı düşünseler de hemen hepsi figürleri “Kelime figürleri ve düşünce figürleri” olmak üzere iki gruba ayırırlar.


Kelime figürleri (Fr. figures de mots; İng. figures of words)
Kelime figürleri ifade şekli ile ilgilidirler ve ifade değiştirilince figür  ortadan kalkar. Bunlar gramer figürleri, troplar (trope) ve  esas kelime figürleri olmak üzere üç gruba ayrılırlar.
a) Gramer figürleri daha çok kelimenin gramer yönünden kullanımı  ile  ilgili olan  figürlerdir. Bunlardan elips, pleonazm,  enversiyon ve sileps  sayılabilir.
b) Troplar. Bunlar kelimenin anlamında değişiklik yapan mecazlardır. Bunlardan bazıları, iİstiare (metafor), mürsel mecaz (metonimi, sinekdok), katakrez, hipalaj, antonomaz, alüzyün, alegori’dir.
c) Esas kelime figürleri: Tekrar, gradasyon, perifraz, onomatope bu tür figür grubuna girerler. 

Düşünce Figürleri (Fr. figures de pensée; İng. figures of thought)
Düşünce figürleri düşüncenin zihinde aldığı şekle bağlıdırlar ve ifade şekli değiştirilse de bu figürler kaybolmazlar. Başlıca düşünce figürleri şunlardır:
Soru sorma (interrogation), retisans, sübjeksiyon, preterisyon, süspansiyon, proleps, hiperbol, litot, ironi, antitez, benzetme veya  paralel, hipotipoz, etope, emprekasyon, nida veya ünlem, apostrof, prozopope, epifonem, v. b.
Bunları hemen hemen tesadüfî veya tamamıyla keyfî olarak yapılmış bir sıraya göre  burada sayıp dökme yerine, birbirlerine olan yakınlıkları ve mümkün olduğu kadar konularıyla ilgili nesnelerin benzerliklerine göre gruplandırmayı daha uygun buluyoruz.A. Pellissier’nin eserini esas alarak düşünce figürlerini üç grupta topluyoruz.
 1o Düşünceye berraklık kazandırmak veya söylevi süslemek amacıyla kullanılan düşünce figürleri. Bunlar da kendi aralarında ikiye ayrılırlar: a) tasvir*: Bunun tüm değişik formlarını Yunan retorikçileri çeşitli birleşik isimlerle göstermişlerdir. Örn.: hypotypose, (hipotipoz), ethopée* (etope*), prozopografi* ( prosopographie), v.s.; b) benzerlik (comparaison) ve değişik türleriyle bir arada sayma: allusion* (alüzyon*), antitez* (antithèse*) ve paradoks* (paradoxe*)  .
2o Düşüncenin kuvveti ile ilgili olan, ­ister gücünü arttırmak amacıyla olsun, ister azaltmak amacıyla olsun, -düşünce figürleri:  Bunlar iki temel grup altında toplanırlar:  akümülasyon* ve enterogasyon (interrogation)
Akümülasyon grubuna amfaz, gradasyon, santans, , hiperbol, atenüasyon, süspansyon, preterisyon ve retisans
 Enterogasyon grubunda: sübjeksiyon ,komünikasyon (communication*), permisyon, dübitasyon , koreksiyon, lisans ve konsesyon toplanırlar.
3o Tutkuları  (passions) kışkırtan yani tutkularla  ilgili düşünce figürleri: «Bunlar düşünce figürleri içinde en güçlüleri,  şiddetin en üst derecesine kadar yükselen bir heyecana tanıklık ederler. Bu gruba, nida veya ünlem, apostrof, diyalojizm, prozopope, optasyon obsekrasyon ve emprekrasyon gibi figürler girer.
Retoriğin ve Figürlerin tamamı tabii ki sadece bunlardan ibaret değildir. Bu buz dağının görünen ve aktarılan çok küçük bir parçasıdır. Amacımız, Retorik figürleri ile ilgili  kısaca bilgi vermekten ibarettir.



I.



          Düşünceye berraklık kazandıran düşünce figürler
        Figür
                       Tanım
          Örnek
Antitez (Fr. antithèse; İng.antithesis)
İki nesnenin mukayesesinden bu  nesneleri karşı karşıya (opposition) getirme fırsatını çıkaran bir figürdür. S. 178


Tezat



1-Kim bilir, belki hepsi de doğru da,
ben kendi hislerimin yanlışlığından
habersizim.
Varı yok bilmek istedim, yoku var.
(Tevfik Fikret,“Tarih-i Kadim)


Alüzyon (Fr. allusion; İng. allusion)
Alüziyon, işlenen veya üzerinde durulan konuyla bir benzerlik gösteren bir kişinin, bir şeyin veya bir olayın belirtilmesi anlamına gelir. Yazarın kafasında olan fakat ifade edilmeyen sessizce yapılan bir benzetme (comparaison*) vardır ve yazar, okuyucuya bunun hatırlatılmasını ister. Herhangi bir şeyin adını belirtmez; fakat yapılmak istenen yani okuyucuların, üzerinde durulan konu ile bir benzerlik olduğunu anlayabilmeleri veya bu benzerliği kurabilmeleri için yazar oldukça açık bir şekilde anlatır. S.177
İma


 Portre (Fr. Portrait; İng.) portrait )

Retörler* (rhéteurs*) buna etope (éthopée) derlerdi. Bir kişinin nitelik veya ayıplarını,erdem veya kusurlarını anlatma anlamına gelir (..)
Bir kişinin fizik ve moral olarak tüm özellikleriyle anlatılması ve aksiyon hâlinde gösterilmesine (prozopografi* efiksiyon* (effiction*) veya portre denildi. Bu figür bilhassa tarih alanından büyük gelişme gösterdi. S. 166-167»..
Bak: prozopografi
PORTRE

İmam karısını genç kaybetti ve bir daha dünya evine girmedi. Emine adlı  bir kızdan başka  kimsesi yoktu. Bu, beyaz gergin tenli, pembe yanaklı, fare kapanı gibi  sımsıkı kapanan ince dudaklı, küçük kara gözlü  bir kızcağızdı. Temizdi, hamarattı, titizdi, mahalle  çocuklarıyla  oynamaya tenezzül etmezdi. Suratsızdı, gülmezdi, İmam’ın akidesinin biricik timsali gibiydi.(H. Edip Adıvar; Sinekli Bakkal)


Hipotipoz (Fr. hypotypose; İng. hypotyposis)
Yunanlılar’ın tasvire verdiği isim, yani imaj
Bir şeyi çok canlı ve enerjik bir şekilde resmetmek, anlatmak, öyle ki, sanki gözlerinin önünde cereyan ediyormuş gibi bir duygu uyandırmak, renklerin canlılığı ve çizgilerin hakikiliği  ile bir imaj, bir tablo veya bir sahne yaratmak.
S. 164
CANLI TASVİR
Prozopografi (Fr. prosopographie; İng. prosopographia)
Bak: portre

Şu bahçede kimler salınır bilir misin? “Nartanesi” derler el değmedik, göz görmedik bir dünya güzeli…Hem ne güzel, ne güzel! Eşi yok, menendi yok, kime benzeteyim? Nardan kırmızı, kardan beyaz, kumru kumru duruşu, ahû ahû bakışı bir yana, sade gözleriyle kaşları , Acem ülkesinin tacına, tahtına değer; (…) “ (Eflatun Cem GÜNEY, Masallar, S. 164. Turizm ve Kültür Bakanlığı Yayını, 1982)

Komparezon
(Fr. Comparaison; İng. comparison)
Benzetme, teşbih. Birbirlerine benzeyen iki şeyi birbirine yaklaştırmak; bu şekilde, kızgınlık ile fırtına, bir genç kızla bir gül, bir kahramanla bir aslan, yardımseverlik (charité) ile güneşin canlılık veren sıcaklığı yanyana getirilebilir, bunlar arasında bir ilişki kurulur, bir benzetme yapılır. Bu figürün yarattığı en sıradan etki, ifadeye daha fazla canlılık verir. Buradan hareketle: Melek kadar güzel, yıldırım gibi hızlı, v.b. S. 169
TEŞBİH

Çukurova’da atlar gibi şahlandı gönül (B. Kemal Çağlar; Benden İçeri, s.91)

Deniz, sanki âşığından geçici olarak mahrum
Kalmış bir genç kadındı.
(Tahsin Nahid, Hasta Bir Telde Hasta bir Nağme)

Paralel
(Fr. parallèle; İng. parellel,  comparison)
Mukayese  (iki nesneyi veya iki ideyi (idée*), farklı taraflarını veya benzerliklerini ortaya koymak amacıyla yapılan bir figürdür. Bu yöntemi insanlara uyguladığımız zaman bu usul paralel
adını alır. S. 346»
Bak: komparezon
PARALEL

: <Emine> bilhassa babasıyla mukayese edince  Tevfik’i çok aşağı görüyordu. İmam temizdi, muntazamdı, erken kalkardı, evde hemen hiç konuşmazdı. İbadet ve para kazanmak... Bütün zamanı, zekâsı bu iki işe vakfedilmişti.
Halbuki Tevfik?
 Evvelâ  pisti, sonra yattığı, çalıştığı zaman belli değildi. Sabahları yataktan kaldırmak için bacağından sürüklemek lâzımdı. Hele yatak çarşaflarını sigara  külüne bulayıp yatakta sigara içişi, Emine’yi zıvanadan çıkarıyordu. [...]  Bari işine becerikli olsa.... Dükkân karmakarışık, mallar bayat, kibar müşteriler birer birer  çekiliyor, ayak takımı her gün artıyor. Mütemadiyen veresiye  veriyor ve müşteriler ay başında  borç ödeyeceklerine , Tevfik’e dert yanıyorlardı.  [...]
.(H.Edip Adıvar ; Sinekli Bakkal)

