Aşağıdaki
metni -ana temasını bozmadan, kişileri atlamadan- daha edebi, daha sanatlı ve
daha güzel olarak yazarsanız memnun oluruz:
Sabahattin Gencal
ÜSKÜDAR HÂLÂ GÜZEL
ÜSKÜDAR
HÂLÂ SERİN
Üsküdar hâlâ güzel Üsküdar hâlâ serin/ dün akşam
ailece Üsküdar’a indik/ çaylarımızı içerken tatlılarımızı yedik/ bu ara hep
seni andık/ sonra sahil boyu yaptık/
Bir ara daldım Boğaziçi’nin karanlık sularına/ derken
masmavi ve güneşli bir gök altında yolcu vapurundaydık/ Avrupa yakasına
geçiyorduk/ birden, aramızda olan dört yaşındaki oğlumuz Fuat “martılar güzel
kuşlar” diye şarkı tutturmasın mı/ nasılda sevinmiş nasıl da mutlanmıştık/
Biliyor musun bugün 59 yaşına giren Fuat, sen öldün
öleli şarkı söyleyemiyor/ uçan kuşlar ve martılar da her nedense küpeştelerden
kendilerine simit bile atılamayınca neşeli neşeli uçamıyor/ ama Üsküdar hâlâ
güzel Üsküdar hâlâ serin/ inşallah daima açık kalacak amel defterin.
Sabahattin Gencal, 09.12.2024
ÜSKÜDAR HÂLÂ
GÜZEL, ÜSKÜDAR HÂLÂ SERİN...
Dün akşam, ailecek Üsküdar’a indik. Serin akşam rüzgarında sahilin nefesi
yüzlerimizi okşarken çaylarımızı yudumladık, tatlılarımızı yedik. Her lokmada,
her yudumda seni andık; sesin, yüzün, hâlin bir an olsun zihnimizden silinmedi.
Sonra sahil boyunca yürüdük; anılarımızla, hayallerimizle, seninle…
Bir ara, gözlerim Boğaziçi’nin karanlık ve derin
sularına daldı. Düşüncelerim dalgalarla boğuşurken birden, masmavi ve güneşli
bir gökyüzü altında buldum kendimi.
Bir yolcu vapurundaydık; Avrupa yakasına
geçiyorduk. O sırada, aramızda bulunan dört yaşındaki oğlumuz Fuat’ın incecik
sesi duyuldu: “Martılar güzel kuşlar,” diye neşeli bir şarkıya başlamıştı. Öyle
mutlu, öyle coşkuluydu ki… Biz de onun neşesiyle dolduk, yüzümüzde kocaman bir
tebessüm belirdi.
Torunumuz Fatmanur’la damadımızın, sahilde dalgın
bir ânımı yakalayıp fotoğrafımı çektiklerini fark ettiğimde düşüncelerimden
sıyrıldım. Karşımda oğlumuz Fuat’la gelinimiz oturuyordu; yanlarında da
Ahmet’imiz. Hayatın, senin yokluğunda bile nasıl büyük bir devinim içinde
olduğunu görmek garip bir his.
Bugün, 59 yaşına basan Fuat’ı düşündüm. Senin
ardından, onun bir daha şarkı söyleyemediğini hatırlıyorum. Uçan kuşlar ve
martılar da sanki eskisi gibi neşeli değiller; küpeştelerden simit atılmasa da
eskiden yine umutla süzülürlerdi gökyüzünde. Ama yine de Üsküdar hâlâ güzel,
Üsküdar hâlâ serin.
İnanıyorum ki, senin amel defterin hep açık
kalacak. Senin hayırla anılan ismin, bizim dualarımızda ve yüreğimizde yaşamaya
devam edecek.
Bir kişiyi tanıtırken, genellikle doğum yeri ve tarihini yazarız.
Annesini babasını, ailesini; çoluk çocuğunu yazarız. Okuduğu okulları
sıralarız. Zevklerinden görüşlerinden söz ederiz. Niçin acaba? Sırf
alışkanlıktan mı? Yoksa bir kişiyi yaşadığı dönem, yaşadığı coğrafya ve
tarih etkiler de ondan mı? İnsanı ne etkilemez ki?
Hepimizin tanıdığı, ya da tanıdığımızı sandığımız Fuat
Gencal’dan söz edeceğiz. Bu söz ediş hepten farklı olacak. Farklı kişiler
farklı anlatılmalı değil mi?
Karadeniz sahillerinde Ordu’nun Perşembesinde; bir ortaokul
öğretmeninin yuvasında ilk adımlarını atan Fuat’ın doğum yeri Samsun.
Perşembe diğer adı ile Vona limanı kadar derin, sakin, yakamozlu bir yerde
doğacakken, ebesinin ikazı ile zorunlu olarak Samsun Doğum Evinde 1965 Aralık'ında
dünyaya geldi.
Samsun’dan doğan güneş, Vona’da yakamozlara neden olan güneşle aynı değil
mi? Vona Karadeniz’de bir Akdeniz beldesidir. Fındık da yetişir, limon da, Elma
da portakal da. Karadeniz dalgaları Vona da sakinleşir. Akla kara Vona’da yeşillenir.
Yeşil kurbağaların öttüğü dere kenarındaki evlerinin balkonunda bisikletini
süren, tahtadan yapılan oyuncak köpeği ile oynayan; bazen annesinin kucağında,
bazen babasının sırtında olan herkesin sevdiği Fuat henüz iki buçuk
yaşındayken, babasının tayini dolayısıyla Samsun’a gelir.
Fuat’ın artık bir anneannesi de vardır, dayısı yengesi de. Dayı
çocuklarıyla, komşu çocuklarla da oynamak ne güzel.
Dayısının öğrencisi olmak için henüz altı yaşında okula giden Fuat ikinci
sınıftayken arkadaşlarından ayrılmanın derin acısını yaşar. Babası mecburi
hizmet dolayısıyla Van’ın Muradiye’sindeki ortaokula tayin olmuştur.
Van’a doğru ağlayarak ağlatarak yolculuğu başlar
Fuat’ın. Bu yolculuk ve Vanda’ki ilk günler dizi filimlere konu olabilir.
Fuat’ın içine işleyen bu günleri, babası Sabahattin Gencal Ah
Muradiye başlıklı küçük öyküsünde anlatır. Fuat’ın ağzından yazılan bu
küçük öykü İzmit’te bir yerel gazetenin açtığı öykü yarışmasında birinci
seçilir. Fuat’ı anlatmak bile birincilik getirir.
Akdenizle Karadeniz’in birleştiği Vona’dan Türkiye’nin en planlı
kentlerinden biri olan Samsun’dan duygular yüklenerek Van’ın doğal
doğasına göç eden Fuat’ın göçleri bir müddet daha devam etmiştir. İlkokul
beşinci sınıfı birkaç ay Bursa’daki babaannesinin yanında okuduktan sonra
babasının yeni tayin yeri Kocaeli Bahçecik ilkokulunda okudu.
Bahçecik’ten Marmara Denizi’ni ve Körfez’i seyretmek ne güzel. Vona’da
oyuncak hayvanları seven Fuat Bahçecik’te kümes hayvanları yetiştirmeye
başladı. Büyük leğenlerde yüzdürdüğü ördekleri de vardı. Kümes hayvanlarıyla
meşgul olurken fidanlarını da büyütmeyi ihmal etmeyen Fuat
kendisine duyulan sevgiyi de büyüttü. O kadar ki az çok tanınmış
bir öğretmen olan babası artık Fuat’ın babası olarak tanınır oldu.
İzmit Lisesi’nden mezun olan Fuat Üniversite sınavını kazanamamıştır.
Küçük kardeşinin Ereğli Anadolu Lisesi’ni kazanması dolayısıyla bu kez de
annesiyle birlikte Karadeniz Ereğlisi’ne gider. Bu arada pazarcılık denemesi de
olur. ( Karadeniz Ereğli ile ilgili bir kaç anıyı babası kardeşinin ağzından
yazar: Uğur Böceği)
Bir yıl sonra da Anadolu Üniversitesi Bilecik Meslek Yüksek Okulu.
İlk tercihi Ziraattı, ikini tercihler veterinerlikti. Üçüncü tercihi seramiği
yazmamış olsaydı yine kazanamayacaktı. Seramiği kazandı; ama doğa sevgisi,
hayvan sevgisini kaybetmedi. En büyüğü de insan sevgisi.
Sevdi Fuat, sevildi Fuat. Çok başarılı geçirdiği staj
döneminde birçok fabrikadan teklif almasına rağmen İstanbul’da tekstil mağazası
olan bir akrabasının ricasını kırmayarak (Manisa ve İstanbul Kalender
Orduevinde geçen askerlik döneminden sonra ) mağazada işe başladı.
Emekli oluncaya dek bu işte çalıştı.
1993’da mutlu bir yuva kuran Fuat bir müddet
Ümraniye’de babasının evinin yanında tuttuğu evde yaşadı. İkizleri olunca yine
ev değiştirdi Fuat.
Doğaya âşık olan güzellikler yaratan, paylaşan Fuat Beykoz
Çavuşbaşı’na taşındı. Bir müddet kirâda kaldı. Sonra Allah yardım etti
bahçeli müstakil bir ev aldı.
Büyük baş hayvanları da var, kümes hayvanları da. Köpeği de var
kedileri de. Yurdun çeşitli yerlerinden getirttiği fidanlarını büyüttü.
İkizlerini de büyüttü.
Fuat emeklilik döneminde sadece bahçeyle uğraşmıyor bir taraftan da
yemek tarifleri konusunda kendisini geliştirmeye devam ediyor.
Ortaokul döneminde annesinin mutfağına giren Fuat, babaannesinden ve
tanınmış büyüklerden şifalı yemekler konusunda dersler aldı.
Bu arada şunu da belirtmekte yarar var. Kalender orduevinde mutfakta,
kantinde çalıştıktan sonra Cumhurbaşkanı ve devler erkânının kaldığı bölümün
şefliğine getirildi.
Hevesi vardı lokanta açmaya; ama babasının öğretmen maaşıyla ne
açılabilirdi. Gerçi istese babası evini satar açardı. Bunu biliyordu. Çünkü
okuldan mezun olduğu zaman babası isterse bir seramik atölyesi açabileceğini
söylemişti Ama kolay değildi bu. O zaman bir fırın 25.000 TL. idi. Babası
sadece bunu görüyordu. Ama fırının içine konulan seramikler küçücük bir hata
yüzünden defoya ayrıldığı zamanki bir hata 4000 liraya mal olacaktı. Bu riski
göze alamazdı.
Bir hata nasıl seramikleri kırarsa hayatta da bir kelimeyle tüm
sevilenler kırılabilir. Onun için kelimelerini hep ölçülü kullandı Fuat.
Lokantası olmadı, atölyesi olmadı; ama sevenleri oldu.
Şifalı Yemek Tarifleri adlı kitabını da bastıramadı; ama moralini hiç
bozmadı. Moral kaynağı, sevgi kaynağı Fuat’ın gönül çeşmesinde Vona’dan,
Samsun’dan, Muradiye’den, Bursa’dan, .Bahçecik’ten, Karadeniz Ereğli’den,
Bilecik’ten, Manisa’dan, İstanbul’dan…güzel yurdumuzdan demeli en iyisi.
Evet, Fuat’ın gönül çeşmesinde Türk İslâm kültür beşiği Anadolu'dan akan
sular vardır. Hac farizasını eda etmek için gittiği Kutsal topraklardan da
izler vardır gönül çeşmesinde. İnanıyoruz ki bu çeşmeyi açanlar kana kana
içebileceklerdir.
Yine İnanıyoruz ki Fuat Gencal Türk öykücülüğüne, Türk romancılığına yeni
bir tarz getirecektir.
Sabahattin Gencal, 8 Temmuz 2012
****
Fotoğraflarla Fuat Gencal
Farklı Adamın
Farklı Fotoğrafları
Kamera her şeyi
göremez. Fotoğraflara da kendi gözümüzle bakmalıyız.
FG'in
her biri için şiir yazılabilecek,
öyküsü
içinde fotoğrafları
FG dayday ediyor, ilk adımlarını atıyor.
1966 Ordu-Perşembe'de
(FG ağırlığını hep korudu)
FG 3 yaşında 1968, Samsun, (Fuat, çok küçük yaşta kaybettiği kız kardeşi Sabahat'ı seviyor.)
FG 1973, Samsun,
(FG , dayısının çocukları ve komşu çocuklarından henüz ayrılmamışken)