11 Ağustos 2015 Salı

Şiir Dilinde Sapmalar

Edebî Sanatlar 


 Şiir Dilinde Sapmalar
...
Sözcükleri ses, biçim ya da yazımları bakımından değiştirme; dilde bulunmayan yeni sözcükler türetme; sözdizimini bozma; sözcükleri anlam açısından yeni ve farklı bağdaştırmalarla kullanma gibi, ölçünlü (standart) dilin dışına çıkan kullanım biçimlerini “sapma” olarak değerlendirebiliriz.
Farlılık arzusunun ya da farklı olana ilgi duymanın insan doğasıyla doğrudan bir ilgisinin bulunduğu söylenebilir. Dil kullanımına da yansıyan bu özellik, gündelik yaşam içindeki pek çok eğilim, yönelim, tercih, karar, düşünüş vs.de de kendini gösterir.
Özcan Başkan bu bağlamdaki saptamalarını dile getirirken, kimi yiyecek ve içeceklerin gerek malzemelerinde gerekse hazırlanışlarında yapılan ufak tefek değişikliklerden sonra farklı adlarla anılan çeşitli yiyecek ve içeceklere dönüştürülmeleri sonucu daha fazla rağbetgörmelerini, bunların “alışılmışın dışına” çıkmalarıyla açıklamaktadır(Başkan, 1988:383-384). İnsan doğasının gündelik yaşamdaki bu dışavurumu, sanat yapıtlarında kendini çok daha incelikli, gelişkin veçeşitlenmiş biçimlerde gösterir. Sapmalar, bir bakıma böylesi birfarklılığın/farklılık arayışının göstergeleri olarak dadeğerlendirilebilir.
Sapmalar, öbür edebiyat türlerine göre şiirde daha fazla karşımıza çıkar. Sanatçılar bu yolla “dile yeni bir güç kazandırmayı, göstergeleri ses ve anlam açısından daha etkili kılmayı, okuyan/dinleyenin zihninde yeni değişik tasarımlar ve duygu değerlerioluşturmayı amaçlar”lar (Aksan, 1995:166).
Kimi sapma türlerinde dilsel yanlışlık gibi görünen ögeler, şairler tarafından “özellikle” estetik nedenlere bağlı olarak gerçekleştirilmekte ve belirli bir tercihi imlemektedir (Yalçın, 1991:106).
Doğrusu, şiir dilini büyük ölçüde geliştiren, zenginleştiren, ayrıksılaştıran, kendine özgüleştiren de bu “sapmalar”dır. Çünkü şiir dili, ölçünlü dilin “kodlarıyla oynama, o kodlama içinde yeni, özel bir kod oluşturma işlemine dayanır.” (Uğur, 2007:39).

Sapmalar genel olarak beş grupta ele alınabilir:

• Sözcüksel sapmalar,
• Yazımsal sapmalar,
• Biçimbilimsel sapmalar,
• Sözdizimsel sapmalar,
• Anlamsal sapmalar / alışılmamış bağdaştırmalar.

Türk şiirinde sapma örneklerine çeşitli dönemlerde rastlanmakla birlikte, bunların yoğunluklu biçimde görüldüğü, hatta bir bakıma temel poetik/dilsel özelliklerden biri olarak ön plana çıktığı İkinci Yeni hareketi içindeki şairler, neredeyse tüm sapma türlerine karşılık düşebilecek çok sayıda örneği barındıran şiirlere imza atmışlardır.
Hareketin öncü ve en güçlü temsilcileri olarak sayabileceğimiz İlhan Berk, Turgut Uyar, Cemal Süreya, Edip Cansever, Sezai Karakoç ve Ece Ayhan gibi şairlerin sapmaları önemli ölçüde önceledikleri görülür.
...
Erdoğan Kul, Şiir Dilinde Sapmalar ve Bir Uygulama

Şiir Dilinde Sapmalar

Şiir dilinde “sapma; gerek sözcüklerin ses ve biçim özelliklerinde, gerekse dilin sözdizimi açısından niteliklerinde bilinçli olarak değişikliklere gitmeyi, dilde bulunmayan yeni sözcük ve anlatım biçimlerini kullanma eğilimini içerir. Sanatçı bu eğilimle dile yeni bir güç kazandırmayı, göstergeleri ses ve anlam açısından daha etkili kılmayı, okuyanın / dinleyenin zihninde yeni tasarımlar ve duygu değerleri oluşturmayı amaçlar (Aksan, 1993: 166).
...
Yeni şiir akımının öncülerinden ve en önemli temsilcilerinden biri olan Ece Ayhan, doğal dili neredeyse alt üst ederek oluşturdukları İkinci Yeni şiirini, “yorulan bir şiirin ayak değiştirmesi” olarak nitelendirir:
“Yorulan bir şiirin ayak değiştirmesi
Ala ala hey! Artık şarkı olacak Şiirin döndermesine genç hallaçlar ve Kuşbakışlı çocuklar karşılık veriyorlar Salarak gürlüklerine göğün uçurtmalar, hurra!”

Yukarıdaki dizeler, İkinci Yeni hareketinin şiir dili özelliğine işaret etmektedir. Bu şiirin dili dönüştürmesine genç şairler (hallaclar nasıl pamuğu atıyorsa, dili öyle alt üst ederek) ve kuşbakışlı (mecaz; acemi, çırak, tecrübesiz) çocuklar karşılık vermektedirler.

İkinci Yeni şiirinde öne çıkan sapmaları; alışılmamış sözdizimi, alışılmamış sözcük seçimi (alışılmamış bağdaştırmalar), sözcükle ilgili sapmalar ve yazımla ilgili sapmalar başlıkları altında inceleyeceğiz:

1. Alışılmamış Sözdizimi

Türkçe’nin Göktürk Kitabeleri’nden beri gelen sağlam bir nesir dili bulunmaktadır. Bir duyguyu, düşünceyi, olayı ya da isteği en açık bir şekilde anlatmayı hedefleyen nesir dilinde kelimeler, dilbilgisi kurallarına uygun olarak sıralanır. Nazım dilinde ise, ahenk temin edebilmek maksadıyla vezin ve kafiye gereği bu yapı bozulmakta, dilbilgisi kurallarına tam anlamıyla bağlılık aranmamaktadır.
Şiir dilinde sözdiziminin bozulması her dönemde görülen bir özelliktir. Ancak, İkinci Yeni şiirindeki değiştirmeler, kendilerinden önceki şiirde olduğu gibi kelimelerin seslerinden yararlanmak için vezin ya da kafiye gereği değil; şiirde kendine amaç bir dilbilgisi oluşturma gayretlerinin bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Dil, Garip’te olduğu gibi bir anlatım aracı olarak görülmemiş; kendisi şiirin bir konusu haline gelmiştir. Kasıtlı sözdizimi deformasyonları, anlamı örtmenin, gizlemenin bir aracı olarak da kullanılmıştır.

İkinci Yeni sanatçılarının “Şiir geldi kelimeye dayandı”, “Şiir kelimelerle kurulur” ya da “Şiir salt kelimeciliktir” sözleri, bu şiir hareketiyle dadaizm, sürrealizm ya da letrizm arasında benzerlikler kurulmasına yol açmıştır1. Bu yakıştırmaların arkasından da, anlamsız şiir suçlamaları gelmeye başlamıştır. Bu sözlerle ifade edilmek istenen temel düşünce, şiirin bir şeyler anlatmak için değil; kendisini kurmak için yazıldığıdır.
Garipçiler şiir dilini, her türlü sanattan arındırarak, tıpkı nesirdeki gibi, tek anlama dayalı olarak kullanıyorlardı. Böyle bir dil kullanımı, kelimelerin anlam (gösterilen) yanını öne çıkararak gösteren tarafını (İkinci Yenicilere göre kelimeyi) göz ardı ediyordu.

Ece Ayhan, İkinci Yeni şiirinin de belirgin özelliklerinden birisi olduğu üzere, şiir sanatında dilbilgisi kurallarının geçerli olmadığına inanmaktadır. Bunda, şiir anlayışlarına bir tepki olarak ortaya çıktıkları Garip şiirinin de etkisi olmuştur. Garipçiler, şiir dilinde deformasyona gitmeye ya da olağan sözdiziminin düzenini bozmaya karşıydılar. Teşbih, istiare, mecaz gibi sanatlara yer vermeden, dili herkesin anlayabileceği bir şekilde kullanmak temel ilkelerinden birisiydi. Birinci Yeni’nin bu tek anlamlı dil kullanımına bir tepki hareketi olan İkinci Yeni, anlamı mümkün olduğu kadar örtmeye, gizlemeye, hatta şiir sanatında o kadar da önemli olmadığını ileri sürerek rastlantıya bırakmaya çalıştı.
Ece Ayhan’ın “yerleşik sözdizimi ile yazılamayacak her şeyi yeni sözdiziminden yararlanarak dile getirmek” (1993: 187) düşüncesi, İkinci Yeni’nin zor anlaşılır şiir dilinin hareket noktasını da ortaya koymaktadır.
“Ah karpuzun içindeki kesmece delikanlım IstanbuF (Ah İstanbul! Kesmece karpuzun içindeki delikanlım)
“Konuşuluyordu mahallelerde iç ve dış
(İç ve dış mahallelerde konuşuluyordu)
“Giriyor bir kumru içeri camdan çatlak.”
(Bir kumru çatlak camdan içeri giriyor)
İkinci Yeni şiirindeki sözdizimi deformasyonlarını, anlamı kapalı ya da anlaşılmaz kılma düşüncesinin bir parçası olarak görmek; kelime oyunculuğu olarak değerlendirmek ya da kendine amaç bir dilbilgisi sapması durumuna indirgemek doğru bir yaklaşım olmayacaktır. Şiirimizin İkinci Yeni’den sonraki gelişimi düşünüldüğünde, bu arayışlar, yeni bir şiir diline / söyleyişe bir adım olarak değerlendirilmelidir. Zira, Garipçilerin gündelik hayatı içinde anlattığı sokaktaki adam ya da Toplumcu Gerçekçilerin sınıf mücadelesi içinde ideolojik bir varlık olarak gördüğü insan, artık kentli birey olarak bütün iç dünyasıyla şiirin konusu haline gelmiştir. Böylesine kompleks bir konu, yeni bir biçimi ve şiir dilini de beraberinde getirmiştir.

2. Alışılmamış Sözcük Seçimi (Alışılmamış Bağdaştırmalar)

İkinci Yeni şiirinin en belirgin özelliklerinden birisi de, alışılmamış bağdaştırmalara çok sık yer vermesidir. Bu şiir hareketi üzerine yapılan tartışmalarda “anlamsız” şiir suçlamasının bir dayanağını da, birbirinden uzak çağrışımlı kelimelerin bağdaştırılması oluşturmuştur. Ece Ayhan da, okuyucuya yeni tasarımların sunulmasında önemli roller yüklediği imge, sembol ve benzetmelerin yanında, daha başka tasarımların da aktarılmasını sağlayan alışılmamış bağdaştırmalara çok sık başvurmaktadır.
“ay Türkçe rakı çıkmıştır kapalı ”
“bir bach konsertosunun dudakları gibi çilek korkunç hû”
“bütün ellerinin sokakları aşktır senin A. Petro”
“sessizce bitiyor ilk güneşte icra-iflas duası ”
Aksan (1998: 202) “bağdaştırma”yı, “ister bir tamlama, isterse bir cümle içinde olsun birden çok birimin bir araya gelmesi” olarak tanımlamaktadır: “Asma köprü, “çatlak tabak”, “kavun dilimi”, “duvarın boyası”;“Havalar ısınıyor”, “Elektrikçi ütüyü onardı” örneklerinde olduğu gibi. Dildeki göstergelerle, tamlamalar ya da cümleler oluştururken, “alışılmış” ve “alışılmamış” olmak üzere iki türlü bağdaştırma oluşturulmaktadır.
...
Şiirde alışılmamış bağdaştırmalar yoluyla, “geniş bir düşünce-tasarım-duygu-görüntü yumağı” oluşturulması ve “göstergelerin ustaca, özgün bir biçimde” bağdaştırılması amaçlanmaktadır. Böylece şiir, yaratılan değişik tasarımlarla birlikte okuyana / dinleyene bir duygu ve düşünce zenginliği yaşatmakta ve güçlü bir anlatıma erişmektedir.
İkinci Yeni üzerine yapılan tartışmalarda sürekli olarak ön plâna çıkan “anlamsız şiir” kavramının sebeplerinden biri de (bir diğeri sözdizimi deformasyonudur), alışılmamış bağdaştırmaların yol açtığı mantık dışı söyleyişlerdir. Bu akımın önde gelen temsilcilerinin yeni tasarımların sunulmasında alışılmamış bağdaştırmalardan ne şekilde yararlandıklarını gösteren birkaç örnek verelim:
“Sizi görmüyor muyum dikkat! trenlere çikolata yediriyorum”
“En akıllı tarafımdır balıkla deniz tutmak”
“Çocuğu çocukluyor bir düdüğün kırmızısı ”
“Güneş bir pazartesi olarak mı duruyor burnunuzda”
“Bu kaç kapılı konyak”
(Edip Cansever)
“Ay sessiz sedasız bir çingenedir”
“Adam yıldızlara basa basa yürüdü”
“Dengesini uzun bıyıklarına borçlu yürürken”
“Başladı Afrikası uzun bir gece”
“Güvercin kuşkusu cırlak güneş”
(Cemal Süreya)
“Denizin pencereleri sürgülüydü”
“Atımı istedim evin göğü gerindi”
“Yalnızlığın dükkânlarında hasır koltuklarda oturduk”
“Bu denizler ne güzel böyle değil mi f”
“Birf’diniz Önasyalarda o şey evlerde”
 (Ece Ayhan)

3. Sözcükle İlgili Sapmalar

Şiir dilinde şairler tarafından yeni türetilen sözcüklerin kullanılması, sözcüksel sapmaların en belirgin örneklerini verir. Olağan dilbilgisi ve sözcükbilgisi dışında sözcüklerin şairler tarafından yeni biçimlerde oluşturulması bu tür sapmalara örnektir. Kök ve ekler, yeni kök ve eklerle birleştirilerek olağan dilde olmayan yepyeni sözcükler oluşturmada kullanılır (Özünlü, 1997: 136).
...
Düzyazıda iletilmek istenen mesaj önemli olduğundan, kelimelerin anlam (gösterilen) yanı öne çıkmakta, gösteren yanı göz ardı edilmektedir. Şiir dilinde ise, çoğunlukla öne çıkan kelimelerin kendisidir. “Kelimelerle kurulan” yeni şiirde, amaç “hikâye etmek” değil; kelimeler arasında “şiirsel yük” kurmaktır. Bu şiirde anlam, şiir kurulduktan sonra rasgele ortaya çıkmaktadır. Cümleden değil de, kelimeden hareketle kurulan şiir dili, İkinci Yenicilerin “kelime oyunculuğu”yla ya da “anlamsızlığa saplanmak”la suçlanmalarının temel sebeplerinden birisini oluşturmuştur.
İkinci Yeni şairleri2, Pazar Postası’nın başlattığı “İkinci Yeni İçin Ozanlar Ne Diyor? ” konulu soruşturmaya verdikleri cevapta yeni şiirde kelimenin daha özel bir konuma gelmesini, edebî türler içinde anlatımı daha yoğun bir tür olan şiirde kelimeye yüklenen rolün diğer türlere nispeten daha ağırlık kazanmasına bağlamaktadırlar. Ancak, kelimenin cümle dışında, anlama etkimeyen, anlamı kurmayan bir varlık olarak da düşünülemeyeceğini belirtmişlerdir.
...
İkinci Yeni şiirindeki kelime deformasyonlarından örnekler: “Düzlüğü Azize Sofya
“bir bach konsertosunun dudakları gibi çilek korkunç hû” “kellesi alınmak üzere Mermer Denizi’nden çağrılmış ” “Dirim kısa ölüm uzundur cehennette herhal abiler” “Kendini doğuruyordu bir cinaedi. Dimdoğru.”“Topağacından aparthanlarda odası bulunamaz”
“Ve bir melankolya çiçeği, saksıda”
“Boğazlar üzerine bir ankabakışı Çamlıca’dan”
(Ece Ayhan)
“Üvercinka”
“Gözleri göz değil gözistan
“Geceler yukarda telcek-bulutcak’ “Ilım günleri gelirdi taraçalar Uzatırdı mevsimölçerlerini
(Cemal Süreya)

4. Yazımla İlgili Sapmalar

Şiirin geleneksel özelliğinin dışına çıkılarak dize başının küçük harfle yazılması, özel isimlerin baş harfinin küçük yazılması, dize içinde cins bir ismin baş harfinin büyük yazılması gibi yazım kurallarını ilgilendiren sapmalardır.

Cumhuriyet dönemi şiirimiz, “iç yapı”, “dış yapı” ayrılığına son vererek “öz-biçim” kaynaşmasını getirmiştir. Özellikle Garip’ten sonraki dönemde, şairler geleneğin önlerine koyduğu nazım şekillerinden uzaklaşarak öze en uygun biçimi oluşturma arayışı içine girmişlerdir. Bu arayışlar sonucunda “kalıp”, yerini “biçim”e bırakmıştır.
...
.
İkinci Yeni şairleri, kelime ile söz arasındaki geleneksel dengeyi bozmaya çalışmışlardır. Kelimeleri, alışılmamış sözdizimi düzenlemeleri içinde kullanarak onlara yeni anlamlar yüklemişler ve böylece sözün çağrışım dünyasını genişletmeyi hedeflemişlerdir. Şiirdeki biçim arayışlarını, dış-biçimden iç-biçim arayışına yöneltmişler ve kelime ile söz arasındaki alışılagelmiş dengenin, kelime lehine bozulmasını tercih etmişlerdir.

Yrd. Doç. Dr. Hulusi Geçgel, İkinci Yeni Şiirinde sapmalar
________________________
KAYNAKÇA
AKSAN, Doğan (1993), Şiir Dili ve Türk Şiir Dili, İstanbul, Be-Ta Basım Yayım.
-------(1998), Her Yönüyle Dil (Ana Çizgileriyle Dilbilim), Cilt: 3, Ankara, TDK
Yayınları, 2. Baskı.
-------(2003), Her Yönüyle Dil (Ana Çizgileriyle Dilbilim), Cilt: 3, Ankara, TDK
Yayınları, 2. Baskı.
BEZİRCİ, Asım (1996), İkinci Yeni Olayı, İstanbul, Evrensel Basım Yayın, 4. Baskı.
Cemal Süreya (1997), “Güvercin Curnatası” Cemal Süreya ile Konuşmalar, Haz. Nursel Duruel, İstanbul, Yapı Kredi Yayınları.
DOĞAN, Mehmet H. (2001), “Türk Şiirinde İkinci Yeni Dönemeci”, Hece, Sayı 53-54-55, Mayıs-Haziran-Temmuz: 93-101.
Ece Ayhan (1993), Şiirin Bir Altın Çağı, İstanbul, Yapı Kredi Yayınları.
ERDOST, Muzaffer İ. (1997), İkinci Yeni Yazıları, Ankara, Onur Yayınları.
GÜNSON, Eser (2001), Edebiyattan Yana, İstanbul, Yapı Kredi Yayınları.
KARAKOÇ, Sezai (1997), Edebiyat Yazıları II, İstanbul, Diriliş Yayınları, 2. Baskı.
ÖZÜNLÜ, Ünsal (1997), Edebiyatta Dil Kullanımları, Ankara, Doruk Yayımcılık.
1Bkz. Erdost (1997: 62).
2Tevfik Akdağ, Edip Cansever, Ece Ayhan, Yılmaz Gruda 27 Ocak 1957 tarihli PP; Turgut Uyar 3 Şubat 1957 tarihli  PP.http://turkoloji.cu.edu.tr/html/hg_ikinci_yeni_siiri_sapmalar.htm

*

Yazım Sapmaları

Türkçenin özellikle 20. yüzyılın ikinci çeyreğinde sağlam bir yazım sistemine ulaştığını söylemek mümkündür. Hala tartışılan, belirsiz noktalar bulunsa da, genel anlamda “yazım”ımızın belli bir katîliğe sahip olduğunu söyleyebiliriz. şairlerin, bu tür genel kabul görmüş kuralları çiğnemeleri ise şiirimizde görülen yazım sapmalarını oluşturmaktadır.
Nurullah Çetin, şiirlerde görülen yazım sapmalarını “özel isimleri küçük harfle başlatmak, küçük harfle başlaması gereken kelimeleri büyük harfle başlatmak, bazı kelimeleri, bazı mısraları tamamen büyük harfle başlatmak, kelimenin bölünerek hecelerinden ayrı ayrı mısralar oluşturulması, yabancı kelimeleri yanlış yazmak, mısralar arasında uzun bir boşluk bırakmak, bazı kelimelerin koyu yazılması, harfleri ayırma, deyimlerdeki sayıların rakamla gösterilmesi” şeklinde tasnif eder (2004: 168-170).
Aşağıda görüleceği gibi, Cemal Süreya şiirinde burada sayılan yazım sapmalarının önemli bir bölümüne rastlanır. Ayrıca şair, bazı kelimeleri birleşik yazarak da yeni yazım sapmalarını örneklemektedir. Örneğin aşağıda da alıntıladığımız “sarmaşdolaş” kelimesinin birleşik yazılması, kelimenin anlamıyla bütünleşen başarılı bir yazım sapması örneğidir. Şunu da söylemeliyiz ki, Zeliha Güneş’in de belirttiği gibi, Süreya sapmalara başvururken aşırı gitmez, ölçünün kaçırılmasından rahatsız olur (2007: 155). Bu durum yazım sapmaları için de geçerlidir.

Şiirlerdeki yazım sapmalarına örnekler:

Elma da elma ha allahlık (Üvercinka, s. 22)9,

Büyük bir gökyüzü git allahım git(Üvercinka, s. 32)

Saçlarını tarasa baştan başa rumeli (Üvercinka, s. 43),

Ve limanı fenikeleştiren(Göçebe, s. 47),

Şu karangu şu acayip şu asyalı aşkın (Göçebe, s. 49),

Mucizesever müslümanlar(Göçebe, s. 72),

Bacaklarının daraçısında (Beni Öp Sonra Doğur Beni, s. 91),

Bunun için etoburdur petrol (Beni Öp Sonra Doğur Beni, s. 117), a

ğıtı önce söylenen/ sen nereye uçuyorsun(Beni Öp Sonra Doğur Beni, s. 136),

Ama yalnız ikimizin sözcükleri/ Sarmaşdolaş (Uçurumda Açan, s. 169)

Yağmurkuşugillerden biri (Uçurumda Açan, s. 172)

İşte do, sonra sırasıyla

 re
 mi
 fa
 sol
 la
Sonunda da şapkası si (Uçurumda Açan, s. 175),

Ey ışık ayı gönlübol eylül (Güz Bitigi, s.304

Abdullah Harmancı, Cemal Süreyya Şiirinde Dil Sapmaları
http://turkishstudies.net/Makaleler/1872039218_51Harmanc%C4%B1%20Abdullah%20ede.-909-918.pdf
*

Sapmalar (déviation linguistique)

... Kuşkusuz her bir dilsel sapma başka söz sanatları, sözcük oyunları veya şiirsel figürler içinde yer almaktadırlar. (ör: almak’çin: aphérèse) Bu yüzden bu başlık altında topladıklarımız başka yerde başka bir başlık altında karşımıza çıkabilirler. Bunu yapmamızın nedeni, şairin kullandığı dilsel sapmaları bir arada vererek nasıl bir kullanım içinde verdiğini ve bunun ne tür sonuçlar verdiğini göstermektir. Dilsel sapma, sözcük veya sözcük öbeği içinde yapılan eksilti, artırım, ekleme, uzaktan veya tire işaretiyle ekleme veya çıkarma durumlarıdır.

“küçük yaz, uçuk çocuk!”                       (uçuk çocuk, 143)
Uçuk yaz, küçük çocuk formundan antonimik (karşıt anlamlı) bir sapmadır.

“kuş uzuyor dizelerde”                            (yaz! sevgilim!, 144)
“kış uzuyor” formunun semantik sapmasıdır.

“yürürken kekiktin boydanboya”                        (yaz! sevgilim!, 144)
“keklik gibi yürümek” imajından türetilmiş semantik sapmadır.

“anılar oğul verirken”                              (büyü’sün, yaz!, 145)
“analar oğul verir” söyleminden elde edilmiş semantik sapmadır.

“sevdalar kimdedir, kandedir”                (deprem, 157)
Bu ise, “kandadır” sözcüğünün ortografik sapmasıdır.

“sustunuz en son ölümdenberi”               (uzak gözler, 169)
“ölümden beri” formunun ortografik sapmasıdır.

“ve ordan çekip almak’çin beni”             (yazdan ev, 177)
“almak için” formunun ortografik sapmasıdır.

“şiir şiirin kurdudur”                                (lehte, 215)
Bu kullanım ise, “insan insan kurdudur” (homo homini lupus, T. Hobbes)  özdeyişinin leksikal bir sapmasıdır.

“dağ bozumu günleri henüz gelmemiştir”               (nereus kızları, 217)
Bu da “bağ bozumu” deyiminden elde edilmiş leksikal bir sapmadır.
...


Aferez (Aphérèse, ön eksilti)

Aferez sözcüğün başındaki bir sesin atılmasıyla yeni bir sözcük elde etme sanatıdır. Bir ad olan “feyyaz”dan “f”nin atılarak “ey yaz” formunun elde edilmesi yeni bir sözcüğü doğurmuş aşağıda.(şaşmak-aşmak, kaş-aş, uyutmak-yutmak.. gb.)

“feyyaz, ey yaz! feyyaz, ey yaz! fey-“          (feyyaz, 139)

“çölde, vaha sağır, belki ağır gittimdi”          (çöl ve çarmıh, 290)

“uzun yaz mektubunu yaz da gel
  diye tükettiğim kâğıt, kalem az…” (harfler ve o’nun, 417)

“nun’da mıdır, un’da mıdır ve n’dir?”          (harfler ve o’nun, 417)

“tersine çevirir dedi bakhtin…
  (…)
  gibi tende; ve söyleriz: tin’le yetin!”           (harfler ve tin, 419)

“bir gemi leşi ki, nerde, geçmişsiz
  geçmişiz altüst edeni, deprem”                   (harfler ve tin, 419)

Aşağıdaki sözcüklerde geçen “at” hecesini şairin italik yazması bu kullanımı öncelediğini gösterir.
“iyi geldiği bilinir; göğü kanat
  (…)
  pegasos ya da iki harfli ‘at’…
  ve her harf kendinde bir tat!
  o aşktır ve o yasemin renkli saat!
  (…)
  karanfil ve atları yazarken o hattat”               (harfler ve atlar, 420)

“ne bir yemin, ne bir bağıt…
  âh, tek harfle yazıldı o ağıt…”             (harfler ve kalem ve kağıt, 424)

“harfler ve kendi” parçasında Hilmi Yavuz ilginç bir sözcük oyununa başvurmuş. Dizelerin sonunda geçen “dikendi”, “erkendi”, “tükendi”, “ikendi” sözcüklerini ima ederek,
“t yok, ü yok, d yok ve i yok;
  bir başına kaldı ‘kendi’…”             (harfler ve kendi, 425)
diyerek yukarıda saydığımız sözcüklerin önekleriyle yaptığı oyuna işaret eder. Yani, “tükendi”yi “dikendi”ye dönüştürürken, “t yok, ü yok” diyerek “tü”yü kaldırıp bunu nasıl elde ettiğini anlatır. Aynı yol diğer sözcükler için de geçerlidir.
“yaz’dan az’a doğru ‘y’a,”            (tâ, sîn, mîm (bir), 433)



Apokop (Apocope, Son eksilti)

Bir sözcüğün sonundaki bir veya birden çok hecenin düşmesiyle sözcüğün değişime uğraması halidir. “tenha” şiirindeki,

“aşklar! Onları yazan yaşasın
                                   sarışı
 n atlas kağıtlarda yaz
 ne güz okunur ağaçlar güya”                        (tenha, 163)

Dizelerde geçen "sarışı-n" yapısı apokopa güzel bir örnek oluştururken çok anlamlı (polysémique) bir okumayla ikili bir anlam da karşımıza çıkmaktadır. “sarışı” olarak okunduğunda sarmak fiilinin çekimi, sonraki dizedeki “n” sesiyle beraber okunduğunda ise “sarışın” sözcüğünü verir. Bunun dışında, bağımsız olarak eksiltmeli “n” sesi sonraki dizeyle bütünlüklü okunduğunda ise, “n(e)-ne” gibi görsel-işitsel bir işlevi de yerine getirir ve olumsuzlama öğesi olarak hem biçimsel, hem de anlamsal görev yüklenir.
“bir gülün biraz daha gül”                   (ölüm ve Zaman, 207)

“kimseler anmasın anma gününde…”                       (çölde ölüm, 301)

“sonra olbir bahara…nerde kalmıştık? –bahâ”(çöl, yollar, hırka, 313)

“söylesene, söyle kaç yıl… ve niye”  (akşam ve Nurusiyah, 339)

“çulunu ser çöle; yüzün’ bana dön!
  ko gitsin gülünü, sözün’ yele ver!”    (akşam ve hiçbir şey, 346)

“yüzünü” yerine “yüzün”, “koy” “ko” ve “sözünü” yerine “sözün” formları apokopa birer örnektir.
“yüksün! yük oldun ve yoktu yükün;”            (akşam ve yolculuk, 347)
Dizesinde “yük” sözcüğü üzerine kurulmuş çoklu bir anlam alanı da söz konusudur. “yüksün” yüksünmek fiili, “sen yüksün” anlamında “yük olmak” fiilini çağrıştırıyor. Dizenin ikinci parçacığı ele alındığında ise, “başkasına yük oldun ama yükün yoktu, başkasını kendine yük etmedin” gibi bir takım çağrışımları verir. Ayrıca, “yük”ten “yükün”e geçerken sözcük aldığı “ün” ekiyle beraber epiteze de örnek oluyor.
“bir oluştan Bir-Oluş’a gül akar;”      (yolculuk ve mevsimler, 362)
Farklı okuma süreçleriyle zengin bir anlam alanı yaratan bu dizelerde geçen “bir oluştan Bir-Oluş’a” yapısı olma, meydana gelme; bir yaratılıştan Tanrı’nın Bir’liğine ulaşma; bir oluşumdan birlik olmaya, bir olmaya gibi çeşitli anlam katmanlarını çağrıştırabilir.
“şiirimi güllere dağıt, dağ bayır…”     (harfler ve kalem ve kağıt, 424)

“gölgeleri durur, duru
  göllerde, dur, sen hölderlin,”                        (harfler ve hölderlin, 426)



Abdulhalim Aydın, Hilmi Yavuz’un Şiirlerinde Söz Sanatları, Sözcük Oyunları ve Şiirsel Figürler (Yanaçlar)
*
“... Sözcük Oyunları, Sözbilimsel Biçimler...”

I. Bozuk Kullanım (Malapropism) ve
Yerine Doğru Yerleştirilmeyen Sözcükler (Misplaced words)

Bozuk kullanım, uygun olmayan sözcüklerin ses olarak benzeyen diğer sözcüklerin yerine kullanılmasıdır.

Örnek "şakır şakır yağan yağmur" tamlaması yerine "şakırt yağmur" tamlamasında yer alan ve "şakır" sözcüğüne ses olarak benzeyen "şakırt"sözcüğünün kullanılması olağandışı dil kullanımı olarak karşımıza çıkmakta ve espriyi oluşturmaktadır.

II. Sözcük Düzleminde Yapılan Oynamalar

a. Sözcük Sınırlarıyla Oynama

Sözcük sınırlarının bertaraf edilmesiyle bir sözcükten birden fazla sözcüğün türetilmesi yoluyla ortaya çıkan sözcük oyunudur.
Örnek  "oteller" sözcüğü, "o teller" zamir tamlamasını oluşturacak şekilde ikiye ayrılmıştır. Aynı sesleri içeren bu sözcük ve zamir tamlamasının aynı tümce içinde kullanılması gülmeceyi yaratanın olağandışı dil kullanım özelliği olarak okuyucunun karşısına çıkmakta ve tamlamanın devamında kitabın başka boyutları da vurgulamak üzere yazıldığını belirtmek adına "teller" sözcüğü bir kez daha yinelenmektedir.

b. Sözcük Biçimiyle Oynama - Sözbilimsel Biçimler

Bir sözcüğün bir bölümü ile başka bir sözcüğün bir parçasının alınarak birleştirilmesi (blending) (Yule 1996:66) ya da o dilin türetme yolları kullanılarak yeni sözcükler  türetilmesidir. Çeşitleri ise aşağıdaki gibidir:

1. Ön türeme (prothesis), bir sözcüğün başına bir hece (ya da ses) eklenmesidir.
Örnek  çölortasında insanın yaşaması için yaratılmış ve fanus şeklindeki adı Biosfer olan yeri gezen Şensoy, burada kaldığı odasını herhangi bir odadan ayırmak ve ortamın farklılığını bir kez daha vurgulamak adına "oda" sözcüğünün başında, Türkçe'de batı kaynaklı "biyoloji (biology), biyosfer (biosphere)" gibi sözcüklerde yer alan "bio-" kısmını kaynak dilde kullanıldığı şekliyle kullanmıştır. Okuyucuya farklı gelen bu kullanım espriyi
doğurmaktadır .

3. Son türeme (proparalepsis), bir sözcüğün sonuna bir hece eklenmesidir. Son
türerne olarak belirtilen hece, gülmece unsuru taşıyan, sözel ya da yazılı metinlerde ek
olarak ortaya çıkabildiği gibi başka bir sözcüğün son kısmının alınarak bir sözcüğe
eklenmesi (blending) yoluyla da olabilmektedir.
Örnek  "bir konudagereksiz yere ısraretmek" anlammdakullanılan "tutturmak"
sözcüğü "aksırmak - aksınk" sözcüğündeki gibi sıfat ve isim yapma eklerinden biri olan {-
Eklekiyle (Banguoğlu 1986:230) "tutturmak - tutturuk" şekline, daha sonra isimden isim
türetme eklerinden olan {-lIkIeki (Banguoğlu 1986:193-196) eklenerek "tutturukluk"
şeklinde isme dönüştürülmüştür. Sözcük sonuna getirilen eklerle ölçünlü dilde
kullanılmayan, türetilmiş sözcük yoluyla espri yaratılmak istenmiştir.

4.İç hece düşmesi (syncope), bir sözcüğün orta hecesinin çıkanlmasıdır.

Örnek ölçünlü dilde "kağıdına" şeklinde kullanılan sözcükteki orta hece düşürülüp birinci hecedeki ünlünün uzatılmasıyla elde edilen ve aslında sözlü dilde de kullanımına sıkça rastlanan "kaadına" sözcüğü gülmecenin hedeflediği öğelerden biri olan alay ya da sözcüğü sesletim kurallanna göre söyleme gayretinde olmayanları yerme adına gülmece ustası tarafından özellikle kullanılmıştır.

III. Tümce Düzleminde Yapılan Oynama

ı. Aşırı bağlaç kullanımı (polysyndeton), bir ya da birçok bağlacın birbirleriyle
bağıntılı tümceler arasında aşın sıklıkla kullanılmasıdır.
Örnek  "gel dikiz ki" şeklindeki bağlacın ölçünlü dilde "gel gör ki" şeklindeki kalıba benzetilerek yapıldığı gözlenmektedir. Bu benzetme yapılırken "gör-" fiilinin yerine daha çok argo kullanım olan "dikizle-" sözcüğü seçilmiş, ancak bu sözcüğün emir kipi olan "dikizle" yerine sonhece düşmesi (apocope) yapılarak "dikiz" sözcüğü elde edilmiştir.

2. Ön yineleme (anaphora), birbirini izleyen tümcelerin başında aynı sözcüğün ya da sözcük öbeklerinin kullanılmasıdır.
Örnek  tümcelerin öznesi durumundaki "polis kolejinde ikinci dilolarak frenkçeyi seçmiş romantik polis hanım", devamındaki tümcelerin öznesi olarakta sıkça tekrar edilmiştir. Bu tür sık kullanırnın nedenleri gülmeceyi yaratan kişi açısından değişik olabilir. Kimbilir belkide bunun nedenikendisini etkileyen özneyle ilgili özelliklerin hepsini birden her seferinde yinelemektir.

3. Ard yineleme (epistrophe), birbirini izleyen tümcelerin sonunda aynı sözcüğü ya da sözcük öbeklerinin kullanılmasıdır.
Örnek 2S'de "ilginç" sözcüğü iki kere olumlu anlamda tekrarlanmış, üçüncüsünde ise olumsuzluk anlamı katan "değil" sözcüğüyle birlikte yinelenmiştir. Ardyineleme sonucu tekrarlanan sözcük gülmece unsuru taşıyan metin içinde ayn bir motif olarak yerini almıştır.
Örnek 28: Giysiler ilginç, Alfred larry zaten ilginç, fakat onların yorumu Ugillç değil

4. Çok ekli yineleme (polyptoton), aynı kökten türemiş bulunan sözcüklerin
yinelenmesidir. Şensoy için Teksas'ı, Biosfer'i, Meksika'yı ziyaret etmek anlamındaörnek
29'da kullandığı "gör-" eyleminin beraberindeinsanakazandırdıklananlamında,yine "gör-
"sözcüğünden türetilen "görgü" sözcüğünün kullanımı, her görülen şeyin görgü denilen
kavrama katkıda bulunup bulunmadığına gönderme yapmaktan öte birşey değildir. Her
gördüğümüz yer görgümüzü artmyorsa ne iyi!


Firdevs KARAHAN
Sözel Gülmecede Sözcük Oyunları. Sözbilimsel Biçimler
http://www.edebiyatdergisi.hacettepe.edu.tr/index.php/EFD/article/view/86/55








Hiç yorum yok:

Yorum Gönder