Paradoks (Fr. paradoxe; İng.paradox)
Yunanlılar, antitezin meydana getirdiği zıtlık veya çelişki etkilerine antiloji (antilogie) veya paradoks (paradoxe) derlerdi. Bu iki figür pratikte kelime tezatı (alliance de mots)  biçiminde meydana gelirler. Örneğin Çiçer’nun dostluk için yaptığı methiyede paradoksu görürüz: Dostluk sayesinde uzakta olanlar gözlerimizin önündedirler; fakirler zengin; güçsüzler kuvvetli; ve sanki ölüler yaşıyormuş gibi. S. 180»
AYKIRI DÜŞÜNCE
Deli Ziraatçı, akıllı uslu bir adamdı.” (Faki Baykurt; Kaplumbağalar; s. 101)
Efiksiyon (Fr. Effiction; İng. characterismos veya Karakaterismus

Bak: portre; prozopografi
Deli ziraatçı, akıllı uslu bir adamdı. Konuşmaları çoğunluğun işine gelmez onun için deli derler. Az çok köylük yerlerini bilir. Büyükle büyük, küçükle küçük  olur. Elindekini esirgemez. Ama kasabada sözü yürümez. Değerini biraz  kasabanın kadınları bilir. Sokaklarda yürürken , pencerelere, balkonlara yiyecek gibi bakmayan, karısından başka kimsenin uçkuruna el atmayan, el atmak şöyle dursun, can atmayan, terbiyeli, hadım gibi bir memurdu. (Fakir. Baykurt; Kaplumbağalar; s. 101)








II
                  Düşünceye kuvvet Kazandıran figürler
                    Figür
        Tanım (definition)
        Örnek
Atenüasyon  (Fr. Atténuation; İn.attenuation)
«Hafifletme, litota (litote*) çok benzer, fakat bu benzerlik görünüşte bir benzerliktir. Yarattığı tesir ve izlenimin derecesini azaltmak için asıl kelimenin yerine ona eşdeğer veya onun anlamına yakın olan bir kelimeyi kullanmaktır. Bu daha çok övgü ve pohpohlama dilinde veya tutkuların  (passion) etkisiyle meydana gelen düşüncesizlik durumlarında kullanılır. S. 189»
Bak: Litot.
ZAAF-I SURÎ
Çok iyidir yerine, fana değil demek.
Gradasyon  (Fr.gradation; İng.gradation; climax)
Gradasyon, tam olarak akümülasyonda (accumulation*) ifade edilen terimlerin yerleştirildiği şiddet derecelerine göre yükselen sıralamasıdır. S. 186».
TEDRİC

Git, koş, uç ve intikamımızı al  ( Corneille;  Le Cid)
 “Apdest alan ihtiyarlar, evlerine su taşıyan kadınlar, kızlar ve  akla sığmayacak
derecede pis oyunlarla oynayan çocuklar hep oradadır.”
 (Y. Kadri Karaosmanoğlu, Yaban, iletişim Yayınları, 33. baskı s.41)

Hiperbol (Fr.hyperbole; İng.hyperbole)
Hiperbol, bir şeyi ifade ederken,söylenmesi gerekenden fazlasını söyleme, amacını aşarak yani gerçeği tam olarak ifade etmekten emin olmak amacıyla fazlasını söylemek. Yunanca’da hiperbol öteye atma anlamına gelir. Hiperbol aslında, kelimesi kelimesine ele alınınca, maksadı aşan deyim ve ifadeleri kullanmaktır, fakat bunları okuyucu doğru olarak algılar. S. 187

MÜBALAGA
 “ Az gider, uz gider, derelerden sel gibi, tepelerden yel gibi geçer; bir de dönüp ardına  bakar ki, gide gide bir arpa boyu  yol gitmiş.” (Eflatun Cem GÜNEY, Masallar, s. 161. Turizm ve Kültür Bakanlığı Yayını, 1982)

Komünikasyon
(Fr.communication; İng. communication;
 Bu figürle dinleyici, hatibin duygularına ortak olur, ikisinin duyguları arasında bir bağ kurulur; avukatla hâkim, okuyucuyla yazar arasında duygu temelinde ilişkiler kurulur. S.200»


BİLDİRİŞİM
Konsesiyon  (Fr.concession;  İng. concession )
Konsesyon, permisyonun* (permission*) görünümü altında, rakibe karşı avantaj sağlamak amacıyla kullanılan bir figürdür. Savunma için çok önemli bir vasıtadır, çünkü delilleri ortaya koyarken (argümantasyon) tamamıyla tarafsız bir görünüm kazanılabilmektedir. S.201»



Koreksiyon (Fr. correction; İng.retraction)
Koreksyon, söylemiş olduğu sözü daha iyi ifade etmek içinmiş gibi davranarak sözü yeniden ele almaktır. Koreksiyon, dikkati iğneleyici ve nükteli bir şekilde bir şeyin üzerine çekmeye yarar. S. 203»



Litot (Fr. litote; İng. Litotes)

Litot, az  şey söyleyerek çok şey anlatmaya yarayan bir figürdür  S.188»


Pretermisyon (Fr.prétermission; İng. )
Bak:  preterisyon

Preterisyon (Fr. prétérition;  İng. praeteritio):
 Bunun diğer adı pretermisyon (prétermission).
Bir şey ifade edilirken kasten bazı ayrıntıları vermemek ve aslında onları vermiş gibi olmak için kullanılan bir figür.
S. 194


Retisans (Fr. réticence; İng.reticence)
Retisans da süspansyon (suspension*) gibi cümleyi yarıda keser, fakat burada okuyucuya anlamı daha evvel belirtilmiş olan bir fikri (idée*) tamamlama fırsatı vermek amacıyla yapılır. Bu kesmenin amacı, söylenmek istenileni normal akışı içinde açıklanandan daha canlı ve daha çarpıcı bir şekilde ifade etmektir. S.193

Enterogasyon (Fr. interrogation; İng.rhetorical question
Okuyucunun veya dinleyicinin dikkatini ve merakını arttırmak amacıyla bir fikri (idée*) şüphe ile ileri sürmektir. Yalnız bunu enterogatif türüyle karıştırmamak lâzım. Bu tür, cümleye büyük bir canlılık verir, fakat bir figür değildir.S. 196».


Battal: (…) Tüzel kişi demek, yani çok yüksek bir şey! Sen nereninin sözünü konuşuyorsun kardeşim Bektaş ? Bu purluk denen toprak köyün toprağı değil mi? Köyün toprağı. Bütün koşuların burada hakkı var mı? Var. Biz de listemize adalet üzerine  bütün komşuları aldık mı? Aldık. Kaldı mı bir şey geride ?” (Fakir Baykurt; Kaplumbağalar; s. 68)
Sübjeksiyon  (Fr.Subjection
İng. hypophora)
 Sübjeksiyon, okuyucunun veya rakibin aklına bir fikir getirerek ona bir cevap vermek amacıyla yapılan bir çeşit soru sorma. Bu cümle merak uyandırır; dinleyici veya okuyucu bir cevap arar; bir takım tahminlerde bulunur.
S. 198»


Akümülasyon (Fr. accumulation; İng. accumulation)
Akümülasyon ortak bir etki yaratmak amacıyla kelimelerin, duyguların hızlı ve art arda birbirlerini izlemeleri sonucu meydana gelen bir figürdür. S. 185»
Gökyüzüne, aya baktı: ”Haşhaş tanesi kadar akıl yok insanoğlunda! Varsılı, yoksulu, valisi, kaymakamı, ağası, albayı, yarbayı, generali, mareşalı, hepsi bunun derdinde! Analar bubalar, on kez ana buba olmuş olanlar, hepsi bunun derdinde! Bunun içine bir parmak bal mı sürmüşler?  İncirin, üzümün özünü, narın, cevizin özetinimi doldurmuşlar bu anasını sattığımın kutuyaGülün, menevşenin, yeşil nanenin, nergizin kokusunu mu katmışlar ( Fakr Baykurt; Kaplumbağalar; s. 94)
İroni  (Fr. ironie; İng.  irony)
Diğer adı antifrazdır (antiphrase*). Bir çeşit düşünce figürüdür (figure de pensées*).Ironi de ateizm (astéisme*) gibi düşünülenin veya söylenmek istenilenin tersini söylemek için kullanılan bir figürdür. Alay etmek için kullanılır. S. 190».
 “ Devleti milleti unuttuğumuz yok: Ev başına her yıl, birer, ikişer çocuk çıkartıyoruz! Devlet bize ne yapıyor?”
“Ne yapsın daha? Altı ay sonra yeni bir vergi çıkartır. Öteberiye zam yapar. Daha nasıl düşünsün devlet sizi? Dünyayı kalbura koyup, eleseniz böyle devler, hökümet bulabilir misiniz?”
 Katıla katıla gülüyorlar
(Fakir Baykurt; kaplumbağalar; s. 84)
Lisans  (Fr. Licence; İng parrhesia)
Lisans, usataca gizlenmiş bir koreksyondur* Burada aşırılığa kadar götürülen bir özgürlük görünüşü içinde davranıyor havasını vererek, asıl amacı bir övgüyü desteklemek daha doğrusu birisini övmek.Yaltaklanmaya geçiş için kolay bir yoldur  S.202».

Perifraz
( Fr. périphrase; İng.periphrasisİ)
Perifraz diğer adı sirkonloküsyon (ciiconlocution), esas kelimenin yerine ve bir çok kelimeden oluşan bir ifadenin konulmasıdır. Bu sanat konuşmayı biraz uzatır, fakat amacı daha etkili anlatır . Bazen tekrarlardan kaçınmak için başvurulan bir yoldur. Bu şekilde monotonluktan kurtulmuş oluruz. Bazen de söze daha fazla zarafet veya tat vermek amacıyla bilhassa şairler tarafından kullanılır. S.182»

Chateaubriand,Yeni dünyanın çöllerinde gecenin manzarasını tasvir ederken: Gecenin kraliçesi yavaş yavaş gökte yükseldi Burada “Ay” yerine gecenin kraliçesi denilerek perifraz yapılmıştır.-ayın mavimtırak ve yumuşak ışığı ışık demetleri saçıyorlardı. Burada da “ışınlar” yerine ışık demetleri denilerek perifraz yaplmıştır.» 16/182»
Proleps
 (Fr. prolepse; İng.prolepsis)
    Buna anteoküpasyon (antéoccupation) da denir.
     Daha çok karşısındakinin delillerini çürütmede kullanılan  bir figürdür. Bir itirazı önceden tahmin etmek veya sezip ona göre savunmayı hazırlama. Rakibin veya hasmın savunmasını zayıflatarak son derece ustaca hazırlanan bir manevradır; zira bu şekilde rakibin silahlarını elinden alarak onun hareket alanını daraltmış olur. S. 199»


Süspansiyon (Fr.suspension; İng.suspensin )
.Bir cümleyi, doğal sonucunu beklemeden ona bambaşka bir sonuç vermek amacıyla yarıda kesmek anlamına gelir. Bu şekilde okuyucuyu veya dinleyiciyi şüphe ve merak içinde bırakır ve daha uyanık olmasını sağlayarak ve beklemediği daha çarpıcı ve şaşırtıcı bir sonuçla karşılaşmasını temin etmiş olur. S. 192»


Sirkonloküsyon
(Fr.circonlocution; İng.Circumlocution)
Bak: Perifraz

Permisyon (Fr. permission; İng. permission)
Bu figür, komünikasyonun en üst düzeye çıkmış derecesidir. Hatiple dinleyicileri arasında  öyle bir ilişki kurar ki, hatip kendini dinleyicilerinin keyfine hatta insafına bırakır. S. 201»

Anteoküpasyon Fr.antéoccupation; İng.anteoccupatio)
 Bak : proleps

  

III
                                 Tutkularla (Passion) igili düşünce figürleri
         Figür
                    Tanım (définition)
    Örnek (exemple)
Apostrof (Fr. Apostrophe; İng. apostroph)
Apostrof, bir hatibin, hitap etmekte olduğu dinleyicilerden aniden dönüp başka bir şahsa hitap etmesidir.  16/206»

Diyalojizm  (Fr. dialogisme; İng. dialogismus)
Apostrofta hatibin dinleyicileri aniden bırakarak dönüp seslendiği kişi ile kendisi arasında meydana gelen diyaloğa, soru ve cevaplara verilen isim. Bu prozopopenin* ileriye götürülmüş hâlidir. S.211».
Bak: prozopope

Emprekasyon (Fr. imprécation; İng.imprecation)
Bir şey için veya bir şahıs için göklerin ve cehennemin gazabını istemek; ona bedduada bulunmak anlamına gelir S.214»

Empreprekasyona  örnek : « Ya, demek bunların gözü ne incili yorganda, ne şimşek taşında, benim tacımda, tahtımda ha! İlâhi, böylelerinin gözünü toprak doyursun. » ( Eflatun Cem GÜNEY, Masallar,  s. 44. Turizm ve Kültür Bakanlığı Yayını, 1982)

Obsekrasyon  (Fr. obsécration; İng.
«Dua veya dilek anlamına gelir. Çok kıymetli ve
Kutsal şeylere seslenerek yapılan ısrarlı dua veya
dileğe verilen isim.S. 213»

Hey Allahım! Varsın varlığını göster, ver bana  bir oğlan da ister yılan olsun, ister çiyan “ der de tepinir. ““(Eflatun Cem GÜNEY, Masallar, s. 178. Turizm ve Kültür Bakanlığı Yayını, 1982)
Optasyon (Fr.optation İng optatio ?)
“Obsekrasyonla ilgilidir. Şiddetli veya hararetli bir dileği, bir isteği ifade etmeye denir.S. 214
(…) “ Allah bize bir evlât versin de, ister oğlan olsun, ister kız olsun; yeter ki eli ayağı düz olsun, başı kel olursa ne çıkar, tutar gümüşletiriz.”(Eflatun Cem GÜNEY; Masallar, s. 114.Turizm ve Kültür Bakanlığı Yayını, 1982)

Prozopope (Fr. prosopopée ; İng. prosopopeia )

Prozopope,Yunanca’da nesnelere kişilik vermek.
Eşyayı şahıslaştırmak.Bir eşyaya,cansız bir şeye ruh verme, hayat verme, can verme,  onu duygularla
donatma. S.208»

«Neden böyle düşman
görünürsünüz /
yıllar yılı dost bildiğim aynalar.-
(Cahit Sıtkı TARANCI  Otuz Beş Yaş.şiiri )

Dübitasyon (Fr. dubitation; İng.,aporia
Dübitasyon, bir diyalojizm formudur. Hatip veya yazarın ne söyleyeceğini veya ne yazacağını bilememesi ve kendi kendine soru sorması ve kendi kendine cevap vermesidir. .S. 212»
Yusuf ile Senem durmadan fısıldaşırken, çalışırken kır Abbas meraklandı. Aralarında bitip tükenmez bir dâva var da onu mu tartışıyor bunlar? Yoksa böyle fısıldaşarak Hamdi beyin dediği gelecek “gözel günler” için  plan mı kuruyorlar? “köyün hali belli, bunu sen de biliyorsun, ben de! Bu yıl olmazsa gelecek yıl alıp başımızı gidelim, Ankara’nın bir kşesine sokulalım, bir göz ev uydursak bize yeter” mi diyorlar ( Fakir Baykurt; Kaplumbağalar,, s. 87)
Eksklamasyon (Fr. exclamation; İng Exclamation)
Eksklamasyon bir nida sonunda meydana gelen anî heyecanın ifade edilmesine verilen isim.S. 204 »


Santans
(Fr. sentence; İng.gnome.)
Yunanlılar buna epifonem* (épiphonème*) de derlerdi. Bir manevi durumu özetleyen ve içinde genel bir hakikatı veya az kelimeyle ifade edilen donmuş, derin bir düşünceyi bulunduran bir çeşit eksklamasyondur. Bir tahkiyede (récit*), bir serim (exposition*), bir istidlalden (raisonnement*) çıkarılan sonuçtur.S. 205»



 

 

Kelime figürleri   (Fr.Figures de mots; İng. Figures of Words)


  I

                         Gramer figürleri (Figures de grammaire)
   Figür
              Tanım  (definition)
    Örnek
Pleonazm
(Fr.pléonasme; İng.pleonasmus)
Bu figür, elipsin tersine, gramer açısından pek gerekli olmayan bazı unsurların fazladan cümleye eklenmesi sonucu elde edilen figürlerdir. Bir bakıma karşısındakini ikna etmek için ısrar etme sonucu ekleme yapılmaktadır.“ Gördüm demek aslında gramer olarak yeterli. S. 231»
<Hamdi bey Kır Abbas’a> “hey Yarabbim1 Ulan kendi kulağınla duydun, herif bize ne dedi? “  (Faki Baykurt; Kaplumbağalar; s. 122)
Elips
(Fr.ellipse; İng.ellipsis)
Bir çeşit gramer figürüdür. Gramer yönünden gerekli fakat anlam bakımından pek fazla gerekli olmayan bazı unsurların cümleden çıkarılması sonucu meydana gelen figürlerdir.  S.230»

Enversiyon (İnversion; İng.inversion)
Gramerde bir cümlenin mantıkî sıralamasını değiştirmeye denir.Yalnız bu yapılırken kullanımdan gelen teamülün belirlediği koşullarda yapılır. Bu tip kullanımdan şairlerin hatiplerden daha geniş çapta yararlanma olanakları var.Enversiyon kurallarını gramerden çok, zevk ve büyük yazarların verdikleri örnekler tespit eder.S. 138».

Sileps
(Fr. sylleps; İng. syllepsis; change in concord)
Kelime figürleri grubunda yer alan bu figür, mantıksal mütabakatı gramer yapısıyla yer değiştirmesi, bir kelimeyi, bir ideyi (idée*) temsil eden kelimeye bağlama yerine, idenin kendisine bağlanması sonucu meydana gelir.” S.233»
Herkes işin üstündeydi. İliğine kadar yorgun oldukları halde, bir karış fazla kazmaya gayret ediyorlardı.)” (Fakir Baykurt;; Kaplumbağalar; s. 86)









II

                                                 Troplar (Tropes)
   Trop
                      Tanım  (définition)
            Örnek
Metafor
(Fr.métaphore; İng. metaphor)
Bir çeşit kelime figürü olan bir troptur (trope*) Metafor,Yunanca’da nakletmek anlamına gelir. Bir kelimeyi zımnî veya zihindeki bir benzetme (comparaison*) gereğince başka bir anlama taşıma. Quintillien* metafor için “kısaltılmış bir benzetme” der. S.217
1-“Tohum halinde bile olsa, ilk aşkı bu kıza duydum”.(Aziz Nesin; Böyle Gelmiş, Böyle gitmez)
2-İşte, yeni bir azimle toplanan Büyük Millet Meclisi. O’nu geniş yetkilerle Başkumandan tâyın etti. Savaş meydanına bizzat, O geliyor...Altın başı ufukta çoban yıldızı gibi parıldamağa başladı..(Y. K. Karaosmanoğlu; Yaban)

Metonimi
 (Fr.Métonymie, İng. Metonymy)
Metonimi, kelimenin etimolojisine göre,bir tür metafor olan bu figür, kelime değişiklikleri sonucu meydana gelir. Şu şekilde meydana gelir: 1o Sonuç yerine sebebi söyleme. 2o Sebep yerine sonucun ismini alma.  3o İçerik yerine içerenin adını söyleme. 4o İşaret edilen yerine o şeyin işaretini söyleme.5o Sahip olunan şey yerine sahibini, yazar yerine eserin adını söyleme. 6o Somut terim yerine soyut terimi kullanma 7o Bir şeyin imal edildiği veya üretildiği  yerin adını o ürünün adı yerine söyleme.S. 224.

Balzak’ı okudum= eserlerini okudum


Alegori
 (Fr. allégorie; İn. allegory)

Bir metaforun uzatılması, yayılması ve gelişmesi ile meydana gelen bir figürdür. Bu şekilde zihnin hayal gücünün yakalanması ve kalbin etkilemesi sağlanır. Yazar, istediği  fikirler ve imajlar üzerinde uzun uzun durma fırsatı kazanır.  (s. 221)
"Evet, devrimler tehlikededir! «Bu inşaat henüz bitmedi. Daha ahşap payandalar duruyor. Kargir kısm tamamlanıp tahta merdivenler tamamalanmadı. Aşağıda ise ikide bir ateş yakıp duruyorlar. Bina tutuşabilir! Yangın çkmak ihtimali var ! dersek, mübalağacılık,münasebetsizlik mi etmiş oluruz."Yangın var! ! » diye bağırmiyoruz ki !...«Yangın ihtimali var!» diye bağırıyoruz! (..) (Behçet Kemal Çağlar; Bitmez Tükenmez Anadolu
Katakrez (Fr. catachrèse; İng. catachresis)
Öyle bazı özel durumlar olur ki bir şeye bir isim vermek için dilde o şeyi karşılayan özel bir kelime bulunmayabilir, böyle durumlarda benzetmeden yararlanılarak bir kelimeyle o şey anlatılır. Buna katakrez denir. S.224».

Bir 'kâğıt yaprak', örneğinde olduğu gibi.Yaprak aslında bitkiler için kullanılmasına karşın, kâğıt ince olduğu için yaprağa benzetilerek yaprak denilmiştir.
Sinekdok
 Fr.Synecdoque; İng.synecdoche)
Sinekdok,Yunanca’da içerme, kapsama anlamına gelir. Bir kelimenin içerisine kapsadığından bazen çok, bazen az bir anlam katan bir metonimi çeşididir. 1o Tür yerine cinsi söyleme  2o Parça veya bütün yerine parçayı söyleme..3o. Çoğul yerine tekili kullanma veya belirsizlik bildiren bir sayı yerine belirli bir sayı söyleme. 4o Bir şey yerine o şeyin yapıldığı maddenin adını söyleme. Düşüncesiz yerine beyinsiz denmesi S.226-».
1-İnsan yerine “ölümlü” denmesi : Burada Ölümlüler (insanı da kapsayan tüm canlı varlıklar) cinsini belirtmesine rağmen bunun içinden insan türü söylenmiştir.2-“ Her çehre bize yabancı /
Bari sen bir parça acı
(Kemalettin Kâmu, Türk’ün Hali)
 parçası,vücudun bir parçası. Bütün yerine parça söylenmiştir. Boğaz bir sinekdoktur  3-:“Türk öğün, çalış, güven ” sözündeki Türk kelimesi Türkler yerine kullanılmıştır.)
5-“Düşüncesiz” yerine “beyinsiz” denmesi.

Antifraz
(Fr.antiphrase; İng.antiphrasis)
Bir hakikati bazen tersini söyleyerek daha hafif terimlerle ifade etmek istediğimiz zaman kullanılan bir figürdür.» Antifraz ve öfemizm figürleri.düşünce figürleri adı altında işlenen ironi, litot, asteizm, hafifletme atenüasyon adı altında işlenen figürlerin formlarıdır.S.228».


Öfemizm
(Fr.euphémisme; İng. euphemism)

EDEB-İ KELAM

Toplum tarafından hoş karşılanmayan bir kelime yerine nezaketen, başka bir kelime kullanmaktır.



III

                                          Söylev figürleri (Figures oratoires)
      Figür
                          Tanım
          Örnek
Repetisyon
(Fr.répétition; İng. repetition)
Kelime figürleri grubu içinde yer alan bu figür, bir fikrin (idée*), bir nesnenin veya bir olayın üzerine dikkati çekmek amacıyla ifade ettiği kelimeyi tekrar tekrar kullanması sonucu meydana gelir. Her türlü kelime tekrar edilebilir. Bunlardan bağlaçların tekrar edilmesi sonucu yapılan figürlere konjonksiyon  (conjonction) denir.»16/233»

 “Herkes kendi işinde, kendi aşında; kendi toprağında, kendi taşında; ekeceğini eker, dikeceğini diker; güler yüz tatlı dil ile gönül hoşluğu içinde yaşayıp gidermiş.” ….”(Eflatun Cem GÜNEY, Masallar, s. 119-120. Turizm ve Kültür Bakanlığı Yayını, 1982)


Disjonksiyon
(Fr. disjonction; İng. disjuntion )
Bir çeşit söylev figürü grubu içinde yer alır. İfadeye çabukluk kazandırmak amacıyla bütün gramer bağlarının ortadan kaldırılması sonucu meydana gelen bir figürdür. 16/234».

Apozisyon  (Fr. apposition; İng. apposition)
 Bir ismin sıfat olarak ve bir nevi epitet (éptithète*) göreviyle kullanılmasına apozisyon denir.S.235»


Kaynak: A. PELLİSİER, “Principes de la Rhétorique française” (Fransız Retoriğinin İlkelerileri), Librairie Hachette et Cie, sixième, édition, Paris, 1881.
                                                                                    


YARARLANILAN DİĞER KAYNAKLAR

-Dalmais,Le R.P.P.;Cours de Belles-Lettres-Principes de littérature; deuxième édition ,Beyrouth  Imprimerie Catholique,1883
-M. Guérard; Cours complet de composition française suivie de notions de litttérature 9e édition ;Paris, librairie Charles Delagrave 1880
-M. L. abbé C. Vincent; Théorie des genres  littéraires;;quatrième édition,Paris, ancienne
  librairie Poussielgue,1910
-Urbain, Charles; Précis d’un cours de littérature;deuxième édition, Lyon, Librairie général, catholique et classique.(Baskı   tarihi yok)
-C.Vincent, Abbé; Théorie de la composition littéraire
  Cinquième édit.revue et augmentée; Paris, Librairie Vve Ch.Poussielgue,1908
-Antoine Albalat   L’Art d’écrire enseigné en vingt leçons.
Paris,Armand Colin et Cie,Éditeurs,1899
-Des Granges, Ch.-.M.Mlle Maguelonne.:  La Composition française
   Paris,A.Hatier,1929
 -Le Père Mestre:Principe de littérature, style, composition,poétique
   Paris et Lyon . baskı tarihi belli değil  1880’li yıllar  (?)
-Grente, Georges-La Composition et le Style. 4e édition. Paris,Gabriel Beauchesne 1918.
 -Henry, M.A -Explication et Analyse   des auteurs français deuxième édition
 Méthode Tirée des règles du style et de la composition. Paris, Librarie classique Eugène Belin -Belin Frères 1898.
-Dalmais, Le R.P.P. Cours de Belles Lettres  (Principes de littérature,de rhétorique et de poétique   - Principes de rhétorique. 2e édition, Beyrouth,imprimerie catholique,1884
-Dumarsais :Traité des Tropes ; Le Nouveau Commerce,Paris,imprimerie Roland Dubroca,1981
-Fontanier, Pierre : Les Figures du Discours (Introduction par  Gérard Genette)- Paris,Garnier Flammarion,1968
Aristote-Rhétorique; Introduction de Michel Meyer;Traduction de Charles-Émile Ruelle;Livre de Poche ;Paris,Librairie Générale Française 1991

-Rhétorique à Hérénius ;Traduction nouvelle de Henri Bornecque
Paris, Librairie Garnier Frères
Bu eserin yazarı bilinmemektedir. Uzun süre Çiçero’ya ait olduğu sanılmış, sonradan olmadığı anlaşılmıştır.
-Sommier, E.;Manuel du style ou Préceptes et exercices sur l’art d’écrire et de composer en français., 5e édition,revue et augmentée
Paris, Librairie Hachette et Cie 1864.
-Vannier, Antonin.- La Clarté française (L’Art de  composer, d’écrire et de corriger. Paris,Librairie classique Fernand Nathan,1936
-Cicéron: Division de l’Art oratoire .Topiques,Traduit en Français par Henri Bornecque, Paris, Sociétéd’Édition “Les Belles-Lettres” 1924
-Vahid, A. Onaran,Türkçe- İngilizce sözlük ; M.E.B. , 1945, İstanbul
- Baker, A. Ernest, Lit., D. M. A, Cassel’s French-English ; English-French 
    dictionary ; Jarrold and sons Ltd, Norwich 1951
- Cuddon, J.A., A dictionary of literary terms; Penguin books; revised      edition,
    1982
- Danişmend, İsmail Hami; Resimli Büyük Fransızca- Türkçe Lügat; 3 cilt,
    Kanaat   Kitabevi, İstanbul
- Patillon, Michel; Eléments de Rhétorique classique; Editions Nathan,Paris 1990
 - Peyroute, Claude, Style et rhétorique;Editions Nathan, 1994
 - Benac, Henri; Nouveau Vocabulaire de la dissertation et des études littéraires
      Paris ,Librairie Hachette,1972)
   -Altın Sözlük (Golden Dictionary). İngilizce-Türkçe sözlük; Altın Kitaplar , İstanbul,
     1989
-Le Petit Robert ,; Société du Nouveau Litré, Le Robert, Paris 1969
-The New Encyclopedia Britannica, fifteenth edition volume15, printed in USA, the
      University of Chicago, 1952
-Baker, Sheridon; Yarber, Robert E.; The Practical Stylist; Sixth edition; Harper &      Row, Publishers, İnc New York, 1986
- Desaintghislain;Christophe; Morisset,; Christian; Pouzalgues Evelyne  Pouzalgues-Demon, Français  Littérature & Méthode.  Éditions Nathan,1999
-Urbain; Charles: Précis d’un cours de littérature, deuxième édition, Librairie générale et Catholique  et classique, Lyon. (Basım tarihi bilinmiyor).
-Peacham, Henry , The Garden of eloquence , London, 1593




[1] M. Guérard,  Cours Complet de Composition française suivie de notions de littérature, Librairie de  Charles Delagrave, 9e édition, Paris, 1880; s. 151.
[2] M. L. abbé C. Vincent; Théorie des Genres Littéraires, quatrième édition; Ancienne Librairie Poussielgue, 1910, s. 227.
[3] Le Père MestrePrincipes de Littérature 4e édition, Paris et Lyon (1882 ?) , s.31
[4] Antoine Albalat, L’Art d’écrire enseigné en Vingt leçons,Armand Clin et Cie , Paris, 1899.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder