Edebî Sanatlar

Anlama
Dayalı Söz Sanatı
Anlatımı daha etkili
hale getirmek için cevap bekleme amacı gütmeden, duyguyu ve anlamı güçlendirmek
için sözü soru biçiminde yöneltmeye istifham
(soru sorma) denir.
Başka bir anlatımla söylersek, istifham “soru” demektir. Hayret, şaşırma, hüzün,
nefret gibi değişik duyguların etkisi ile ortaya çıkan bir sanattır. Şair,
okuyucunun dikkatini çekmek için bu duygularını soru şekline getirerek istifham
yapar. İstifhamda sanatçı soru sorar, ama bu sorusuna cevap beklemez, çünkü
sorunun cevabını kendisi bilir. Soru ile amacı
yukarıda da belirttiğimiz gibi heyecan ve duyguları açığa çıkarmaktır.
İstifham Sanatına Örnekler:
“Her gün bu kadar güzel mi bu
deniz
Böyle mi görünür gökyüzü her
zaman?”
Bu dizelerde şair, denizin ve gökyüzünün güzelliği
karşısında duyduğu heyecanı, hayranlığı soru sorarak anlatmış, okuyucunun
dikkatini bu güzelliklere çekmek istemiştir. Dikkat ederseniz dizelerde soru
var, ama bu soruya bir cevap bekleme yoktur.
“Ben mi çıldırmışım, sen mi
delirdin
Yalvaran sesimden bu kaçışın
niye”
Yukarıdaki dizelerde de istifham vardır. Şair, sevgilinin
kendisine iltifat etmemesini, kedisine karşı acımasız davranmasını soru sorarak
anlatmak istemiştir.
Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda
Şüheda fışkıracak toprağı sıksan
şühedâ
Olur mu dünyaya indirsem kepenk
Gözyaşı döksem Nuh Tufanı’na
denk?
(N. Fazıl Kısakürek)
Hani o bırakıp giderken seni
Bu öksüz tavrını takmayacaktın?
Alnına koyarken veda busemi
Yüzüme bu türlü bakmayacaktın?
(F. Nafiz Çamlıbel)
Bana kara diyen dilber
Gözlerin kara değil mi
(Karacaoğlan)
Soru yoluyla duyguyu güçlendirme sanatı olan istifhamda sorular, cevap gerektirmeyen sorular
olabildiği gibi cevap gerektiren sorular şeklinde de olabilir.
Ne dönüp duruyor havada kuşlar?
Nerden çıktı bu cenaze, ölen
kim?
Bu kaçıncı bahçe gördüğüm
tarumar?
(Şair, kuşların neden döndüğüne, cenazenin nereden
çıktığına, gördüğü kaçıncı darmadağın bahçe olduğu sorularına cevap arar.)
Aynı şekilde aşağıdaki örneklerde de cevap gerektirsin veya
gerektirmesin soru sorma sanatına (istifham) başvurulmuştur.
Demedim mi nazlı yârim ben sana?
Çok muhabbet tez ayrılık
getirir.
Vermez miyim ömrümü?
Peşin sıra gelmez miyim?
Yığılmış kederlerine,
Ben de derman olmaz mıyım?
Not
Soru sorma varsa orada istifham vardır. Bununla birlikte, soru sorarken, şair, sorduğu şeyin cevabını bilip de
bilmezlikten geliyorsa orada istifhamla beraber tecahülüarif sanatı da bulunur.
Ayrılmış sevgili oyuncaklardan
Kırmış küçücük şişelerini. Ve her şeyden ve her şeyden sonra Bu eller miydi Allah’a
açılan?
Burada şair, Allah’a açılan ellerin çocuk elleri olup
olmadığını sorarken hem istifham hem de tecahülüarif sanatı yapar.
Test
1.Aşağıdaki dizelerin hangisinde ayraç içinde verilen sanat yoktur?
Test
1.Aşağıdaki dizelerin hangisinde ayraç içinde verilen sanat yoktur?
A) Bizden evvel buraya inen üç dört arkadaş
Kurmuştular tutuşan ocağa karşı bağdaş
(Mürsel mecaz)
B) Karlar etrafı beyaz bir karanlığa gömdü
Kar değil, gökyüzünden yağan beyaz ölümdü
(Tezat)
C) Sardı katil gece dünyayı siyah bir kefene
Bir emel yıldızı göz kırpıyor ancak aradan
(Teşhis)
D) Öyle bir boşandın ki çöle benzer ömrüme
Bir Nuh tufanı oldu, sel değil, sağanak değil
(Telmih)
E) Çiziyorum havaya dünyamı bir çiçekle
Ve hayran bakıyorum bu rüya gibi şekle
(İstifham)
*
2.Saçma ey göz eşkden gönlümdeki odlara su
2.Saçma ey göz eşkden gönlümdeki odlara su
Kim bu denlü dutuşan odlara kılmaz çâre su
Açıklama:
Ey göz! Gönlümdeki içimdeki ateşlere göz
yaşımdan su saçma ki, bu kadar çok tutuşan ateşlere su fayda vermez.
Yukarıdaki beyitte,
açıklama göz önüne alınarak, aşağıdaki söz sanatlarından hangisine yer verilmemiştir?
A) Mübalağa
B) Açık istiare
C) Hüsn-i Ta’lil
D) Nida
E) İstifham
*
3. Gözyaşım damlaydı, sel oldu artık
3. Gözyaşım damlaydı, sel oldu artık
O sele kapılıp çağlar mısın sen?
Bu dizelerde aşağıdakilerin hangisinde verilen edebi sanatlar vardır?
A) Teşhis (kişileştirme) – teşbih (benzetme)
B) Mübalağa (abartma) – istifham(soru sorma)
C) Tevriye – istiare (eğretileme)
D) Kinaye – tecahül-i arif (bilmezlikten gelme)
E) Tezat (karşıtlık) – teşhis (kişileştirme)
*
4. Güneş güler, kuşlar uçar havada
Uyanırlar nazlı nazlı çiçekler
Yalnız mısın o karanlık yuvada
Yok mu seni bir kayırır, bir bekler
Uyanırlar nazlı nazlı çiçekler
Yalnız mısın o karanlık yuvada
Yok mu seni bir kayırır, bir bekler
Bu dörtlükte
aşağıdaki söz sanatlarından hangilerine yer verilmiştir?
A) Teşhis -
cinas
B) Teşhis - istifham
C) Tenasüp -
tevriye
D) Cinas-tenasüp
E) İstifham –tevriye
*
Cevap anahtarı: 1. A, 2. E , 3. B, 4. B,
=================
Kaynaklar:
http://www.derszamani.net/istifham-sanati-nedir-ornekleri.html
http://www.edebiyatfakultesi.com/edebi-sanatlar/istifham-soru-sorma-sanati
http://www.edebiyatogretmeni.org/istifham-soru-sorma/
Ek Okuma
Kur’an’da İstifham Uslûbu
Sahip AKTAŞ
İlahi maksatları insanlara bildirmek üzere nazil olan
Kur’an’ı Kerim, bu amaçları
doğrultusunda Arap dilinde var olan birçok edebî ve belâğî
üslubu kullanmıştır. Kur’an-ı
Kerim’in kullandığı bu üslûplardan biri de istifhamdır.
...
“Bir şeyi bilmeyi isteme” anlamına gelen istifhâm, Kur’an
söz konusu olunca gerçek anlamıyla algılanılması uygun düşmez. Çünkü Allah’ın
bilmediği bir şey yoktur ki; Allah onu bilmek istesin. Dolayısıyla Kur’an’da
varid olan istifhâm ayetleri, mecazî anlamlar içermektedir. Neredeyse Kur’an’ın
altıda birini kaplayan bu istifhâm ayetleri müfessirler tarafından
değerlendirilirken (her ne kadar birbirine yakın anlamlar içerseler de )
otuzdan ziyade farklı anlamlara (kınamak, emir, neyih, olumsuzluk, ifhâm v.s.
gibi) gelecek şekilde yorumlanmıştır.
Kur’an-ı Kerim’in istifham üslubunu kullanırken soru ve cevap arasında
bulunması
gereken münasebeti de
göz ardı etmemiştir.
...
Cürcânî da istifhâmı şöyle tanımlamışdır:
“ İstifhâm, zihinde bir şeyin suretini,
şeklinin meydana gelmesidir.”
Ayrıca istifhâmın, kişinin kendisinde bulunmayan
bir haberi talep etmesi manasında istihbardır diyenler olduğu gibi istifhâm
ile istihbar arasında farkın olduğunu söyleyenler de olmuştur.
Buna göre istihbar,
ilk olarak bir haberi sormak demektir. Verilen
haber yeterince anlaşılmadığından tekrar sorulup izahat istenirse buna da
istifhâm denir.
Kur’an ilimleri literatüründe sualden ziyade istifhâm
kullanılır.
Sual ile istifhâm arasındaki
fark ise: İstifhâm, kişinin bilmediği veya şüphelendiği konularla sınırlı iken,
sualde kişi hem bildiği hem de bilmediği konuları sorabilir.
...
Kur’an’da İstifhâm Üslûbu
Sözden kastedilen gayeyi elde etmeye en yakın ve
dinleyiciler üzerinde en etkili olan bir tarzda dizilen kelimelere dökülen
manaya üslûp denir. Başka bir ifadeyle, yerine ve zamanına göre yapılan değişik
konuşma şekillerine veya yazı ile ifade edilen manalara üslûp denir.
Bu üslûbların pek çok
çeşidi vardır. Bunlardan biri de istifhâm üslûbudur.
İstifhâm üslûbu:
Herhangi bir şeyi sorarak öğrenmeyi sağlayan üslûba denir. Başka bir tanıma
göre: kişi cevabını bildiği bir konuyu soru şekline
sokarak söylemesine istifhâm (sorusorma) sanatı denir. Kişi ifadeyi soru
şeklinde düzenlemkle karşısıdakinden cevap beklemez.Sözü daha etkili kılmak,
okuyucunun dikkatini, işlediği konuya daha iyi çekebilmek için bu yola
başvurur.
...
Kur’an, indiriliş gayelerinigeçekleştirmek için birçok üslûb
kullanmıştır. Bu uslûblardan biri de istifhâm üslûbudur.
Kur’an’da sual kökünden türemiş 130 kadar lafız geçer. Bu,
Kur’an’da sormanın vesoruşturmanın her şekliyle bir öğrenme ve öğretme, bir
yetişme ve yetiştirme metodu olarakkullanıldığını gösterir.
Kur’an, muarızlarını tuttukları yolda şüpheye düşürmek için
onlara sualler tevcih etmiştir. Onlara doğrudan sorular sorduğu gibi, geçmiş
peygamberlerin kıssalarında da benzer sorular yönlendirmek suretiyle
muarızlarını, münakaşa yapan iki taraf karşısında seyircidurumunda bırakarak
kendi durumlarını kendilerine seyrettirmiştir.
İstifhâm üslûbunun Kur’an’da çokça kullanılması,
kullanılmasını gerektiren nedenlerin çokluğu ve manalarının çeşitliliğiyle
temayüz etmiş bir üslûb olarak, yaklaşık 1260 ayettevarit olmuştur. Biz bunu
Kur’an’ın bütün ayetlerini oluşturan 6232 ayetle karşılaştırdığımızda,
Kur’an’da ne kadar çok geldiğini göreceğiz. Kur’an’da istifhâm üslûbunun
gelmesindeki bu çokluk, onun kuvvetine, yaptığı tesirin derecesine ve onugerektiren
nedenlerin çokluğuna delalet eder.
Kur’an’ın Mekke’de nazil olan ayetleri, istifhâmın en hoş
çeşitlerini, vicdanı ve ruhu en çok etkileyeni ihtiva eder. Kur’ân’ın Mekkî
ayetlerinin pek çok yerinde bu üslûblar peş peşegelmektedir.
Örnek 1: “Biz Müslümanları suçlular gibi yapar mıyız hiç?
Neyiniz var, nasıl hüküm
veriyorsunuz? Yoksa sizin bir kitabınız var da onda mı (bu
hükümleri) okuyorsunuz?”
Örnek 2: “(Allah ) onu, yedi gece, sekiz gün ardı ardına onların
üzerine saldı. O kavmi
orada, içi boş hurma kütükleri gibi serilmiş görürsün.
Onlardan hiç geri kalan görüyor
musunuz?”
Örnek 3: “Nankörlere ne oluyor ki sana doğru koşuyorlar?
Sağdan, soldan ayrı ayrı
gruplar halinde (gelip başına üşüşüyorlar). Onlardan her
biri, nimet cennetine sokulacağını
mı umuyor? Hayır! Öyle şey yok!”
Mekkî olan bu
ayetlerde ve diğer bir çok ayetde41 istifhâmın aldığı belâğî manalar olan
inkâr, tehdit, kınama ve taaccübü açıkça görmekteyiz.
...
1. KUR’AN'DA BELAĞAT AÇISINDAN İSTİFHAM
1.1.Kur’an’da Sual Ve Cevaplar
Sual(istifhâm), Kur’an-ı Kerim’in neredeyse altıda birini
teşkil etmektedir. Bu suallere bazen cevap verilmiş ancak bu cevap olması
gerekenden kısa veya uzun olmuş, bazen verilmesi gereken cevap terk edilmiş,
bazende verilen cevapda kapalılık meydana gelmiş, bazen de bir suale iki cevap
verilmiş ya da sual zikredilmeden cevap zikredilmiştir.
İşte biz de burada edebiyat harikası olan Kur’an-ı Kerim’de,
bu sualler ve cevaplararasında belağat açısından olması gereken uyumun olup
olmadığını veya olması gereken uyum yok gibi görünüyorsa bunun nedenlerinin
neler olduğunu irdlemeye çalışacağız.
Soru ve cevap arasında uyumluluk meydana gelsin diye, asıl
olan, sorunun aynısının cevap içerisinde tekrar edilmesidir.
A, yoksa sen, Yusuf
musun? dediler. Ben" أَإِنَّكَ لَأَنتَ يُوسُفُ قَالَ أَنَاْ يُوسُفُ وَهَـذَا
أَخِي ... :
Örnek 1
Yusuf ‘um, bu da kardeşim, dedi."
Cevap cümlesindeki أنا (ben), sorudaki أنت (sen)dir. Şu gelen
ayette de sorunun aynısı cevap içerisinde tekrar edilmiştir.
Örnek 2:
"Allah, peygamberlerden şöyle söz almıştı:
Bakın, size Kitap ve hikmet verdim;imdi yanımızda bulunan (Kitap)ı
doğrulayıcı bir peygamber geldiğinde, ona mutlaka inanacak ve ona mutlaka
yardım edeceksiniz! Bunu kabul ettiniz mi? ve bu hususta ağır ahdimi üzerinize
aldınız mı? demişti. Kabul ettik! dediler."
Cevap içerisinde sorunun tekrar edilmesi, olması gereken bir
tekrardır. Fakat daha sonraları bunun yerine cevap harfleri getirilmiştir.
Bununla tekrardan kaçınmak ve ifadedeihtisar kast edilmiştir. Bu cevap
harflerinden birisi olan بلى menfi cümlenin başına gelen istifhâm edatının
cevabında gelir.
وَإِذْ أَخَذَ رَبُّكَ مِن بَنِي آدَمَ مِن ظُهُورِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ
وَأَشْهَدَهُمْ عَلَى أَنفُسِهِمْ أَلَسْتَ بِرَبِّكُمْ قَالُواْ بَلَى شَهِدْنَا
:
Örnek 1
"Rabbin, Adem oğullarından, onların bellerinden
zürriyetlerini almış ve: Ben sizin Rabbînîz değil miyim? diye onları
kendilerine şahid tutmuştu. Evet, (buna) şahidiz! dediler." Ayeti gibi.
...
Örnek 2
" ْمَعَن Cennet
halkı, ateş halkına seslendi: Rabbimizin bize va'd ettiğini biz gerçek bulduk.
Siz de Rabbinizin size va 'd ettiğini gerçek buldunuz mu? (Onlar da): Evet,
dediler."
Yine asıl olan, cevabın suale benzerliğidir. Yani sual isim
cümlesi ise cevap isim cümlesi, fiil cümlesi ise cevap da fiil cümlesi
olmalıdır.
...
1.1.1.Sualin Hemen
Akabinde Cevabın Gelmesi
Kur’an’da bazen sorulan sualin cevabı hemen akabinde
gelmiştir.
Örnek 1:
"Sana şaraptan ve kumardan soruyorlar. De ki: O
ikisinde büyük günah ve insanlara bazı yararlar vardır. Fakat onların günahı
yararından büyüktür. Ve sana Allahyolunda ne vereceklerini soruyorlar. De ki:
Af (yani ihtiyaçlarınızdan fazlasını veya helal ve güzel olan şeyleri
verin!)"
Sualden hemen sonra gelen bu cevapta, infak edilecek
nesneninmiktarını öğrenmek istiyor ve onu soruyorlardı. O miktar malın bütünü
mü yoksa bir kısmı mıydı? İşte cevap da buna göre verilmiştir: İhtiyaç fazlası.
Örnek 2: "De ki: Göklerde ve yerde olanlar kimindir?
Allah'ındır, de."
Örnek 3: "De ki: Göklerin ve yerin Rabbi kimdir? De ki:
Allah!"
Bu ayetlerde cevap sualden
hemen sonra gelmiş ve soruyu soran kişi tarafindan verilmiştir. Sual açık seçik
olup hiç kimsenin red edemeyeceği bir cevabı varsa, yukarıdakiayetlerde
görüldüğü gibi, o cevap soruyu soran kişiden gelir. Çünkü konu o kadar açıktır
ki muhatabın o cevabı kabul edip ikrarına gerek yoktur. Yani muhatap inkâr etse
de etmese dekonu açıktır ve bundan başka cevap yoktur. Buna göre muhatapların
cevabını beklemek yerine, soruyu soran kişinin cevap vermesi daha fesahatlı
olmaktadır.
...
1.1.2.Cevabın Sualden Ayrı
Olması (Munfasıl Cevap):
Kur’an’da suallere
verilen cevap eğer sualden hemen sonra gelmezse buna munfasıl cevap denir. Bu
da iki şekilde olmaktadır:
a. Sual İle Cevabın
Aynı Sûrede Olması
Kur’an’da bu suallere verilen munfasıl cevaplar bazen sualin
hemen akabinde olmasa dasualin geçtiği sûrenin başka bir ayetinde geçmektedir.
Örnek 1: "Dediler: Bu elçiye ne oluyor ki yemek yiyor,
çarşılarda geziyor?"ayetindeki sorunun cevabı aynı sûrede bulunmaktadır:
"Senden önce gönderdiğimiz bütün elçiler de yemek yerler, çarşılarda
gezerlerdi."
Örnek 2:"Şimdi biliyorsanız (söyleyin), iki topluluktan
hangisi (tek Allah'a inananlar mı, yoksa Allah'a ortak koşanlar mı) güvende
olmaya daha layıktır?"
Bu ayetteki sorunun cevabı bir sonraki ayette
zikredilmiştir: "İnananlar ve imanlarını bir haksızlıkla bulamayanlar...
İşte güven onlarındır ve doğru yolu bulanlar da onlardır."
...
b. Sual İle Cevabın
Ayrı Sûrelerde Olması
Kur’an’da bu suallere
verilen munfasıl cevaplar bazen de başka sûredeki bir ayetdegelmiştir.
Örnek: "Onlara: Rahman'a secde edin! dendiği zaman:
Rahman nedir? Senin bize
emrettiğine secde eder miyiz hiç? derler."
Bu sualin cevabı bir başka surede, Rahman sûresinde
verilmiştir: "Çok merhametli (Allah), Kur'an'ı öğretti. İnsanı yarattı.
Ona beyanı(konuşup düşüncelerini açıklamayı) öğretti."
1.1.3.Sual Zikredilmeden Cevabın
Verilmesi
Kur’an-ı Kerim’de bazen herhangi bir sual zikredilmeden
sorulabilecek veya sorulmuş suallere cevap verilmiştir.
Örnek 1: "Allah sizin imanınızı zayi edecek
değildir."
Bu, kıblenin değiştirilmesinden önce, Beytu'l-Mukaddese
yönelip namaz kılanların namazları nasıl oldu? sualinin cevabı olmaktadır.
1.1.4.Bir Suale İki Cevabın
Verilmesi
Kur’an’da bazen bir suale ehemmiyetin dolayı iki cevap
verilmiştir.
Örnek:
“Ve dediler ki: Bu Kur'an iki kentten, büyük bir adama
indirilmeli değil
miydi?”
Hz. Peygambere inanamayanlara göre Kur’an ya Mekke'nin
zenginlerinden Velid b.Muğire'ye veya Taifin zenginlerinden Urve es-Sakafî'ye
indirilmeliydi. Velid b. Muğire şöyle demişti: Kureyş’in büyüğü ve efendisi
olan ben yahut Sakîf’in ulusu Ebu Amr b. Umeyr esSakafî dururken Kur’an
Muhammed'e mi inecek? Hâlbuki Allah nazarında yükseklik, zenginlik veya
soyluluk ile değil, belki takva iledir. Kaldı ki Hz. Muhammed, soy itibariyle
de onların en şereflisi idi. Fakat anne ve babadan yetim kalmış, ayrıca zengin
de değildi.
Söz konusu sualin başka sûrelerde iki cevabı bulunmaktadır:
"Rabbinin rahmetini onlarmı bölüştürüyorlar?"
"Rabbin,
dilediğini yaratır ve seçer. Seçim, onlara ait değildir."
Allah dilediği insanları seçip peygamber yapar. Vahyine kimi
layık görürse onu seçer.
1.1.5.Cevabın Sualden Fazla
Olması
Kur’an’da bazen suale veilen cevap çeşitli amaçlar
doğrultusunda sualden daha uzun tutulmuştur.
Örnek 1: "Karanın ve denizin karanlıklarından sizi kim
kurtarıyor?"
sualinin cevabı:
"De ki: Ondan ve bütün sıkıntılardan sizi Allah
kurtarıyor."
Örnek 2: "Sağ elindeki nedir ey Musa?"
sualinin cevabı: "(Musa) Dedi: O, asamdır. Ona
dayanıyorum ve onunla davarıma yaprak silkeliyorum ve onda benim daha birçok ihtiyaçlarım
var (onunla birçok ihtiyacımı gideririm)."
Burada Allah ile daha fazla muhatap kalmak ve hitap
lezzetine ermek için cevap uzatılmıştır.
...
1.1.6.Cevabın Sualden Az Olması
Kur’an’da bazen suale verilen cevap sualden daha ve kısa
tutulmuştur.
Örnek: "De ki: Onu kendi tarafimdan değiştiremem."
Bu, "Bundan başka bir Kur'an getir veya bunu değiştir.”
ayetindeki ifadenin cevabıdır. Bu cevapta değiştirmenin (tebdil) cevabı varsa
da başka bir Kur'an'ın getirilmesinden söz edilmemiş, onun cevabı
verilmemiştir.
Suyûtî noksan cevap için bu ayeti misal olarak vermiştir.
Fakat bu cevap, konumuz olan istifhâmın cevabı değildir. Bu olsa olsa istemek
manasına gelen sualin cevabıdır ki bu sual de emir kipiyle ifade edilmiştir.
1.1.7.Suale Mücmel Cevap
Verilmesi
Kur’an-ı Kerim muhatabının amacını göz önünde tutarak bazen
sorulan suale mücmelcevap vermiştir.
Örnek: "Sana
ruhtan sorarlar. De ki: Ruh, Rabbimin emrindendir. Size ilimden pek az bir şey
verilmiştir."
Yahudilerin bu sorudan gayeleri, Hz. Muhammed'i cevap
vermekten aciz bırakmak ve ona karşı sert bir üslûb kullanmaktır. Çünkü ruh
kelimesi insan ruhuna, Kur'an'a, İsa'ya, Cebrail'e, başka bir meleğe,
meleklerden bir gruba müştereken ıtlak olunan bir kelimedir. Hz. Peygamber,
Yahudilere bunlardan hangisi ile cevap verse, o değildir diyeceklerdi. Bu
nedenle verilen cevap kapalı (mücmel) bir cevap olup bu kapalılık, onlarınoyunlarını
bozan bir oyundur.
1.1.8.Suale Gereken Cevabın
Verilmemesi
Asıl olan, cevabın
suale mutabık olması ve uygun gelmesidir. Fakat bazen cevapverilirken sualin
gerektirdiği cevaptan sapılır ve ondan vazgeçilir. Onun yerine verilen cevap ile
sualin istendiği şekilde sorulmadığına dikkat çekilir. Sekkakî buna uslüb-i hekîm adını vermektedir.
"?Ey Musa)Alemlerin Rabbi nedir)"... وَمَا رَبُّ الْعَالَمِينَ
: diyen Firavuna, Hz.
Musa'nın diliyle şöyle cevap verilir:
"(Musa): Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin
Rabbidir."
Ayette geçen ما mahiyet ve cinsten sual etmek manasında
kullanılmıştır.
Bu sual Allah Teala hakkında yanlış olduğundan, buna cevap
veren kişi (Hz. Musa) de sualin nasıl sorulması gerektiğini bildiğinden, cevap
verirken sualden sarf-ı nazar etmiştir.
...
1.2. İstifhâmın Aldığı Manalar
İstifhâm, aslî manasından ayrılarak sözün gelişinden, siyak
sibaktan anlaşılan başka manalara mecazen delalet eder.İstifhâm suretinde gelen
ifade, bu mecazî manalar vasıtasıyla yeni bir belağî, edebi meziyet alır ve
manasının güzelliği artar. Bu manalar aslîmanadan daha büyük ve daha önemli olabilir.
Örnek 1: "Musa'nın haberi sana geldi mi?" ifadesi,
istifhâmın cevabını muhatabın aklına yerleştirmek konusunda daha belağatlıdır.
Çünkü birisi arkadaşına “Falan haber sana ulaştı mı?” sorusunu sorduğunda,
arkadaşı onun kastettiği ve söyliyeceği haberi öğrenmek için nasıl dikkat
kesilirse, söz konusu ayette de soru karşısında muhatab, Hz. Musa (as) olayının
haberini öğrenmek için dikkat kesilmiştir. Buna göre ifade, istifhâm uslübunu
ihtiva etmişse de maksat haberdir ve haber verilen şeyi muhatabın aklına
yerleştirmektir. Şayetmaksat istifhâm olsaydı cevap, Allah tarafindan değil de,
Peygamber (muhatab) tarafindan verilmiş olacaktır.
(Not: Yalnız ara başlıklar alınmıştır)
...
1.2.1.İstememek, Hoş Görmemek (الإنكار
)
...
1.2.2. Olumsuzluk ( النفى )
...
1.2.3. Akıldan Uzak Görmek ( الإستبعاد
)
...
1.2.4. Kınama, Azarlama ( التوبيخ
التقريع التبكيت )
...
1.2.5. ‘İtab, Serzeniş ( العتاب
)
...
1.2.6. Onaylatma ( التقرير )
...
1.2.7. Hayret, Şaşma ( التعجيب ,
التعجب)
...
1.2.8. Hatırlatma (التذآير)
...
1.2.9. İftihar,Övünmek (الإفتخار)
...
1.2.10. Bir Şeyin Şiddetini
Artırmak (التفخيم)
...
1.2.11. Dehşete Düşürmek,
Korkutmak (التهويل, التخويف )
...
1.2.12. Teshil, Tahfif, Kolay
Gösterme (التسهيل , التخفيف)
...
1.2.13. Tehdit Etmek (الوعيد , التحذير)
...
1.2.14. Teksir, Çoğaltmak (التكثير)
...
1.2.15. Eşitlik (التسوية)
...
1.2.16. İhbar, Haber Verme (الإخبار)
...
1.2.17. İfham, Bildirme (الإفهام)
...
1.2.18. Emir (الأمر)
...
1.2.19. Uyarmak (التنبيه)
...
1.2.20. Teşvik Etmek (الترغيب)
...
1.2.21. Nehiy (النهى)
...
1.2.22. Dua (الدعاء)
...
1.2.23. İstirşad, Doğruyu
Gösterme (الإسترشاد)
...
1.2.24. Arzu Etmek (التمنى)
...
1.2.25. Bir Şeyin Geciktiğini
Bildirmek (الإستبطاء)
...
1.2.26. Tahdid, Bir Şeyi Sertçe
İsteme (التحضيض)
...
1.2.27. Arz, Kibarca İsteme (العرض)
...
1.2.28. Bilmez Görünmek (التجاهل)
...
1.2.29. Yüceltmek (التعظيم)
...
1.2.30. Küçümsemek (التحقير)
...
1.2.31. İktifa, Yetinme (الإآتفاء)
...
1.2.32. Ünsiyet Peyda Etmek (الإيناس,
الإستثناس)
...
1.2.33. Alay Etmek ( التهكم- الاستهزاء
)
...
1.2.34. Te’kid (التأآيد)
...
1.2.35. Acı Duymak, Kederlenmek
(التفجع)
...
1.2.36. Ümitsizliğe Düşürmek (الإياس)
...
1.2.37. Ümitsizlik ( اليأس )
Değerlendirme:
Kur'an ilimleri ile meşgul olan âlimler ve belâğat erbabı,
istifhâmın mecazen aldığı değişik manaları kolay bir şekilde anlamak için
onlardan örnekler zikretmişlerdir. Yani omanaları, verdikleri misallerle
sınırlamamamışlardır. Çünkü istifhâmın manaları hasredilemez, kalıplar ve
kaidelerle dondurulamaz.
Şüphesiz Kur'an'da, istifhâmın mecazen aldığı manaları,
yukarıda maddeler halindezikrettiklerimizle sınırlamak doğru değildir. Buna
göre, bu manaları maddeler halindesunmamız istifhâmın ifade ettiği birbirinden
farklı manaları ortaya çıkarmak içindir. Maddeler halinde ele aldığımız bu
manalar arasında tedahüllerin olduğu, izahtan varestedir. Aynı şekilde,
herhangi bir ayette geçen istifhâmı bu manalardan sadece birisine hasretmek de
doğrudeğildir. Bu istifhâm, sadece takrir, taaccüp veya teşvik manası içindir
denilemez. Çünkü oistifhâm, birden fazla manayı verebilir.
Bu husustaki temel kaide şudur: Bu mecazî mananın tayini,
kelamın siyakına, sözü söyleyen ya da dinleyenin ruh haline (zevkine) ve
muktezayı hale tabidir. Ayrıca bu manaları kelamdan çıkarmak ve idrak etmek,'
kişinin edebî bilgi ve zevkine bağlıdır.
İstifhâmın hakiki manasından çıkması, acaba istifhâm
manasının mevcut olup yanına başka manayı alması şeklinde midir yoksa istifhâm
manasının tümden kaybolması ile mi oluyor? Bu ikisinden birisini iddia etmek
doğru değildir. Çünkü istifhâm manası, tesviye manasında görüldüğü gibi,
tümüyle kaybolurken bazen bu mana kalır ve ifade ikisine de ihtimalli bir durum
arz eder. Yani hakikî ve belağî istifhâm birbirine mütedahil ve birisi diğeri ile
mümteziç bir hal alır. Bu ise derinlemesine incelemeyle ve teemmül ile
belirlenir. Fakat istifhâmdan elde edilen bu manalara rağmen ifade yine
istifhâm olarak kalmaktadır. Yani belâğat erbabının ifadesiyle sıdk ve kizbe
ihtimalli bir haber olmamaktadır.
Sahip AKTAŞ,Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Temel İslam
Bilimleri Anabilim Dalı, 2006; Sayfa: IX + 98
https://garibantavuk.files.wordpress.com/2012/08/kuranda-istifham-uslubu.pdf
