13 Ağustos 2015 Perşembe

Yansıma (Onomatopoeia)

Edebî Sanatlar 


Yansılama anlamı İng. onomatopoeia Osm. lafz-ı taklîdî, savt-ı taklîdî Alm. Onomatopöie, Lautbild, Schallnachahmung Fr. onomatopée
Doğadaki insan dışı canlı ve cansız varlıkların çıkardığı ses ve gürültüleri taklit yolu ile yansıtan sözler: gür gür, çat pat, pat pat, küt küt, hır hır, gürül gürül, hav hav, civ civ, ciyak ciyak, mışıl mışıl, zırıl zırıl, parılda-, patırda-, hırılda- vb.
BSTS / Gramer Terimleri Sözlüğü
http://www.sozce.com/nedir/334840-yansilama
*

Yansıma (Onomatopoeia)

Yansıma veya yansıma ses, doğadaki seslerin bir nesne, olay veya durum ile bağdaştırılmasına denir. Sesleri tasvir etmeye yarayarak bir söz sanatı olarak düzyazı, karikatür ve şiirlerde kullanılabilir. Küçük çocukların ifadelerinde ve karikatürlerde sıkça rastlanılır. Yansıma sözcükleri tek başına anlam taşımaz.
Kalıplaşmış yansıma sözcükler olduğu gibi (ai, bum, çat, güm, hav, miyav, pat, v.s.) yazar tarafından söz konusu durumu belirtmek için yeni sözcükler de oluşturulabilir.
Gösterge olarak tasvir edilenle tasvir eden arasındaki ses benzerliği ilişkisinden ötürü ikon grubuna girer.

Türkçeden örnekler “dere şırıl şırıl akıyordu”, “köpek hav dedi”, “kavakların hışırtısı kulakların pasını siliyordu” ve “top "pat" diye patladı” cümlelerindeki taklitçi kelimelerdir. Bu kelimelerden başka kelimeler de türetilir: havlama, miyavlamak gibi.
Kaynakça
Best, Otto F. (1984) (Almanca). Handbuch literarischer Fachbegriffe. Frankfurt am Main: Fischer Handbücher.
*
(Türkçede e yansıma ile türetilmiş pek çok kelime mevcuttur:
Türkçe'deki Yansıma Sözcük Örnekleri

Cangıl cungul, cazur cuzur, cazırtı, cazırdama, cazırdamak, cızır cızır, cızırtı, cızırdama, cızırdamak, çangıl çungul, çangır çungur, çıtır çıtır, domdom, efil efil, fıkır fıkır, fıkırtı, fıkırdama, fıkırdamak, fıkırdanmak, fıs fıs, fısıltı, fısıldama, fısıldamak, fısır fısır, fiskos, fokur fokur, fokurdamak, gıdak, gıdaklama, gıdaklamak, gır gır, gurul gurul, gurultu, guruldama, guruldamak, gür gür, gürleme, gürlemek, gürül gürül, gürültü, gürüldeme, gürüldemek, güm güm, gümleme, gümlemek, gümletmek, hav hav, havlama, havlamak, havlayış, hır hır, hırlama, hırlamak, hırlayış, hırıl hırıl, hırıltı, hırıldama, hırıldamak, hırıldanmak, hışır hışır, hışırtı, hışırdama, hışırdamak, homur homur, homurtu, homurdanmak, hor hor, horlama, horlamak, horul horul, horultu, horuldamak, hey, hay, harıl harıl, haşır huşur, hışır hışır, hüngür hüngür, ıslık, inlemek, katır kutur, küt küt, kütlemek, kütletmek, kütür kütür, kütürtü, kütürdeme, kütürdemek, löp löp, Lapır Lupur, meleme, meleyiş, mırıl mırıl, mırıltı, mırıldanmak, miyav miyav, miyavlama, miyavlayış, of, oh, öf, pat pat, patlama, patlamak, patır patır, patırtı, patırdama, patırdamak, pöf, pört pört, pörtleme, pörtlemek, pörtletmek, püfür püfür, rap rap, şakır şukur, şakırtı, şakırdama, şakırdamak, şapır şupur, şapırtı, şapırdama, şapırdamak, şıpır şıpır- şıpırtı, şıpırdama, şıpırdamak, şırıl şırıl, şırıltı, şırıldama, şırıldamak, takır tukur, takırtı, takırdama, takırdamak tık tuk, üf, üfleme, üflemek, üfür üfür, üfürüm, üfürmek, vız vız, vızıltı, vızıldama, vızıldamak, vızır vızır, zırlamak, zart zurt, zırt pırt. tr.wiktionary.org/wiki/VikiDağarcık:Türkçe'de_yansıma_ile_türetilmiş_sözcükler)
http://gizliilimler.tr.gg/Kur%E2n-h-da-Yans%26%23305%3Bma--k1-Onomatopoeia-k2--Sanat%26%23305%3B.htm
*
Yansımalar doğada var olan seslerdir.
Yansıma sözcükler bir şeyin çıkardığı sese benzetilerek oluşturulmuş sözcüklerdir:
Gıcırtı
Horultu
Şırıltı
Gürültü
Tıkırtı
şıkır şıkır
tik tak
vızıl vızıl
çatır çutur
çıtır çıtır
Yansımalar ses-anlam ilişkisi olan sözcüklerdir.
Pınardan su şırıl şırıl akar; bu ses suyun akışı sırasında çıkar; buna suyun şırıltısı denir.
Bebekler mışıl mışıl, ağzı açık uyuyan büyükler horul horul uyur, horlar.

http://edebiyatogretmeni.gen.tr/103-yansima-sozcuk.html
*
Taklit Kelimeler ve Divânü Lûgati't-Türk

Taklit kelimeler insanın, doğadaki sesleri algılayabildiği ölçüde taklit ederek yeni benzer sesler oluşturması olarak adlandırılabilir. Yazı dilinde kalıplaşmış ve taklit kelime oldukları unutulmuş olanların dışında, bu kelimelerden daha çok tabiatın çeşitli canlılıklarını, güzelliklerini, hareketliliklerini anlatmakta yararlanılır. Halk ağzında ise, bu tür sözler böyle bir ayrım gözetilmeden geniş bir biçimde ve her durumda kullanılır.
Ses taklitlerinin tabiattan gelen özellikler, deyimlerde, atasözlerinde ve tekerlemelerde kuvvetli, canlı anlatımlara dönüşür (Koca, 2008).
Taklit kelimeleri oluşumlarına göre doğal taklit ve betimleyici taklit kelimeler olarak sınıflandırabilir;
1.Doğal Taklitler
1.1. İnsan Sesleriyle Oluşan Taklitler
1.2.Hayvan Sesleriyle Oluşan Taklitler
1.3.Nesnelerden Çıkan Seslerle Oluşan Taklitler
1.4.Doğa Olayları Sonucu Ortaya Çıkan Taklitler
2.Betimleme Taklitler
...
Divânü Lûgati't-Türk’te Taklit Kelimeler
Zekerya BATUR1 & Tuğba Nur BEYRET
http://oaji.net/articles/2014/505-1405450020.pdf



Test


1.      Aşağıdaki dizelerin hangisinde yansımadan türemiş bir sözcük vardır?

A)- Getirdiği kutudaki kitapları tek tek inceledi.
B)- Annesi çocuklara, “Eve gelin!” diye seslendi,
C)- Rüzgarın uğultusu gittikçe artıyordu sanki.
D)- Aniden çıkan araba onu neredeyse ezecekti.
E)- Evin önündeki alanı dün süpürmüştüm.

Cevap anahtarı: 1.C,





Ek okuma


ONAMATOPE

Onamatope, tabiattaki seslerin harfler halinde aksetmesi, âdetâ kelimeleşmesidir. Kur'ân-ı Kerîm'de bu sanata oldukça fazla yer verilmiştir. Zira mânâ ve maksad ifade edilirken hâfızların ses tonları, iç musikîye refakât etmektedir. Kur'ân, lâfza, ifade ve manâ ile beraber derin bir ses, yüce bir musikî vermiştir. Bu yönüyle Kur'ân kelimeleri, daha münâsibi bulunamayacak şekilde seçilmiştir.

İşte Kur'ân'daki bu ses ve mânâ âhengine birkaç misal:

a- "Anası onu zayıflık üstüne zayıflık çekerek (karnında) taşımıştır."(Lokman, 31/14). Âyetteki “vehn” kelimesinin tonu, hamile bir kadının iniltisini hatırlatmaktadır.

b- "Şeytanın adımlarına tâbi olmayınız"(Bakara, 2/168). Burada “tettebiu” ve “Hutuvat” kelimeleri özel bir hareket düşündürmektedir. Şeytan adım adım hareket ediyor, insanlar da onun peşinden gidiyorlar. Ayrıca “Hutuvat - adımlar" kelimesi, insan zihnine attığı, hayale hissettirdiği şekil ve gölge yanında, adımların sesini kulağa hissettirmektedir.

c- İnançsızlığın verdiği sıkıntıyı zorla yukarıya çıkıp bunalmak mânâsını ifade eden “Yessaadü fissemai” (Enam, 6/125) kelimeleriyle anlatan Kur'ân "Yessaadü - yukarıya çıkıyor" kelimesindeki şeddeli ayn harfi ile havasız kalan insanın refleks bir hareketle ağız açısını da karakteristik özelliği ile beraber hissettirmiştir.

d- Kur'ân'da, taşların çatlayıp içlerinden suların akışı "Yeşşakkaku - şak şak parçalanır" (Bakara, 2/74) ifadesiyle şakırtı nağmesi içinde duyulur. Fısıltı ve şakırtısı ile hâdise gözümüzün önüne getirilir.

Kur'ân'ın bu özelliği kelimelerde görüldüğü gibi sûrelerde de görülür. Meselâ, şeytanın fısıltı ve vesvesesinden Allah'a sığınmayı ifade eden Nâs Sûresi, içinde bolca tekrarlanan "S" sesiyle fısıltı ve vesvese atmosferini zihinlerde canlandırmaktadır.

Yine ölümden sonra dirilmeyi inkâr edenlere karşı cidal ve tehdit temasının hakim olduğu "Kâf' sûresinde, diğer yerlerde rastlandığından çok daha fazla kalkale harfleri bulunur. İki sahife gibi az bir yerde fazlasıyla bulunan bu tarrakalı harfler, mânâlarıyla olduğu gibi sesleriyle de münkirleri sustururlar.
Yusuf BAYRAM – Sabri ÇAP, KURANDA EDEBÎ SANATLAR
http://www.yeniumit.com.tr/konular/detay/kuranda-edebi-sanatlar
*

Kurân'da Yansıma (Onomatopoeia) Sanatı

Hazırlayan: Akhenaton

"Yansıma" (Onomatopeia), doğadaki seslerin insanlar tarafından taklit edilmesine [1], bir hadiseyi ses unsurunu kullanarak zihinde kullanarak zihinde tablolaştırma sanatına verilen addır.[2] Başka bir deyişle; anlatılan şeyin, kelimelerdeki ses unsurunu kullanarak zihinde canlandırılması demektir.[3] Bu terim, Osmanlı Türkçesinde "lafz-ı taklîdî", "savt-ı taklîdî"; giderek "taklidi kelimeler" biçiminde kullanılmıştır.

Grekçe olan bu terim, Latinceye oradan da Batı dillerine geçmiştir. Grekçe "onoma" ve "poein" kelimelerinden bu bileşik kelimede "onoma" ad veya kelime, "poein" ad verme ya da ad kurma diye çevrilebilir. Bunun dışında İngilizcede bu alanla ilgili olarak "echo words", "reduplicative words", "imitative words" ve "sound symbolism" terimlerini bulmaktayız. Bu terimler, küçük ses değişmeleriyle öteki Batı dillerinde de kullanılmaktadır. Bunlara Almancada kullanılan "Lautbild", "Lautmaerei" terimlerini de ekleyebiliriz.

Onomatope terimini Marouzaeau, "Bir şeyin çıkardığı sese benzeyen, o sesi andıran seslerle yapılan kelime" diye tanımlar.[4][5]

Onomatope (yansıma) kelimeler, canlı ve cansız varlıklardan çıkan seslere benzetilerek çıkarılan seslerdir. Mee, möö vb. Doğrusu ineğin mölemesi koyunun melemesi ve tabancanın tars (tabancanın ateş almasıyla çıkan ses yansıması) etmesi, yansıtılarak söylenen (ee, möö) kelimenin tam kendisi değildir. Bunlar, taklit edilip çıkarılan yalnızca tespit edilmiş birer benzer seslerdir.[6]

Meselâ, Alfred Lord Tennyson, "The Princess" isimli şiirinde M sesini tekrar ederek okura bir arı sesinin vızıltısını duyurur: [7]

«So waste not thou; but come; for all the vales
Await thee; azure pillars of the hearth
Arise to thee; the children call, and I
Thy shepherd pipe, and sweet is every sound,
Sweeter thy voice, but every sound is sweet;
Myriads of rivulets hurrying thro' the lawn,
The moan of doves in immemorial elms,
And murmuring of innumerable bees.» [8]

Bu vızıltıları şiirin çevirisinde de duymak, çok zordur.[7]

Bir "Onomatopoeia" örneği de Lee Emmett'in "RUNNING WATER" şiirinden:

«water plops into pond
splish-splash downhill
warbling magpies in tree
trilling, melodic thrill

whoosh, passing breeze
flags flutter and flap
frog croaks, bird whistles
babbling bubbles from tap» [9]

Türkçede de yansıma ile türetilmiş pek çok kelime mevcuttur. Örneğin: gürültü, hırıltı, şırıltı, vızıltı, bıngıldak, güm güm, vızıldamak vb.[10]

Kurân-ı Kerîm'de "yansıma" sanatını birçok âyette görmek mümkündür. Şimdi bu örneklere kısaca göz atalım: [7]

(بسم الله الرحمن الرحيم)

فَأَلْقَاهَا فَإِذَا هِيَ حَيَّةٌ تَسْعَى
Feelgâhē feizē hayyetün tes'â.
«Mûsâ da onu attı. Bir de ne görsün o, hızla akan bir yılan olmuş!» (Tâhâ Sûresi, 20) [11]

Yukarıda, Hz. Mûsâ'nın asasının yılan hâline gelme mûcizesiyle alakâlı olan âyette, "Hayyetün tes'â" ifâdesinde, "tes'a" (تَسْعَى) yerine "tecrî", "tağdu"  gibi ifâdeler de kullanılabilirdi. Fakat bu kelimeler yerine "tes'â"nın seçilmesi, enteresandır. Çünkü yılanın bir yayın kıvrılıp büküldükten sonra ileri fırlayışı gibi TISLAYARAK ilerleyişini (hareketin karakteristik yönleri ile) gözümüz önüne sermektedir.[12][2] (Sin, cezimli yâmi sâkin olduğu için "tesâ" diye açık + açık hece (her ne kadar ârûz vezninde uzatan - ince â harfi, kapalı harf olsa da) değil; "tes â"; yani kapalı hece + açık hece olarak ve imâlesiz okunur. Yansıma ses, TESSS'tir ve bize bir yılan TISLAMASINI verir. Akhenaton notu.)

قَالَ هِيَ عَصَايَ أَتَوَكَّأُ عَلَيْهَا وَأَهُشُّ بِهَا عَلَى غَنَمِي وَلِيَ فِيهَا مَآرِبُ أُخْرَى
Gâle hiye asâye etevekkeü aleyhē ve ehüşşü bihē alē ğanemî ve liye fîhē meâribu u[k]hrâ.
«Mûsâ dedi ki: “O, benim değneğimdir. Ona dayanırım, onunla koyunlarıma yaprak silkelerim. Onunla başka işlerimi de görürüm”.» (Tâhâ Sûresi, 18) [11]

Üstteki âyette de gördüğümüz gibi, Mûsâ Aleyhisselâm, "Elindeki nedir yâ Mûsâ" sorusuna; "O, benim değneğimdir. Ona dayanırım, onunla koyunlarıma yaprak silkelerim." diye cevap vermiştir. Silkme mânâsına Kurân'da seçilen fiil, "eheşşü"dür ki, yaprak hışırtılarını ve silkme manasını NAĞMESİYLE vermektedir.[12][2]

وَوَصَّيْنَا الْإِنسَانَ بِوَالِدَيْهِ حَمَلَتْهُ أُمُّهُ وَهْناً عَلَى وَهْنٍ وَفِصَالُهُ فِي عَامَيْنِ أَنِ اشْكُرْ لِي وَلِوَالِدَيْكَ إِلَيَّ الْمَصِيرُ
Vevessaynel insēne bi vēlideyhi hamelethu ümmühû vehnen alē vehniv-ve fisâluhû fî âmeyni enişkurlî velivâlideyke ileyyel masîr.


 «İnsana da, anne babasına iyi davranmasını emrettik. Annesi onu her gün biraz daha güçsüz düşerek karnında taşımıştır. Onun sütten kesilmesi de iki yıl içinde olur. (İşte onun için) insana şöyle emrettik: “Bana ve anne babana şükret. Dönüş banadır”.» (Lokmân Sûresi, 14) [13]
Üstteki âyetin bir kısmının Arapça okunuşu şöyle: "Hamelethu ümmühû vehnen alē vehn". Eğer bu âyeti Mısırlı meşhur hâfız Mustafa İsmail gibi bir üstâddan diniyorsanız, hâmile bir kadının iniltisini çok rahat duyabilirsiniz.[7]

يَاأَيُّهَا النَّاسُ كُلُوا مِمَّا فِي الْأَرْضِ حَلَالًا طَيِّبًا وَلَا تَتَّبِعُوا خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ إِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُبِينٌ
Yē eyyühennēsü külû mimmē fil ardi halēlen tayyibev-ve lē tettebiû [k]hutuvētiş-şeytân. İnnehû leküm aduvvum-mübîn.
«Ey insanlar! Yeryüzündeki şeylerin helal ve temiz olanlarından yiyin! Şeytanın izinden yürümeyin. Çünkü o sizin için apaçık bir düşmandır.» (Bakara Sûresi, 168) [14]

Üstteki âyette geçen, "ve lē tettebiû [k]hutuvētiş-şeytân" ifâdesi, "Şeytân'ın adımlarına tâbi olmayın, onun izinden yürümeyin." anlamına gelmektedir. Buradaki "hutuvât" kelimesi, özel bir hareket düşündürmektedir. Şeytân, adım adım hareket ediyor. İnsanların, babalarını cennetten çıkaran Şeytân'ın peşinden gitmeleri, garip görünüyor. Ayrıca "hutuvât" kelimesinin insan zihnine attığı, hayâle hissettirdiği şekil ve gölge yanında, telaffuzundaki nağme de işitme duygusunda kendine düşeni yapmakta, adımların sesini kulağa hissettirmektedir.[15][7] Yine "[k]hutuvētiş-şeytân" diziminde yan yana gelen iki "Ş" harfi ise, kalbe sinsice yaklaşıp vesvese veren, fısıldayan (Şişşşşş...) Şeytân'ı ses hâfızamızda daha da canlandırarak betimlemeye canlılık katmaktadır.(Akhenaton notu.)

حُنَفَاء لِلَّهِ غَيْرَ مُشْرِكِينَ بِهِ وَمَن يُشْرِكْ بِاللَّهِ فَكَأَنَّمَا خَرَّ مِنَ السَّمَاء فَتَخْطَفُهُ الطَّيْرُ أَوْ تَهْوِي بِهِ الرِّيحُ فِي مَكَانٍ سَحِيقٍ
Hunefēi lillēhi ğayra müşrikîne bih(î). Ve mey-yüşrik billēhi fekeennemē [k]harra mines-semēi feta[k]htafuhut-tayru ev tehvî bihîr-rîhu fî mekēnin sehîg.
«Allah'a yönelen, ona ortak koşmayan kimseler (olun). Kim Allah'a ortak koşarsa, sanki gökten düşmüş de kendisini kuşlar kapışıyor veya rüzgar onu uzak bir yere sürüklüyor gibidir.» (Hac Sûresi, 31) [16]

Ayet, Allah'a şirk koşanın kökü ve dalları olamayacağını, bekâ ve istikrârının kalmayacağını açıklamak istiyor. Bu mânâ için de çabuk adımlı, şiddetli harekete sahip bir resim seçiyor. "Kim Allah'a eş koşarsa; o, yüksekten düşüp de kendisini kuş kapmış ya da rüzgâr(ın) kendisini uzak bir yere atmış (olduğu şey) gibidir."

Bir anda cereyân eden bir olay... Kimsenin bilmeyeceği bir zamanda gökten düşüyor ve yeryüzünde bir ân bile kalmıyor. Derhal onu kuş kapıyor ya da rüzgâr onu savurup uzak bir yere atıyor. Kimsenin bilemeyeceği bir yere... Kastedilen de budur. Burada çizilen resimde, fırçanın çizgileri, çok süratli... Bu mûcizeli fırça, bir darbe oraya bir darbe buraya vuruyor, sonra da tabloyu topluyor. Sanki hiç açmamış gibi... Artık hayâl, tabloyu görmek istiyor, arıyor; ama bulamıyor. Yani, bak işte gökten düştü; işte bir kuş kaptı ve işte rüzgâr, onu kaldırıp uzak bir yere attı. Bak, sahne kapandı. İçindekiler, kayboldu. Bu sürat, hiç kimse Allah'a şirk koşanın bir kökü, bir varlığı, bir karârı, bir KALIŞI var zannetmesin diyedir. Ne kadar kuvveti, mansıbı, evlâdı olursa olsun; bütün bunlar, BİR ANDA MEÇHULDEN GELMİŞTİR VE YİNE BİR ANDA DA MEÇHULE GİDİVERİRLER!

"[K]harra" kelimesi, yüksekten düşmeyi ifâde eder. Kapmak mânâsında olan "feta[k]htafühû" kelimesinin birinci "hı"sı, boğazdan hırlayarak çıkmaktadır. Kelimenin telaffûzu, kaptıkları şeyi parçalayıp yiyen kartalların çıkardıkları gürültüyü ses olarak hissettirmektedir. "Tehvî" kelimesi ise yukarıdan aşağıya düşerken nefesin kesiliş hâlini içimizde bilfiil hissedişin karakteristik telaffuzunu vermektedir.[17]

وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَأَ الَّذِي ءَاتَيْنَاهُ ءَايَاتِنَا فَانْسَلَخَ مِنْهَا فَأَتْبَعَهُ الشَّيْطَانُ فَكَانَ مِنَ الْغَاوِينَ

«Kendisine âyetlerimizi verdiğimiz halde onlardan sıyrılıp da şeytanın kendisini peşine taktığı, bu yüzden de azgınlardan olan kimsenin haberini onlara anlat.» (Araf Sûresi 175) [18]

Yukarıdaki âyetin Arapça okunuşundaki "Fensele[k]ha = sıyrılıp gitti" kelimesi, soyunup sıyrılma mânâsının gölge ve nağme olarak haşin, hareketli bir resmini çizer.[19]

يَوْمَئِذٍ يَتَّبِعُونَ الدَّاعِيَ لَا عِوَجَ لَهُ وَخَشَعَت الْأَصْوَاتُ لِلرَّحْمَنِ فَلَا تَسْمَعُ إِلَّا هَمْساً

«O gün kendisinden yan çizmek mümkün olmayan davetçiye (İsrâfil’e) uyarlar. Sesler, Rahmân’ın azametinden dolayı kısılmıştır. Artık sadece fısıltı işitebilirsin.» (Tâhâ Sûresi, 108) [20]

İşte bir şükût ve sessizlik sahnesi... "Ve [k]haşeatil esvâtü lir-Rahmēni felē tesmeu illē hemsē". "Rahmân'ın heybetinden sesler kısılmıştı. Artık hışıltıdan başka bir şey işitemezsin."

Mahşerde Allah'ın huzurunda, artık korkunç sükût ve yaygın sükûn, her tarafı kaplıyor. "S" harfinin tekrarı, aliterasyon güzelliği yanında seslerin kısılması hâdisesini çok güzel hissettiriyor. Ayrıca burada Cenâb-ı Hakk'ın Kahhâr ve Cebbâr ismi zikredilmiş. Yani Allah'ın Rahmâniyetine rağmen; durum, o kadar ciddî ve dehşetli ki, derhal sesler kesilip bir hışıltı hüküm sürüyor. Bütün sahneye korku, sükûn ve huşû hâkim. Söz, hışıltı; soru, gizli; huşû, derin; yüzler, boyun eğmiş. Cenâb-ı Hakk'ın celâl ve heybeti, ağızları kapamış. Muazzam bir ciddiyet ve dehşet, ortalığı kaplamış.[21]

Türkçe'deki Yansıma Sözcük Örnekleri

Cangıl cungul, cazur cuzur, cazırtı, cazırdama, cazırdamak, cızır cızır, cızırtı, cızırdama, cızırdamak, çangıl çungul, çangır çungur, çıtır çıtır, domdom, efil efil, fıkır fıkır, fıkırtı, fıkırdama, fıkırdamak, fıkırdanmak, fıs fıs, fısıltı, fısıldama, fısıldamak, fısır fısır, fiskos, fokur fokur, fokurdamak, gıdak, gıdaklama, gıdaklamak, gır gır, gurul gurul, gurultu, guruldama, guruldamak, gür gür, gürleme, gürlemek, gürül gürül, gürültü, gürüldeme, gürüldemek, güm güm, gümleme, gümlemek, gümletmek, hav hav, havlama, havlamak, havlayış, hır hır, hırlama, hırlamak, hırlayış, hırıl hırıl, hırıltı, hırıldama, hırıldamak, hırıldanmak, hışır hışır, hışırtı, hışırdama, hışırdamak, homur homur, homurtu, homurdanmak, hor hor, horlama, horlamak, horul horul, horultu, horuldamak, hey, hay, harıl harıl, haşır huşur, hışır hışır, hüngür hüngür, ıslık, inlemek, katır kutur, küt küt, kütlemek, kütletmek, kütür kütür, kütürtü, kütürdeme, kütürdemek, löp löp, Lapır Lupur, meleme, meleyiş, mırıl mırıl, mırıltı, mırıldanmak, miyav miyav, miyavlama, miyavlayış, of, oh, öf, pat pat, patlama, patlamak, patır patır, patırtı, patırdama, patırdamak, pöf, pört pört, pörtleme, pörtlemek, pörtletmek, püfür püfür, rap rap, şakır şukur, şakırtı, şakırdama, şakırdamak, şapır şupur, şapırtı, şapırdama, şapırdamak, şıpır şıpır- şıpırtı, şıpırdama, şıpırdamak, şırıl şırıl, şırıltı, şırıldama, şırıldamak, takır tukur, takırtı, takırdama, takırdamak tık tuk, üf, üfleme, üflemek, üfür üfür, üfürüm, üfürmek, vız vız, vızıltı, vızıldama, vızıldamak, vızır vızır, zırlamak, zart zurt, zırt pırt.[22]

Kaynaklar

[1] www.edebiyatogretmeni.net/sozcukte_anlam.htm
[2] Yusuf Alan, "Lisan ve İnsan", T.Ö.V. Yayınevi, İzmir 1994, ISBN 975-7744-32-8, s.86-87.
[3] Geoffrey Leech & Mick Short, "Style in Fiction: A Linguistic Introduction to English Fictional Prose", Longman, London 1981.
[4] Prof. Dr. Hamza Zülfikar, "Türkçede Ses Yansımalı Kelimeler", Türk Dil Kurumu, Ankara 1995.
[5] www.poetikhars.com/madde/onomatopoeia
[6] yordam.manas.kg/ekitap/pdf/Manasdergi/sbd/sbd3/sbd-3-23.pdf
[7] Yusuf Alan, a.g.e., s.141-142.
[8] "The Norton Antology of English Literatıre", vol.2, Newyork 1969.
[9] www.voicesnet.org/displayonepoem.aspx?poemid=135606
[10] tr.wiktionary.org/wiki/yansıma
[11] www.diyanet.gov.tr/KURAN/meal.asp?page_id=312
[12] Safvet Senih, "Kurân'da Edebî Veche", Nil Yayınları, İzmir 1989, s.91.
[13] www.diyanet.gov.tr/KURAN/meal.asp?page_id=411#
[14] www.diyanet.gov.tr/Kuran/meal.asp?page_id=24
[15] Safvet Senih, a.g.e., s.70-71.
[16] www.diyanet.gov.tr/KURAN/meal.asp?page_id=335
[17] Safvet Senih, a.g.e., s.65-66.
[18] www.diyanet.gov.tr/KURAN/meal.asp?page_id=172
[19] Safvet Senih, a.g.e., s.71.
[20] www.diyanet.gov.tr/KURAN/meal.asp?page_id=318
[21] Safvet Senih, a.g.e., s.71-72.
[22] tr.wiktionary.org/wiki/VikiDağarcık:Türkçe'de_yansıma_ile_türetilmiş_sözcükler


http://gizliilimler.tr.gg/Kur%E2n-h-da-Yans%26%23305%3Bma--k1-Onomatopoeia-k2--Sanat%26%23305%3B.htm
*

Yansıma
Yansıma, tabiattaki seslerin harfler halinde aksetmesi, sesin kelime kalıbı­
na dökülmesidir.(1)

Kur'an-ı Kerim'de bu sanata oldukça fazla yer ayrılmıştır.

Kur' an, lafza, ifade ve ma na ile beraber derin bir ses, yüce bir musiki vermiştir.
Bu yönüyle Kur'an kelimeleri, daha iyisi bulunamayacak şekilde seçilmiştir (2)

Kur'an'daki bu ses ve mana ahengine örnek verecek olursak;
"Anasi onu zayiflik üstüne zayiflik çekerek (karnmda) taşımıştır”. (3) ayetindeki
uvehn" kelimesinin tonu, hamile bir kadının iniltisini hatırlatmaktadır.
"Şeytanm adimianna tabi o/maym1z'' (4) Burada utettebiu" ve uhutuvat" kelimeleri
özel bir hareket düşündürmektedir. Şeytan adım adım hareket ediyor,
insanlar da onun peşinden gidiyorlar. Ayrıca uhutuvat- adımlar" kelimesi, insan
zihnine att@ ve hayalen hissettirdiği şekil ve gölge yanında, adımların sesini
kulağa aksettirmektedir. (5)
inançsızlığın verdiği sıkıntıyı "zorla yukarıya çıkıp bunalmak" manasını ifade
eden "yessaadü fissemai" (6) kelimeleriyle anlatan Kur'an "yessaadü -yukarıya
çıkıyor" kelimesindeki şeddeli ayn harfi ile havasız kalan insanın refleks bir hareketle
ağız açışını da karakteristik özelliği ile beraber hatırlatmaktadır.(7)
Kur'an'da, taşların çatiayıp içlerinden suların akışı "yeşşakkaku - şak şak ·
parçalamr"(8) ifadesiyle şakırtı nağmesi içinde duyulur. Fısıltı ve şakırtısı ile hadise
gözümüzün önüne getirilir.
Kur'an'ın bu özelliği kelimelerde görüldüğü gibi sürelerde de görülür: Mesela,
şeytanın fısıltı ve vesvesesinden Allah'a sığınınayı ifade eden Nas Süresi,
içinde bolca tekrarlanan "S" sesiyle fısıltı ve vesvese atmosferini zihinlerde canlandırmaktadır.

Yine ölümden sonra dirilmeyi inkar edenlere karşı cidal ve tehdit temasının
hakim olduğu "Kaf' süresinde, diğer yerlerde rastlandığından çok daha fazla
kalkale harfleri bulunur. iki sahife gibi az bir yerde fazlasıyla bulunan bu harfler,
manalarıyla olduğu gibi sesleriyle de m ün kirleri sustururlar(9)
Yrd.Doç.Dr. Mustafa YILDIRIM
http://ktp.isam.org.tr/pdfdrg/D02535/2010_VIII_16/2010_VIII_16_YILDIRIMM.pdf
------------------------
1. Cem Dilçin, a.g.e., s.35.
2. Yusuf Bayram, "Kur'an'da Edebi Sanatlar·, Yeni Ümit, S.31, istanbul1996, s.12.
3. Lokman, 31/14.
4. Bakara, 2/168.
5. SafvetSenih, Kur'an'da EdebiVeche,lşık Yayınları, istanbul2010, s.137-138.
6. Enam, 6/125.
7. SafvetSenih, a.g.e., s. 90.
8. Baka ra, 2/7 4.

9. Suat Yıldırım, Kur'an-ı Kerim ve Kur'an ilimlerine Giriş, istanbul 1989, s. 132.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder