26 Temmuz 2015 Pazar

Telmih



Edebî Sanatlar 


Anlama Dayalı Söz Sanatı
Telmih (Anımsatma)

Telmih, bir edebi sanat türüdür. Hatırlatma sanatı olarak da geçer. Halk edebiyatında sıklıkla kullanılmakla birlikte daha çok divan edebiyatı şair ve yazarları tarafından tercih edilmiştir. Günümüzde de kullanılmaktadır.

Bilinen bir hadise, kişi, nükte, fıkra, atasözünü dolaylı biçimde anlatma sanatıdır. Telmihin başarılı olması için okuyucunun dolaylı anlatıma konu olan düşünceyi kolayca anlayabilmesi gerekir. Divan edebiyatında özellikle dini hikayeler, din büyükleri ile kahramanları, Kur’anı Kerim ayetleri ve mesnevi kahramanları telmih konusu olmuştur.

Telmihin bir başka tanımı:
Herkes tarafından bilinen geçmişteki ünlü bir kişiye, bir olaya onu anımsatmaya, işaret etmeye telmih denir.
Bu sanat çağrışıma dayanmaktadır. Anımsatılan nesne ya da kavram uzun uzadıya açıklanmayıp bir iki sözcükle dile getirilir.
Genellikle örneklendirme ve temsil amacına yöneliktir. Bu sanatlarta, işaret edilen olay ile anlatılan duygu arasında gizli bir benzetme vardır.
Telmihin gerçek malzemesi şiir dışı bilgilerdir.
İdeal bir telmih sanatı, ne fazla kapalı ne fazla açık olmalıdır.

Telmih Sanatına Örnekler:

Gönlünü Şirin’in aşkı sarınca
Yol almış hayatın ufuklarınca
O hızla dağları Ferhat yarınca
Başlamış akmaya çoban çeşmesi
Yukardaki şiirde bir aşk öyküsü olan “Ferhat ile Şirin” anımsatılmaktadır.

Su ıssız, gölgesizyolun sonunda
Gördüğün bu tümsek, Anodulu’nda
istiklâl uğrunda, namus yolunda
Can veren Mehmet’in yattığı yerdir.
Bu şiirde İstiklal Savaşı ( Kurtuluş Savaşı ) anımsatılmaktadır.

Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi
Bedr’in aslanları ancak bu kadar şanlı idi
(Mehmet Akif Ersoy)
Şair, Çanakkale şehitleri için yazdığı bu dizelerde, düşmanla çarpışan Mehmetçikleri Bedir Savaşı ‘ındaki Peygamber askerlerine benzetiyor ve bir olayı anlatırken geçmişteki bir olaydan yararlanıyor.

Telmih söz arasında, bilinen bir olaya, tarihten veya mitolojiden bir kahramana, bir atasözüne işaret edip onu hatırlatma sanatıdır.

« Leyla gelin oldu, Mecnun mezarda
Bir susuz yolcu yok, şimdi dağlarda. »
Birinci dizede geçen "Leyla" ve "Mecnun" herkesin bildiği "Leyla ile Mecnun" hikâyesinin kahramanlarıdır.

« Seyretti hava üzre denir taht-ı Süleyman
O saltanatın yeller eser şimdi yerinde. »

Birinci dizede geçen "taht-ı Süleyman", Süleyman Peygamber'in havada uçtuğuna inanılan tahtıdır.

Gökyüzünde İsâ ile,
Tur dağında Musâ ile,
Elindeki asâ ile,
Çağırayım Mevlam seni.
Yunus Emre

(Birinci dizede “Hz. İsa’nın göğe çıktığı inancı”na, ikinci dizede “Hz. Musa’nın Tur-ı Sinâ dağında Tanrı ile konuşması” olayına ve üçüncü dizede de yine “Hz. Musa’nın yere atınca yılan olan asasıyla gösterdiği mucizelere” telmih vardır).

Ey dost senin yoluna,
Canım vereyim Mevlâ,
Aşkını komayayım,
Od’o gireyim Mevlâ.

Son dizedeki “ateş” anlamına gelen “od” sözcüğü, Hz. İbrahim’in ateşe atılmasına ve ateşin gül bahçesine dönmesine telmih vardır.
***
Telmih Nedir?

Diba Bahadıroğlu
Telmih Türkçe sözlükte “Anlatılmak istenen şeyi söz arasında imalı olarak belli etme, açıkça söylememe” anlamına gelir. Edebiyat terimi olarak ise bir edebi sanattır. Cem Dilçin ve Yavuz Bayram “benzetmeye dayalı anlam sanatı olarak” gruplandırmıştır.

Telmih, kısaca “andırma” olarak da tanımlanır. Bir metinde, şiirde veya söz arasında tarihi bir olaya, tarihi bir kişiliğe gönderme yapılır. Bu gönderme herhangi bir olay olabilir; aşk hikayesi, atasözü, canlı - cansız varlık, tarihi değeri olan bir eşya da olabilir. Bu anımsatmayaTelmih sanatı denir.

Telmih sanatında amaç, hatırlatılmak istenen olayı, kişiyi, durumu ya da nesneyi uzun uzun anlatmak yerine bir iki sözcük ile onu çağrıştırmaktır. Şiiri ya da metini okuyan kişi çağrışım yapılan sözcüğü bulmalı ve telmihi yakalamalıdır; yoksa şiir ya da metin oldukça çiğ kalır.

Telmih, şiirde tabaka oluşturur

Telmih sanatı, şiirde alt metin oluşturur. Şair, bazen anlatmak istediği şeyi telmih yaptığı öge arasına gizler. Telmih ögesini araladıkça başka anlamlar çıkar ortaya. Bu da çok katmanlı bir şiir oluşturur okuyucuya.

Telmih ögesi, şiirde gerçek anlamıyla verilip alt metinde daha farklı anlamlara yol açabilir. Fuzûlî’nin “Su Kasidesi” bu duruma çok iyi bir misaldir ki örnekler kısmında bu kasidenin bir beyitini inceleyeceğiz.

Telmih sanatının kullanılma amacı…

Telmih sanatının şiirde kullanılma amacı şiire alt katman vermektedir. “Çağrışıma dayanan bu sanatta” [ İskender Pala]  hatırlatılmak istenen şey uzun uzun açıklanmaz, bu bakımdan aslında az sözle çok şey anlatılır. Divan şiirinde amaç tüm anlamı beyite sığdırmak olduğu için telmih sanatı çok fazla kullanılır. Yani ilk kullanılma amacı az sözle çok şey anlatmak, ikinci kullanım amacı beyite anlam derinliği kazandırmaktır.

Telmih sanatı genelde “temsil ve örneklendirme amacına yöneliktir.” [ İskender Pala]. Sonuçta telmih aslında şairin anlattıklarını tarihten örneklendirmedir.

Telmih sanatını kullanan şairler, bazen de okuyucuya öğüt verir ya da anlattıklarının doğruluğunu kanıtlamak amacıyla kendisiyle aynı duruma düşmüş tarihi bir kişiliği okuyucuya örnek olarak sunar. Bir nevi onama ihtiyacını tarihteki hikayelerden karşılar.

Telmih yapılacak hikaye nasıl seçilir?

Tarih oldukça geniş bir alandır. Telmih unsuru olarak kullanılacak tarihi olaylar, bu koca tarih deryasından öylesine seçilmiş değildir. İlk şart, o olayın, çoğunluk tarafından bilinmesidir. Sonuçta bu sanat, tarihi öğretmez, tarihi hatırlatır.  Yani telmih yapılacak tarihi olaylar ünlü olmalıdır.

Telmih yapılacak tarihi olay mutlaka şiir ile anlam ve benzerlik ilişkisi içinde olmalıdır.Beyitle alakasız bir telmih, kusur sayılır.

“Telmihin asıl malzemesi şiir dışı bilgilerdir.” [ İskender Pala]. Aslında şiirde verilen telmih de bilgidir. Bu bakımdan bu bilgi malzemesini dikkatli kullanmak lazım gelir. Telmih, şiirde, ne fazla göz önünde ne  de fazla kapalı olmalıdır. Yani okuyucunun gayret limitini zorlamadan telmih kendini belli etmelidir.

Telmih, yakın tarihten seçilen konular üzerine de kurulur. Örneğin Osmanlı döneminde bir önceki saltanatın padişahının zaferleri, kahramanlıkları, aşkları övülebilir. Edebiyatımızda bu durum genelde Kanuni Sultan Süleyman üzerine yapılır.  Sultan Süleyman övülürken Hürrem Sultan’a aşkı da telmih konusu olabilir.

Telmihler hangi konuları ele alır ?

Telmihin konuları çok çeşitlidir. Telmih yapılan hikayeleri aşağıdaki başlıkta inceleceğiz ama genelde telmih konuları şu şekildedir:
  • Aşk ( Aşk hikayeleri ile )
  • Aşkın verdiği acılar
  • Aşktan kaynaklı delilik
  • İlahi aşk
  • Devlet yönetimi
  •  Savaşlar
  • Din
  • Peygamber hayatları
  • Peygamber, peygamber yakını gibi mübarek kişilerin güzel ahlakları
  • Adetler
  • Örfler
  • Ananeler
  • Hukuk
  • Mucizeler
  • Yiğitlik, kahramanlık
  • Haksızlığa engel olma
  • Haksızlık
  • Aşkta rakibin kötülükleri
  • Zalimin zulümleri
  • Kurnazlık
  • Ayetler
  • Hadiseler
  • Vecizeler
  • Kıssalar vs…
Türk edebiyatında telmih konusu olan malzemeler…

Her kültürün daha doğrusu böyle bir sanatı olan her edebiyatın bir de telmih kaynağı vardır. Bu telmih kaynağı, toplumun edebiyatının nelerden etkilendiğini, toplumun hangi aşamalardan geçtiğini nasıl bir sosyolojiğe sahip olduğunu anlatır. Bu bakımdan toplumlardaki telmih konuları oldukça önemlidir.

Telmih Türk edebiyatına Arap ve Fars edebiyatından geçmiştir.  Türk toplumumun kültürü ile birleşerek güzel bir karma oluşturmuştur. Bu bakımdan telmih malzemelerimizi İslamiyet’ten önceki konular ve İslamiyet’ten sonraki konular olarak ayırabiliriz.

İlk malzemeyi Arapların İslamiyet öncesi dönemi olarak bilinen Cahiliye Devri’nden alırız.Ahbârü’l-Arab adı verilen başlıkta toplanır bu malzemeler. Ahbârü’l-Arab denildiğinde Arapların ilk tarihleri, destanları, efsaneleri, hikayeleri anlaşılır. Burada bizim için en önemli hikaye “Leyla ve Mecnun” hikayesidir. Divan şiirinde özellikle gazellerde Leyla ve Mecnun farklı açılardan ele alınır.

Leyla ve Mecnun önemli bir telmih olduğu için bu konuda yeri gelmişken örnekler verelim:
Mende Mecnûn'dan füzûn âşıklık isti'dâdı var
Âşık-i sâdık menem Mecnûn'un ancak adı var ( Fuzuli )
Vezin : fâ'ilâtün / fâ'ilâtün / fâ'ilâtün / fâ'ilün
Açıklama : Burada Leyla ve Mecnun hikayesine telmih vardır. Mecnun, Leyla aşkından delirmiştir ama Fuzuli burada ondaki aşk ateşinin Mecnun’dan daha fazla olduğunu söylüyor. Hatta Fuzuli, kendi aşkını o kadar büyütüyor ki kendi aşkının yanında Mecnun’un Leyla uğruna öldüğü aşk için “sadece adı” var diyerek onu küçümsüyor. Elbette burada telmih sanatının yanında mübalağ sanatı da vardır.

Kimi durumlarda ne Leyla ne de Mecnun’un adı geçer. Telmih, olay üstünde yine bu iki aşığa getirebilir:

Âşiyân-ı murg-ı dil zülf-i perîşânındadır
Kande olsam ey perî gönlüm senin yanındadır ( Fuzûlî)
Vezin : fâ'ilâtün / fâ'ilâtün / fâ'ilâtün / fâ'ilün

Şiiri günümüz Türkçesine çevirme ve açıklama: Ey Peri ! Perişan saçlarıma kuşlar yuva yaptılar  ( bil ki ) sen nerede olursan ol benim gönlüm  her zaman senin yanındadır.

Bu beyitte telmih unsuru saçların çalı gibi olarak kuşlara yuva olmasıdır. Kays, Leyla aşkından çöllere düştüğünde kendine bakmaz, Mecnun’a ( Mecnun “deli” demektir ) döner. O kadar ki orman canlılarıyla çöl canlılarıyla konuşur. Saçları o kadar çok uzar ki kuşlar onun saçlarına yuva yaparlar. Şair, güçlü bir telmih yaparak ne Leyla’yı ne Mecnun’u ne de Mecnun’un asıl adı Kays’ı anmıştır. Hiçbirini anmadan bize bu olayı hatırlattığı için zarif  ve sanatlı bir söyleyiş vardır. Elbette her şiir bu kadar başarılı değildir. Misal yine aynı olayı anlatan ama zayıf bir telmih örneği şu şekildedir:

Ser-i tugda itdi oklar mekân
Tuyûr itdi Kaysın saçın âşiyân ( Nadiri )
Burada, telmih unsuru olan Kays hatırlatıldığı için Fuzuli’den daha zayıf bir telmih görülmektedir.

Mecnun’un Leyla aşkı o kadar şiddetliymiş ki bu aşk artık fani aşk olmaktan çıkmış, ilahi aşka dönüşmüştür. Aşk hikayesinin bu kısmı tasavvufta oldukça fazla kullanılmıştır. Halk edebiyatında da bu örneklere rastlamak mümkündür. Örneğin:

Mecnun oluban yürürüm
O yâri düşte görürüm
Uyanıp melûl olurum                   
Gel gör beni aşk neyledi ( Yunus Emre )

Açıklama : Buradaki telmih unsuru Mecnun’un yürüyerek, dağları aşarak, çölleri geçerek sevgilisini araması daha sonra da Leyla ona geldiğinde onu tanımaması ve Mecnun’un artık Leyla’yı Allah’ta bulmasıdır. Yani Mecnun ve yürümek, Mecnun’un fani aşkının ilahi aşka dönüşmesinin telmihidir. Dörtlüğün tamamında bu hikayeye atıflar vardır. İlk dizede Mecnun ve yürümek, ikinci dizede sevgiliyi düşte görmek, üçüncü dizede melûl yani kendini bilmez olmak ve son dörtlükte bunların hepsinin aşka bağlanması telmihin ipuçlarıdır.

Türk edebiyatında, Fars edebiyatından geçmiş telmih malzemeleri de vardır. Bunların en önemlisi Firdevsî’nin yazdığı Şehname’dir. Şehnamedeki, Rüstem – Zâl , Siyavuş – Bijen , İskender – Dârâ, İsfendiyâr – Suhrâb, Gâve – Dahhâk – Adaletli Vezir Nuşirevân maceraları divan şiirinde konu alınmıştır. İslamiyet öncesi destanlarımızda Alp Er Tungalarımız varken, Oğuz Kağanlarımız varken, Tomris Hatun varken 600 yıl boyunca İran efsanelerinin telmih unsuru olarak kullanılması adeta gelenek olmuştur Osmanlı için.

Ayrıca İran tarihinde yer alan İskendername, Târih-i Taberî, Âŝâr-ı Bâķıye, Siyerü’l-mülûk gibi eserlerdeki kahramanlar da telmih konusudur.

İranlı şair, Nizâmî-i Gencevî’nin Hüsrev ü Şîrîn mesnevisinden ayrılan Ferhâd ile Şîrîn hikayesi de Hüsrev – Ferhad – Şirin malzemeleriyle edebiyatımızdaki telmih rafında yerini almıştır.  Yalnız Ferhad ile Şirin halk tarafından oldukça fazla sevilmiş, Anadolu kültürüne alınmış, binlerce Ferhad ile Şirin üretilmiştir. Bu bakımdan bu malzemeyi artık yerli malzeme olarak değerlendirebiliriz. Bu malzemeler Türk edebiyatında işlenmiştir; bunun örneklerini inceleyelim:

Kıl tefâhur kim senün her var men tek âşıkun
Leylî'nin Mecnûn'u Şîrîn'ün eger Ferhâd'ı var ( Fuzuli )
Vezin : fâ'ilâtün / fâ'ilâtün / fâ'ilâtün / fâ'ilün
*
Hüsnünü bir dem görüp ey Hüsrev-i Şîrîn- dehen
Aşkına Ferhâd olup yoluna can verse muhâl ( Bâki )
Vezin : fâ'ilâtün / fâ'ilâtün / fâ'ilâtün / fâ'ilün
*
Aşk-ı Ferhâd ile Mecnûn’n n’ola yâd eylesem
Kim biri şeyhim azîzîm biri üstâdım benim ( Hayalî)
Vezin : fâ'ilâtün / fâ'ilâtün / fâ'ilâtün / fâ'ilün

Türk edebiyatında telmih malzemesi olarak Hint destanları da rağbet görmüştür. Hint destanları ve kutsal kitapları edebiyatımızda bir telmih malzemesidir.

Telmihte İslamî malzemeye geçince burada da oldukça fazla tat buluyoruz. İslamiyet’in kutsal kitabı olan Kuran’dan tutun da menkıbelere kadar zengin bir yelpaze vardır bu başlıkta. Üstelik bu malzeme sadece gazellerde değil kasidelerde, kıtalarda, mesnevilerde de kullanılmaktadır; yani divan şiirinin her tarafına yayılmıştır. Bu malzemeleri tek tek açıklamak yerine madde madde verip aralarından birkaç malzemeye örnek vereceğiz:
1.       Kurân, tefsir ve hadislerdeki peygamber kıssaları 
1. 1    Hz. Adem ve Havva kıssası
1. 2   Hz. Yusuf Kıssası ( Yusuf ile Züleyha aşkı, rüya yorumu , Yusuf’un güzelliği )
1. 3   Hz. Yakup ve Hz. Yusuf’un kardeşleri
1. 4   Hz. Nuh ve tufân felaketi
1. 5   Hz. Meryem ( Bakirelik, temizlik)
1. 6   Hz. İsa ( Doğumu, hastaları iyileştirmesi, ölüleri diriltmesi, nefesinin kuvveti, Ashab-ı Keyf, babasız dünyaya gelişi, bebekten konuşup tanıklık etmesi )
1. 7   Hz. Musa ( Doğumu, Firavun ile mücadelesi, rüya yorumları, Nil’e bırakılması, Karun ile savaşı, Tur dağına çıkması, Hz. Hızır ile çıktığı yolculuk )
1. 8   Hz. İbrahim ( Putları yıkması, ateşe atılması )
1. 9  Hz. Süleyman ( Belkıs ile ilişkisi, yüzüğü, cinlere hükmetmesi, hayvanlarla konuşması, atı Hüdhüd, karınca ile olan hikayesi )
1. 10     Züleyha ( Sabır )
1. 11     Hz. Muhammed ( Miraç, ayı ikiye bölmesi ve diğer mucizeleri )
1. 12     Ehl-i beyt
2.       Kerbelâ Olayı
3.       Tasavvuf
4.       Mutasavvıflar ve kerametleri
5.       Mevlana, Yunus Emre, Hacı Bektaş-i Veli, Eşrefoğlu gibi Anadolu mutasavvıfları
6.       Hallac-ı Mansur ve “Ene’l Hak” sözü
7.       Kuran’daki hadiseler ( Şeytanın cennete girmesi, Şeytanın Hz.Adem ve Hz. Havva’yı kandırması…) 

Telmihte mazmunlar da kullanılır. Örneğin papağan – şeker ilişkisi, şem – pervane aşkı gibi durumlara telmih edilir. Ayrıca mesnevilerden alınan öykü parçalarına da telmihte bulunulabilir.

19. asıra geldiğimizde telmihlerde önemli bir değişiklik olacaktır. Batı etkisi kendini her alanda hissettirdiği gibi edebiyatımızda da kendini hissettirecektir. Bu dönemde Yunan mitolojisi, Batı’nın destanları ( suni ve doğal destanlar ), Batı epik unsurları telmih olarak edebiyatımıza girmiştir.

TELMİH SANATINA ÖRNEKLER:

Mu’cizi bir bahr-ı bî pâyân imiş âlem kim
Yetmiş andan min min âteşhâne-i küffâra su ( Fuzuli )
Vezin : fâ'ilâtün / fâ'ilâtün / fâ'ilâtün / fâ'ilün
Telmih Unsuru: Hz. Muhammed’in doğumuyla bin yıldır sönmeyen Kisra dağı ateşinin sönmesi telmih unsuru olarak kullanılmıştır.
*
Tûti-i mu’cize-gûyem ne desem lâf değil
Çerh ile söyleşemem âyinesi sâf değil ( Nefi )
Vezin : Müfteilün / fâ'ilün / müfteilün / fâ'ilün
Telmih Unsuru: “Tûti-i mu’cize-gûyem” mucize söyleyen papağan anlamına gelir. Bu söz öbeği papağanın ayna karşısında şeker verilerek konuşturulmasına işaret edilmiştir.
*
Ben şâirim ki kâmet-i mevzûnu doğrusu
Sevmem desem de bil ki yalan söylerim sana ( Nedim )
Vezin : Mef'ûlü / fâ'ilâtü / mefâ'îlü / fâ'ilün
Telmih Unsuru: “Şairler yalancıdır” sözüne telmih yapılmıştır.
*
Râz-ı derûnı taşraya salmak revâ degül
Budur günâhı kim asılur muttasıl ceres ( Fuzuli)
Vezin : Mef'ûlü / fâ'ilâtü / mefâ'îlü / fâ'ilün
Telmih Unsuru: Hallac-ı Mansur’a telmih vardır. Hallac-ı Mansur hikayesini ve tasavvufu bilmeyen için zor bir telmihtir. Şiire göre telmih unsurunu açıklamaya çalışacağız:
Şiir Açıklaması : Hallac-ı Mansur, içindeki sırrı açığa vurmuştur. Oysaki o fenafillah aşamasını görmüş, nefsini yok etmiştir; “Ene’l Hak” dememeli bunu kendisine saklamalıdır bu yüzden. Lakin o bunu başaramamıştır. Gönlün çana benzemesi gibi o da zamanı gelince gönül hakikatini herkese haykırmış ve bu yüzden de bu günahını canıyla ödemiştir.
*
Hür ufuklarda donanmış iki yüz pâre gemi
Yeni doğmuş aya baktıkları yerden geliyor (Yahya Kemal Beyatlı )
Vezin : Fâ'ilâtün / fe'ilâtün / fe'ilâtün / fe'ilün
Telmih Unsuru: Buradaki telmih unsuru tarihi bir olaya işaret etmektedir. Osmanlı döneminde, donanma, yeni ayın doğup doğmadığını anlamak için denize açılırlarmış. Yahya Kemal Beyatlı, bu eski geleneğe gönderme yapmaktadır.
*
Nâbî ile ol âfetin ahvâlini nakl et
Efsâne-i Mecnûn ile Leylâ’dan usandık ( Nâbî)
Vezin : Mef'ûlü / mefâ'îlü / mefâ'îlü / fe'ûlün ( Vezin kusursuz işlenmiştir.)
Telmih Unsuru: Şair açık bir şekilde Leyla ve Mecnûn hikayesine gönderme yapmıştır.
*
Serverâ şi’r degül nutk-ı Mesihâ’dır bu
Tutalım gayrılar eş’ârı ola sihr-i mübîn ( Bâkî )
Vezin :  Fâ'ilâtün / fe'ilâtün / fe'ilâtün / fa'lün
Telmih Unsuru: Hz. İsâ’non nefesinin mucizesine gönderme yapılmıştır. Yalnız burada İsa yerine Mesih ibaresi kullanılmıştır. Mesih, Hz. İsa’nın iyileştirici gücünden doğma bir lakaptır. Sondaki “â” sözcüğe “Ey” anlamı veren seslenmedir
http://www.makaleler.com/telmih-nedir
*

TELMÎH

Bedî tabirlerinden olan "telmîh", lügatte "parıl parıl parlatmak" manasına gelir.Konu ile ilgili kaynakların ekseriyetinde ise, terim olarak "temsil yolu ile ifade içinde bilinen bir olaya, hikâyeye, çeşitli inanışlara, âyet ve hadislere vs. işaret etme" sanatı olarak tarif edilmektedir.

Hatîb el-Kazvînî'nin Osmanlı medreselerinde altı asır boyunca edebî bilgiler konusunda ders kitabı olarak okutulan Telhîsu'l-miftâh adıyla meşhur eserinde de "telmîh", "Bir kıssa veya şiire -onu zikretmeden- işaret edilmesi" (yty: 170) şeklinde açıklanmaktadır. Ayrıca konu ile ilgili Türkçe kaynaklarda da aynı hususa dikkat çekilmektedir. Nitekim Ahmed Cevdet Paşa, Belâgat-i Osmâniyye'de "telmîh"i, "bir kıssaya yahut bir mesel-i meşhûre işaret olunmaktır." (1311: 163) şeklinde tarif etmiştir. Aynı durum diğer Türkçe kaynaklarda da kendisini göstermektedir .
Görüldüğü gibi heyecan ve duygunun beraberinde getirdiği bir çağrışıma dayanan sanatlardan olan "telmîh"te asıl olan husus, "ünlü bir olayın, kişinin, kıssanın, atasözünün, ayetin vs. zikredilmeden hatırlatılmasıdır." Eğer zikrederek verilirse müphemiyet ortadan kalkar ve açıkça belirtilmiş olur. Dolayısıyla bu durum da "telmîh" sanatı yapılmamış olur. Ancak olayın açıkça belirtilmesi "telmîh" sanatı olarak kabul edilecek olursa yapılan "telmîh"in zayıf olduğunun kabul edilmesi gerekir. O zaman da şairler tarafından yapılan "telmîh"lerin kapalılıktan açıklığa doğru sıralanıp bölümlere ayrılarak verilmesinde fayda vardır. Çünkü "telmîh"in okuyucu üzerindeki tesiri, onun veriliş şekliyle yani müphemliğiyle pareleldir. Nitekim okuyucu üzerinde beyitte/metinde hem olayın kahramanının hem de olayın ifade edilmesi en zayıf; olayı doğrudan hatırlatacak şekilde kelimelerin kullanılması nispeten zayıf; özellikle kelimelerin okuyucunun zihninde yaptığı çağrışımlarla yapılan işaretin ise kuvvetli bir tesir bırakacağı kesindir.
Tezat sanatında ifade ettiğimiz gibi, teşbîh-i mufassaldan teşbîh-i belîğe, hatta istiâreye uzanan çizgide fonksiyon ve tesirât nasıl farklılaşıyorsa "telmîh" sanatındaki durumu da öyle kabul etmek icap eder.
Heyecanın yol açtığı tedai/çağrışım birçok kimse tarafından bilinen, hiç değilse toplumun aydın kesimince bilinmesi gereken bir olay, bir kişi, kıssa, atasözü vs. ye ait olması gerekir. Sanatçı, öze ya da ayrıntıya inmeden onu bir ipucu ile veya bir takım özellikleri üstü kapalı bir şekilde vererek hatırlatır. Şu örneklerde olduğu gibi;

Hür ufuklarda donanmış iki yüz pâre gemi
Yeni doğmuş aya baktıkları yerden geliyor
Yahya Kemal Beyatlı

Burada Ramazanlarda ve bayramlarda Osmanlı donanmasının yeni ayın doğup doğmadığını gözetlemek üzere denize açılması geleneğine "telmîh" yapılmıştır. (Kocakaplan 1992: 149).

Râz-ı derûnı taşraya salmak revâ degül
Budur günâhı kim asılur muttasıl ceres
Fuzûlî

Bilindiği gibi çan gönüle benzetilir. İçinde de dili vardır. Ses çıkararak içindeki sırrı dışarıya verir. Hallâc-ı Mansûr da, "Ene'l-Hak (= Ben Tanrıyım)" diyerek içindeki sırrı açığa vurduğu için asılmıştır. Oysa "fenâfillah" mertebesine ulaşan kişinin bu sırrı açmaması gerekir (Can 2003: 130-31). İşte şair burada “râz-ı derûnı taşra sal-”, “revâ degül” ve “asıl-” kelime ve kelime gruplarının çağrışımlarıyla, Hallâc-ı Mansûr’un "Ene'l-Hak (= Ben Tanrıyım)" diyerek içindeki sırrı açığa vurduğu için asılması olayına telmihte bulunmuştur. "Fenâfillah" makamında bulunan kimsenin susması ve sırını ifşa etmemesi gerekir. Ancak o konuşarak uygun olmayan bir davranış sergilemiştir.

Ey karanu gicelerde gezdügüm men' eyleyen
Berk-ı âh-ı tâbnâküm mâh-ı tâbândur bana
Necâtî Bey

Osmanlı Devleti'nde bir çok ülkede olduğu gibi hırsız, katil, isyancı gibi şahısların karanlıktan istifadesini engellemek ve asayişi sağlamak için büyük şehirlerde belirli saatten sonra halkın sokağa çıkmasına izin verilmezdi. Gece sokağa çıkma yasağı bazen fenersiz olarak sokağa çıkma yasağı şeklinde hafifletilirken bazen de belirli bir saate kadar sokakta fenerle dolaşmaya izin verilerek uygulanırdı. İşte bu beyitte bu olaya "telmîh"te bulunulmuştur (Şentürk 1995: 104-6).
Eğer hiç kimsenin bilmediği bir hadiseye işaret edilerek "telmîh" sanatı icra edilirse, sanat başarısız olur; daha doğrusu böyle bir durumda "telmîh"ten söz edilemez. Çünkü bu tavır şiiri veya edebî bir metni bilmece hâline sokar. Bu da özellikle okuyucunun sanatkârın ruh hâline ulaşmasına mani olur.
Şâir, "telmîh" sanatı vasıtasıyla şiir veya nesrinin ifade gücünü genişletmiş olur. Çünkü okuyucu sanatkârın eseri ile beraber "telmîh" ettiği/hatırlattığı olayı da düşünerek yorumunu daha geniş yapma imkânına kavuşur.
"Telmîh" sanatında bir olaya, efsaneye, hikâyeye, âdet ve göreneğe, inanış veya atasözüne vs. özellikle yukarıda belirttiğimiz gibi işaret edilmesi gerekmektedir. Bunun da doğrudan değil de çağrışım yoluyla ve karineyle yapılması gerekmektedir. Eğer doğrudan olay, hikâye vs. zikredilirse o zaman yukarıda belirttiğimiz gibi zayıf bir "telmîh" yapılmış olur. Çünkü işaret değil de, doğrudan zikredilmiş olur. NitekimNâdirî'nin;

Ser-i tugda itdi oklar mekân
Tuyûr itdi Kaysın saçın âşiyân
beyti ile, Fuzûlî'nin;
Âşiyân-ı murg-ı dil zülf-i perîşânındadır
Kande olsam ey perî gönlüm senin yanındadır
beyti aynı hikâyeyi ihtiva etmesine karşılık, Nâdirî bu hikâyeyi Kays'ı zikrederek açıkçaifade ederken, Fuzûlî zikretmeden sadece o olaya yani, Kays'ın/Mecnûn'un bakımsızlıktan çalı gibi olan saçlarına bir kuşun yuva yapmasını kullandığı kelimelerin çağrışımlarıyla ve işaret ederek vermiştir. Aynı olayı ihtiva eden bu beyitlerden şüphesiz Fuzûlî'ninki daha sanatkârâne iken, diğeri olayı açıkça belirttiği ve söylediği için şüphesiz daha zayıftır. Bundan dolayı eğer, Nâdirî'ninkini de "telmîh" olarak kabul edecek olursak, aynen "teşbîh"te olduğu gibi bu söyleyişi "teşbîh-i mufassal" mesabesinde olduğunu söylememiz gerekecektir. Bu da bu "telmîh"in zayıf bir "telmîh" olduğunu bize gösterecektir. Bu durum da "telmîh" sanatının ifade ediliş şekillerine görekısımlara ayrılması gerekliliğini düşündürmektedir.
Hayâlî Bey'in;
Hayretinden Yûsuf'un kavm-i Züleyhâ kesdi el
Sen cigerler zahmını dillerde destân eyledin
beyti ile, yine Fuzûlî'nin;
Degildim ben sana mâ'il sen etdin aklımı zâ'il
Bana ta'n eyleyen gâfil seni görgeç utanmaz mı
beyti de aynı şekildedir. Her iki beyitte de, Yûsuf u Züleyhâ hikâyesine "telmîh"tebulunulmuştur. Şöyle ki; Züleyhâ, kendisine köle olarak aldığı Yûsuf'a âşık olur. Dedikodular saray kadınları arasında iyice dillendirilmeye başlayınca, Züleyhâ kendisini kınayan kadınları evine davet ederek onlara bir tabak içerisinde narenciye/portakal ikram eder. Züleyhâ bir ara Yûsuf'u yanlarına çağırır. Kadınlar Yûsuf'un insanı büyüleyen ve kendinden alan güzelliği karşısında şaşkınlıklarından narenciye/portakal yerine ellerini keserler. Akabinde Züleyhâ'dan utanarak: "Biz böyle bilmiyorduk" diyerek ondan özür dilemişlerdir. İşte bu olayı Hayâlî Bey, doğrudan zikrederek söylerken, Fuzûlî, "ta'n eyle-" ve "utan-" kelimelerinin çağrışımlarıyla ifade etmiştir.

Sonuç olarak şunu ifade edebiliriz. "Telmîh"te asıl olan husus, "ünlü bir olayın, kişinin, kıssanın, atasözünün, ayetin vs. zikredilmeden hatırlatılmasıdır." Eğer zikrederek verilirse müphemiyet ortadan kalktığı ve söylenmek istenen şey açıkça belirtildiği için "telmîh" sanatı yapılmış olmaz. Bu tip kullanımlarda da "telmîh" sanatı yoktur. Eğer bahsedilen olayın vs. açıkça belirtilmesi "telmîh" sanatı olarak kabul edilecek olursa yapılan "telmîh"in zayıf olduğunun kabul edilmesi gerekir. O zaman da yukarıda dikkat çektiğimiz gibi şairler/sanatkarlar tarafından yapılan "telmîh"lerin kapalılıktan açıklığa doğru sıralanıp bölümlere ayrılarak verilmesinde fayda vardır. Buna göre de, okuyucu üzerinde beyitte/metinde hem olayın kahramanının hem de olayın ifade edilmesi en zayıf; olayı doğrudan hatırlatacak şekilde kelimelerin kullanılması nispeten zayıf; özellikle kelimelerin okuyucunun zihninde yaptığıçağrışımlarla yapılan işaretin ise kuvvetli bir tesir bırakacağından hareketle "telmîh"sanatının bölümlere ayrılması gerekmektedir.


Doç. Dr. Ahmet Kartal,  Türk Edebiyatında Belâgat Çalışmaları ve “Tezad” ve “telmih” sanatına Eleştirel bakış, Ç.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Cilt 16, Sayı 1, 2007, s.413-428




Test

1. Yar sana,
Çağlar sular yarsana,
Çünkü Ferhat”ım dersin,
Bulunmaz mı yar sana?
Bu dörtlükte hangi söz sanatları vardır?
A) Hüsn-i talil ” tecahül-i arif
B) Mecaz-ı mürsel ” kinaye
C) Telmih ” teşhis
D) Cinas ” telmih
E) istifham ” teşbih
*
2. Eyyub’un derdi dert midir?
    Ben ondan besbeter çektim
Bu beyitte "Eyyub'un derdi" sözüyle Hz. Eyyub peygamberin uzun yıllar çektiği hastalıklar hatırlatılmak istenmiştir.
Yukarıda sözü edilen edebi sanat aşağıdakilerden hangisidir?

A) Tevriye              
B) Telmih                  
C) Nida
D) Hüsn-i ta'lil       
E) Tenasüp
*
3. Urganda un serilmiş yine şah-ı goncanın
    Gülistanın şimdi bülbül Hoca Nasreddin'idir

Bu dizelerde aşağıdaki edebi sanatlardan hangisi ağır basmaktadır?
A) Telmih                                
B)  Tecahül-i arif
C) Hüsn-i ta'lil                        

D)  Kinaye
E) Tevriye

*
4.    Mar olan şeytana cennet kapısını açmaz.

Yukarıdaki dizede yılanın, cennetin kapılarını
şeytana açtığı olayı hatırlatılmıştır.

Bu şekilde oluşan söz sanatı aşağıdakilerden hangisidir?
A) Telmih                                       
B) Tevriye
C) Tenasüp                                    
D) Tezat
E) Teşbih

*
Cevap anahtarı: 1.D, 2.B, 3. A, 4. A,

==========
Kaynaklar:
http://www.makaleler.com/telmih-nedir
http://www.cokbilgi.com/yazi/telmih-hatirlatma-sanati-edebi-sanatlar/
https://tr.wikipedia.org/wiki/Telmih
http://www.edebiyatfakultesi.com/edebi-sanatlar/telmih-animsatma-sanati


 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder